+ Konuyu Cevapla
Toplam 5 sonuçtan 1 ile 5 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: BAZI SAHABE, TABİÎN ve ONLARDAN SONRA GELEN TASAVVUF BÜYÜKLERİNİN SON NEFESLERİNDEKİ

  1. #1
    islamseli ALLAH ASIKLARI - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    08-01-2009
    Bulunduğu Yer
    Allahümme salli ala seyyidina muhammedin ve ala alihi adede kemalillahi ve kema yeliku bi kemalih*
    Mesajlar
    12,407

    Thumbs up BAZI SAHABE, TABİÎN ve ONLARDAN SONRA GELEN TASAVVUF BÜYÜKLERİNİN SON NEFESLERİNDEKİ

    BAZI SAHABE TABİÎN ve ONLARDAN SONRA GELEN TASAVVUF BÜYÜKLERİNİN SON NEFESLERİNDEKİ SÖZLERİ

    Muâz b. Cebel (r.a) vefat anında şöyle demiştir:
    "Allahım! Şu zamana kadar senden korkuyor çekini-yordum; şimdi ise senin rahmetini ümit ediyorum. Allahım! Sen de biliyorsun ki ben dünyayı orada uzun bir müddet kalmak nehirler akıtmak ağaçlar dikmek için sevmedim; bilakis sıcakta susuzluktan kavrulanların susuzluğunu gidermek ve zikir halkalarında âlimlerle birlikte olmak için sevdim."
    Muâz b. Cebel'in (r.a) ölüm sancıları çok şiddetli geçmişti. Kimse onun gibi kıvrananı görmemişti. O baygınlığından her ayılısında "Allahım! Boğazımı ne kadar dü-ğümlersen düğümle izzetine yemin olsun ki kalbimin seni sevdiğini biliyorsun."
    Selmân-ı Fârisî (r.a) vefatı yaklaşınca ağlamaya başladı. Kendisine "Sizi ağlatan nedir?" diye sorulduğunda "Dünyadan kopacağıma ağlamıyorum. Resûlullah (s.a.v) vefat etmeden önce hepimizden dünyalık olarak bir yolcunun yanına aldığından daha fazlasını almamamız için söz
    almıştı. İşte üzüntüm bu husustaki endişem sebebiyledir" dedi. Selmân (r.a) vefat ettikten sonra terekesinin 10 küsur dirhem kadar olduğu görüldü.
    Bilâl-i Habeşî (r.a) vefat edeceği sıra hanımı "Vay başımıza gelenler!"diye feryat etmeye başladı. Hz. Bilâl (r.a) "Aksine! Bu benim için büyük bir mutluluk zira yarın ahbaplarıma Muhammed'e ve onun dostlarına kavuşacağım" dedi.
    Anlatıldığına göre Abdullah b. Mübarek (rah) vefatı esnasında gözlerini açtı gülümsedi ve "Çalışanlar böylesi bir kurtuluş (ve saadet) için çalışsınlar"m âyetini okudu.
    İbrahim-i Nehâî (rah) vefatı esnasında ağladı. Kendisine neden ağladığı sorulduğunda "Allah'tan cennet ya da cehennemle beni müjdeleyecek bir elçi bekliyorum ondan" diye cevap verdi.
    Muhammed b. Münkedir vefat etmeden kısa bir müddet önce ağlamaya başladı. Kendisine "Sizi böyle ağlatan nedir?" diye sorulduğunda şöyle dedi: "Vallahi bu ağlamam bilerek yaptığım bir günahın hatırıma gelmesinden dolayı değildir. Belki önemsiz zannettiğim bir günahın Allah (c.c) katında büyük olması ve bu sebeple cezalandırılacağım korkusundandır."
    Zühd ehli bir zat olan Âmir b. Abdikays vefatı esnasında ağlamaya başladı. Kendisine"Sizi ağlatan şey nedir?" diye sorulduğunda şöyle demiştir: "Ölümden korktuğum ya da hâlâ dünyaya hırslı olduğum için ağlamıyorum; ben yazın sıcaktan kavrulanlara su dağıtmak için kaçırdığım fırsatlara ve kışın kalkmadığım gece namazlarına ağlıyorum."
    Sâffât 37/61.

    Fudayl b. İyâz (rah) son anlarında bir ara bayıldı sonra gözlerini açtı ve "Eyvah! Bu ne uzun yolculuk yanımda ise ne az azık var!" dedi.
    Abdullah b. Mübarek (rah) son anlarında azatlı kölesi Nasr'a "Başımı toprağa koy" dedi. Nasr ağlamaya başladı. İbnü'l-Mübârek "Niye ağlıyorsun" diye sordu. Nasr "Sizin o bolluk ve zenginlik zamanlarınızı hatırladım şimdi ise fakir ve garip biri olarak hayata veda ediyorsunuz" dedi. İbnü'l-Mübârek (rah) "Sus sesini çıkarma! Çünkü ben Allah'tan beni zenginlerin yaşantısı gibi yaşatmasını ve fakirlerin ölümü gibi öldürmesini istemiştim. Şimdi bana keli-me-i tevhidi telkin et ve ben tekrarlamadığım müddetçe ikinci kez söyleme" dedi.
    Atâ b. Yesâr-ı Medenî anlatıyor: İblîs son nefeslerini vermekte olan bir adama gözükerek "Kurtuldun" dedi. Adam "Henüz senin şerrinden emin olmuş değilim!" dedi.
    Yine sûfîlerden ölmek üzere olan biri ağladı neden ağladığı sorulunca "Allah Teâlâ'nın 'Allah ancak takva sahiplerini kabul eder'115 âyetini düşündüm o sebeple ağlıyorum" demiştir.
    Hasan-ı Basrî (rah) ölümü yaklaşan bir hastanın ziyaretine gitti. Oradakilere şöyle dedi: "Bu ölüm işinin evveli budur onun sonundan elbette sakınmak gerekir. Şu dünyanın da sonu budur bunu gören kimsenin elbette işin başında ondan gönlünü çekmesi gerekir."
    Cerîrî (rah) anlatıyor: Son nefeslerini verirken ben de Cüneyd-i Bağdâdî'nin (rah) yanındaydım. Günlerden cuma ve ayrıca nevruzdu.116 Kur'an okuyor hatim etmeye çalışıyordu. Ben "Ey Ebü'l-Kâsım! Bu halinde de mi Kur'an okumakla meşgulsün?" dedim bana "Defterim dürülmek
    115 Mâide 5/37.
    116 Nevruz: Baharın ilk günlerinde yapılan özellikle Ortadoğu folklorunda yaygın olan şenlik baharı karşılama bayramı.

    üzere iken bunu yapmaya benden daha lâyık kim olabilir ki?" dedi.
    Ruveym (rah) anlatıyor: Ebû Saîd el-Harrâz'ın vefatında yanındaydım. Son nefeslerinde şöyle diyordu:
    Ariflerin kalplerinin inilti ve meyli yalnızca O'nun zikri içindir. Münâcâtlarındaki sırlı zikirler yine O'nadır.
    Ölümünün kâseleri gezdirilince onların üstünde her şükür sahibi biri gibi dünyadan ayrılıp ilâhî rahmete kavuşurlar.
    Onların gayretleri gökteki parlak yıldızlar gibi parlayan Allahın sevdiği kulların ordusuna katılmaktır.
    Öldürülürken onun sevgisiyle bedenleri ruhları perdeler altında en yüksek zirvelere doğru çıkmaktadır.
    Onlar bu yolculuklarını ancak sevgililerinin yanında son buldururlar. Ruhları kendilerinden ayrılırken bir acı veya zarar da görmezler.
    Cüneyd-i Bağdâdî'ye "Ebû Saîd Harrâz (rah) ruhunu teslim ederken çokça vecde ve cezbeye kapıldı bu hususta ne dersiniz?" diye sorulunca Cüneyd "Onun ruhunun rabbine kavuşmak için iştiyak ile uçması şaşılacak bir olay değildir" demiştir.
    Vefatı sırasında Zünnûn-i Mısrî'ye (rah) "Canın ne istiyor?" diye sorulduğunda Zünnûn "Evet ölümümden önce bir anlık da olsa onu gerçek mânada tanımak istiyorum" demiştir.
    Yine ruhunu teslim etmek üzere olan bir velîye yanındakiler "Allah de" diye telkinde bulunduklarında velî "Ne zamana kadar böyle deyip duracaksınız? Ben zaten Allah aşkı ile yanmaktayım" dedi.
    Sâlihlerden biri anlatıyor: "Mümşâd-ı Dîneverî'nin (rah) yanında idim. Simasından hal ehli biri olduğu anlaşılan bir fakir çıkageldi. Selâm verdi biz de selâmını aldık. Bize 'Burada bir insanın ölebileceği temiz bir mekân var mı?' di-


    ye sordu. Ona temiz bir yer bir de çeşme gösterildi. Bu fakir adam çeşmeye gidip abdestini tazeledi sonra biraz namaz kıldı ardından kendisine gösterilen yere gelerek uzandı. Biraz sonra gözlerini kapadı ve oracıkta öldü."
    Ebü'l-Abbas-ı Dîneverî bir mecliste konuşma yapıyordu. Onun sohbetini dinleyen kadınlardan biri aşka gelerek bir sayha attı. Ebü'l-Abbas erkeklerin yanında böyle bir şeyin yapılmasından hoşlanmadı ve kadına
    "Gerçekten kendini Allah'ta fâni olmuş onun aşkında garkolmuş hissediyorsan öl" dedi. Kadın kalkarak mescidin kapısına doğru ilerledi. Tam çıkmak üzereyken Ebü'l-Abbas'a döndü: (İçinden Allah'ın kendisini mahcup etmemesini istedi ve kendinde zuhur eden o halin doğru olduğu ispat için ölmeyi temenni etti. Allah duasını kabul etti) ve kadın "işte öldüm" diyerek orada ruhunu teslim etti.
    Ebû Ali-i Rûzbârî'nin kız kardeşi anlatıyor: "Kardeşim Ebû Ali son nefeslerini verirken başı kucağımda idi. Baygındı bir ara gözlerini açtı ve
    'İşte bunlar gökyüzünün kapıları açılmışlar. Bunlar ise cennetler süslenmişler. Biri bana Ey Ebû Ali! Her ne kadar sen istememiş olsan da biz seni en yüksek derecelere çıkardık' diyor.
    Ebû Ali sonra şu beyitleri okudu: Senin hakkına yemin olsun ki seni görene dek hiçbir kimseye muhabbet gözüyle bakmadım.
    (Ey sevgili) Bir an senden gafil kalsam senin bana azap edeceğini biliyorum bir de senin hayandan dolayı kızaran yanaklar bana azap eder.117
    117 Zebîdî Kuşeyri Risâlesi'nöe de geçen bu şiirin başka bir yazma nüshada şu şekilde geçtiğini kaydeder:
    (Ey sevgili!) Sona erdirsen de sana olan sevgimi Bu kalbim yine senden gayrisine meyletmez ki. (bk. Zebîdî İthaf 14/228).
    Son nefeslerini vermek üzere olan Cüneyd-i Bağdâ-dî'ye "Lâ ilahe illallah de" diye telkinde bulunduklarında Cüneyd "Ben O'nu unutmadım ki hatırlamaya çalışayım!" demiştir.
    Şiblî'nin hizmetçisi Ca'fer b. Nusayr (el-Huldî) Bekrân-ı Dîneverî'ye "Vefatı esnasında onda ne gibi haller gördün" diye sorulduğunda Ca'fer "Şiblî bana 'Üzerimde bir mazlumun bir dirhem hakkı vardı. Sonra o parayı sahibi namına binlerce misliyle sadaka olarak verdim ama şu anda kalbimi rahatsız eden ondan daha büyük bir şey yok' dedi." Sonra "Haydi bana abdest almamda yardımcı ol" dedi. Ben de ona abdest aldırdım. Sakallarının arasını hilâl-lemeyi unuttum o anda dili tutuktu. Elimden tuttu parmaklarımı sakallarının arasına soktu ve onu hilâllettirdi sonra ruhunu teslim etti. Ca'fer bunları anlattıktan sonra ağlayarak der ki: "Ömrünün son nefeslerinde dahi dinin edeplerinden bir edebi bile terketmeyen biri hakkında ne dersiniz?"
    Bişr-i Hâfî'nin vefatının son anlarında sıkıntılı sıkıntılı davrandığını gören biri "Sanki hayatı arzuluyor gibisin?" dediğinde Bişr "Evet Allah'ın huzuruna varmak gerçekten de zor bir iş!" dedi.
    Salih b. Mismâr'a "Oğlunu ve aileni kendilerini gözetmeleri için birilerine vasiyet etmeyecek misin?" diye sorduklarında: "Onları Allah'tan gayrisine havale etmekten haya ederim" demiştir.
    Ebû Süleyman Dârânî ağırlaştığı zaman dostları ziyaretine gelerek "Müjdeler olsun! Çok bağışlayan ve esirgeyen rabbinin huzuruna gidiyorsun" dediler. Ebû Süleyman "Bunun yerine 'Küçük günahların hesabını soran büyüklerin de cezasını veren Allah'ın yanına varıyorsun' desenize!" dedi.

    Ebû Bekir-i Vâsıtî (rah) ölüm döşeğine düştüğü zaman kendisine "Bize vasiyette bulun" denildiğinde hazret "Allah'ın sizdeki haklarını muhafaza edin" dedi.
    Sâlihlerden biri son anlarına yaklaşınca hanımı ağlamaya başladı. "Neden ağlıyorsun?" diye sorduğunda "Senin için ağlıyorum" der. Salih "Şayet ağlayacaksan kendine ağla yoksa ben kırk yıldır bugünüm için ağlamaktayım"
    dedi.
    Cüneyd-i Bağdadî (rah) anlatıyor: "Ölüm hastalığında üstadım Serî-i Sakatî'nin ziyaretine gittim.
    "Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?" diye sordum bana şu bey iti okudu:
    Başıma gelenler doktorumdan olunca ona bunları nasıl şikâyet edeyim!
    Sonra onu serinletmek için bir yelpaze aldım. Bunu görünce "Ciğeri yanan biri yelpazenin serinliği ile ne bulacak?" dedi ve şu beyitleri okudu:
    Kalp kavrulmuş göz yaşları dinmek bilmiyor keder keder üstüne sabırsa bölük pörçük...
    Nasıl istikrar bulsun o kimsenin nefsi kararsız hevâ ve hevesi ona günah işletmeye devam ettikçe...
    Ey rabbim! Benim için kurtuluş sağlayacak bir şey kalmışsa ihsan et onu bana son nefeslerimde olsa da...
    Anlatıldığına göre Ebû Bekir Şiblî'nin arkadaşlarından bir grup ölüm hastalığında iken ona ziyarete geldiler ve
    kendisine
    "Lâ ilahe illallah de" diye telkinde bulundular. Bunun üzerine Şiblî şu beyitleri okudu:
    Bir ev ki sen varsan orada artık ihtiyaç yoktur ışığa Geldikleri zaman delilleriyle bütün insanlık bizim delilimiz ümidimizi bağladığımız cemâlindir artık.

    Bir gün olsun kurtulmayı beklersem senden eğer vermesin Allah onu bana.
    Anlatıldığına göre Ebü'l-Abbas b. Atâ hayatının son anlarında Cüneyd-i Bağdâdî'nin yanına geldi. Selâm verdi fakat Cüneyd hemen selâmını almadı. Aradan bir müddet geçtikten sonra selâmını aldı ve "Selâmını geç aldığım için özür dilerim çünkü ben günlük virdimi (zikrimi) çekiyordum" dedi. Sonra yüzünü kıbleye doğru çevirdi Allahü-ekber dedi ve ruhunu teslim etti.
    Ölüm döşeğinde yatan Kettânî'ye (rah) "Amellerin ne türdendi? diye sorulur. Kettânî "Ecelim yaklaşmış olmasaydı onu size anlatmazdım" dedi ve ardından şu halini anlattı:
    "Kırk yıldan beri kalbimin kapısında bekledim. Oradan Allah'ın rızâsının dışında bir şeyin geçtiğini gördüğümde onu hemen kalbimden uzaklaştırdım."
    Mu'temir'in anlattığı bir kıssa şöyledir: Hakem b. Abdül-melik ölüm döşeğine düşüp de insanlar onu ziyaret ettiklerinde aralarında ben de vardım. "Allahım! Ona ölüm sancılarını kolaylaştır" diye ona duada bulundum. Ardından birçok iyiliğini zikrettim. Hakem bir zaman sonra kendine geldi ve "O konuşan kimdi?" diye sordu. "Benim" dedim. Hakem "Ölüm meleği bana 'Korkma! Ben her cömerde karşı çok yumuşak davranırım' dedi." Sonra ruhunu teslim etti.
    Yusuf b. Esbât-ı Şeybânî (rah) ölüm döşeğine düştüğü zaman dostu Huzeyfetü'l-Mar'aşî (rah) onun ziyaretine geldi. Onu sıkıntılı ve huzursuz bir vaziyette bir o yana bir bu yana sallandığını görünce "Ebû Muhammedi Şimdi sıkıntı ve sızlanmanın zamanı mıdır?" dedi. Yusuf b. Esbât "Ebû Abdullah! Nasıl sızlanmayayım nasıl tedirgin olma-

    yayım Allah için ihlâsla sadıkane olarak yaptığım bir amelimi hatırlamıyorum ki!" dedi.
    Huzeyfe demiştir ki: "Hayret doğrusu; böyle sâlih bir insan öleceği vakit bile Allah için ihlâslı bir ameli olmadığına yemin edebiliyor!"
    Megâzilî anlatıyor: Şu sûfî arkadaşlarımızdan yaşlı ve hasta bir adamın yanına gittim. Son nefeslerini vermekteydi. Diyordu ki: "Ey rabbim! Bana dilediğini yapma imkânın var; bana yumuşak davran!"
    Vefatı esnasında şeyhlerden biri Mümşâd-ı Dîneverî'yi ziyarete geldi. "Allah (c.c) sana şöyle şöyle ikramlarda bulunsun böyle ikram etsin..." diye dualarda bulundu. Müm-şâd güldü ve
    "Otuz senedir cennet ve nimetleri bana arzedilmektedir ancak ben onlara gözümün ucuyla dahi bakmış değilim" dedi.118
    Son nefeslerini vermekte olan Ruveym'e (rah) "Lâ ilahe illallah de" diye telkinde bulunduklarında Ruveym onlara " Zaten ben ondan başka bir kelimeyi doğru dürüst söyleyemem ki?" karşılığını verir.
    Ölüm döşeğindeki Ebü'l-Hüseyin Nûrî'ye "Lâ ilahe illallah de!" diye telkinde bulunduklarında hazret "Bu anda ondan başka önemli bir iş mi var!" demiştir.
    Ebû Yahyâ-i Müzenî ölüm hastalığında İmam Şafiî'yi ziyaret etti. Ona lakabıyla hitap ederek "Ebû Abdullah halin nasıl?" diye sordu İmam Şafiî
    "Dünyadan göç etmek kardeşlerimden ayrılmak kötü amellerimle yüz yüze gelmek ölüm kadehini içmek ve rab-bime varmak üzereyim. Bilemiyorum ruhum cennete mi uçacak ki onu müjdeleyeyim; yoksa cehenneme mi gide-
    1 Bu durum özellikle sâlihlerin son nefeslerinde görülen bir istiğrak halidir. Allah'ın rızâsından ve O'nun cemâlinden başka hiçbir şey istememek anlamına gelmektedir.

    cek ona tahammül edeyim?" dedi ve ardından şu beyitleri okudu:
    Kalbim taşlaşıp yollarım tıkandığında
    Teslim ettim ümitlerimi senin affına.
    Çok büyük geldi günahlarım bana
    Ancak ne zaman ki geldi senin affınla yan yana
    Senin affını daha büyük gördüm onun yanında.
    Affettin sen daima kullarının günahlarını
    Eksik etmedin cömertliğini affını ve ihsanını.
    Kurtulamazdı hiçbir kul şeytanın aldatmasından
    Sen olmasaydın eğer
    Nasıl kurtulsun ki aldatmıştı o temiz kulun
    Âdem'i meğer!
    Son demlerini yaşayan Ahmed b. Hadraveyh'e bir mesele soruldu hazret ağlamaya başladı ve
    "Yavrucuğum! Tam doksan beş senedir çalmakta olduğum kapı bugün açıldı. Cennete mi yoksa cehenneme mi açılacağını bilemiyorum. Bu durumda ne cevap vereyim ki?" dedi.
    işte ariflerin son sözleri bu şekilde.
    Bu sözlerin her birinin farklı farklı olması onlara galebe çalan korku ümit şevk ve sevgi sebebiyledir. Herkes o anki durumuna göre farklı beyanlarda bulunmuştur. Her birinin dediği kendi makamına göre doğrudur.

  2. #2
    Astemerya Gûl-i Misbah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    18-03-2008
    Bulunduğu Yer
    Kayıplardan..
    Mesajlar
    2,449

    Standart

    Kalbim taşlaşıp yollarım tıkandığında
    Teslim ettim ümitlerimi senin affına.

    Çok büyük geldi günahlarım bana
    Ancak ne zaman ki geldi senin affınla yan yana
    Senin affını daha büyük gördüm onun yanında.
    Affettin sen daima kullarının günahlarını
    Eksik etmedin cömertliğini affını ve ihsanını.
    Kurtulamazdı hiçbir kul şeytanın aldatmasından
    Sen olmasaydın eğer
    Nasıl kurtulsun ki aldatmıştı o temiz kulun
    Âdem'i meğer!

    Rabbim şefaatlerine nail eylesin bizleri..
    iLmİN MeKAnI mEdReSELeR;

    a$KıN mEkaNı MeKAnSıZLıkTıR....


  3. #3
    lal
    lal isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    islamseli lal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    17-05-2009
    Bulunduğu Yer
    istanbul
    Yaş
    36
    Mesajlar
    4,669

    Standart

    Fudayl b. İyâz (rah) son anlarında bir ara bayıldı sonra gözlerini açtı ve "Eyvah! Bu ne uzun yolculuk yanımda ise ne az azık var!" dedi.

    Allah Dostları bile böyle söylüyorsa vah bizim halimize.....Rabbim razı olsun kardeşim emeğine sağlık

  4. #4
    islamseli hakan_tr - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    29-06-2009
    Mesajlar
    288

    Standart

    Selmân-ı Fârisî (r.a) vefatı yaklaşınca ağlamaya başladı. Kendisine "Sizi ağlatan nedir?" diye sorulduğunda "Dünyadan kopacağıma ağlamıyorum. Resûlullah (s.a.v) vefat etmeden önce hepimizden dünyalık olarak bir yolcunun yanına aldığından daha fazlasını almamamız için söz almıştı. İşte üzüntüm bu husustaki endişem sebebiyledir" dedi. Selmân (r.a) vefat ettikten sonra terekesinin 10 küsur dirhem kadar olduğu görüldü.

    Allah'ım sen affet bizleri.
    HTML-Kodu:
    Gözüm, aklım, fikrim var deme hepsini öldür!
    Sana çöl gibi gelen, O (cc) göl diyorsa göldür!

  5. #5
    islamseli ALLAH ASIKLARI - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    08-01-2009
    Bulunduğu Yer
    Allahümme salli ala seyyidina muhammedin ve ala alihi adede kemalillahi ve kema yeliku bi kemalih*
    Mesajlar
    12,407

    Standart

    ecmaiyn inşallahuteala kardeşlerim

+ Konuyu Cevapla

Yetkileriniz

  • Konu açma yetkiniz yok.
  • Cevap yazma yetkiniz yok.
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok.
  • Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.