ßediüzzaman Said Nursi'den Müslümanlara Hatırlatmalar-4
Bu bölümde bir müminin ihlasını nelerin zedeleyebileceği üzerinde durduk ve nefsin rekabethırs
kıskançlık
kendi nefsini müminlerin nefsine tercih etme gibi özelliklerini inceledik. İşte nefsin ihlası zedeleyen bu gibi özelliklerinin hepsinin ardında çok daha büyük ve şeytani bir özelliği yatmaktadır: Enaniyet.
Enaniyetinsanın Allah'ın karşısındaki aczini unutarak kibirlenmesi
diğer insanları kendinden aşağı görmesi ve büyüklük hissine kapılmasıdır. Oysa insan çok aciz bir varlıktır. Var olmak ve varlığını devam ettirebilmek için Allah'ın gücüne muhtaçtır. İnsanı yoktan var eden
ona ruh veren
barındıran
yediren
içiren
nefes aldıran ve saymakla bitiremeyeceğimiz kadar çok nimet bahşeden güç
alemlerin Rabbi olan Allah'tır. Bu apaçık gerçeğe rağmen insanın kendisini Allah'tan bağımsız bir varlık olarak görüp
sahip olduğu özelliklerin ya da yeteneklerin kendinden kaynaklandığını sanması elbette ki çok büyük bir yanılgıdır.
Gerçekte insanın enaniyet yapabileceğikibirlenebileceği bir durumu yoktur. Allah'ın dilediği anda insana lütfederek verdiği tüm özellikleri geri almaya kadir olması
bunun en açık kanıtıdır. Güzelliğinden
bilgi ya da becerisinden
zenginliğinden ya da toplum içerisinde elde etmiş olduğu konumundan dolayı büyüklük hissine kapılan insanların
bu özelliklerini herhangi bir sebeple yitirdiklerinde ne hale geldiklerine zaman zaman hepimiz şahit olmuşuzdur. Eğer tüm bunlar kişilerin kendilerinden kaynaklanan mutlak özellikler olmuş olsaydı
bunları yitirmeleri de hiçbir zaman için söz konusu olmazdı. Nitekim Allah insanların bu gerçeği anlayabilmeleri için dünya hayatında pek çok zorluk ve sıkıntı yaratmakta
yaşlılık
hastalık gibi pek çok acizliklerle de insanı denemektedir.
Sahip olduklarını kendisine verenin Allah olduğunuO'nun yardımı ve desteği olmaksızın hiçbir şeye güç yetiremeyeceğini anlayan bir kimse ise
Allah'ın yaratışındaki bu hikmeti görebilmekte ve aczini anlayarak tevazulu bir ahlaka sahip olmaktadır. Bediüzzaman enaniyeti bırakmanın
ihlası kazanmada en önemli adım olduğunu da bir sözünde şu şekilde ifade eder:
"Ve hakkıbâtılın saldırısından kurtarmak için... nefsini ve enaniyetini ve yanlış düşündüğü izzetini ve ehemniyetsiz rekabetkârane hissiyatını terk etmekle ihlası kazanır
vazifesini hakkıyla îfa eder."
Bu ahlakın yaşanması ihlasın kazanılabilmesi için gereklidir. Çünkü enaniyet kişinin Allah'ın razı olacağı tavırdan değil dekendi nefsinden yana tavır göstermesine neden olur. Enaniyet insanın herkesten çok kendini sevmesi
herkesten çok kendi benliğinin sözünü dinleyip
herkesten çok kendi menfaatlerini korumasıdır. Öyle ki bu durum çoğu zaman kişi için Allah'ın rızasının
Kuran ayetlerinin ya da müminlerden gelecek olan hatırlatmaların üstünde olabilir. Çünkü büyüklenme hissine kapılan bir insan
vicdanını dışarıdan gelecek hatırlatmalara karşı da kapatmış olur. Vicdanının sesine kulak asmadığı için olaylar karşısında ihlaslı davranabilmesi de söz konusu olmaz.
Kuran'da Allah enaniyetin bu etkisine"Ona: "Allah'tan kork" denildiğindeayetiyle dikkat çekmiştir. Mümine asıl yakışan isebüyüklük gururu onu günaha sürükler
kuşatır. Böylesine cehennem yeter; ne kötü bir yataktır o." (Bakara Suresi
206)
"İnsanlardan öylesi vardır ki) ayetiyle bildirildiği gibi böyle bir durum karşısında nefsini ve enaniyetini bir kenara koyup Allah'ın rızasından yana tavır koymasıdır. Allah kendilerine gönderilen elçilere karşı büyüklenen kavimlerin uğradıkları sonu ise Kasas Suresi'nde şu şekilde bildirir:Allah'ın rızasını ara(yıp kazan)mak amacıyla nefsini satın alır. Allah
kullarına karşı şefkatli olandır." (Bakara Suresi
207
Dedi ki: "Bubende olan bir bilgi dolayısıyla bana verilmiştir." Bilmez mi
ki gerçekten Allah
kendisinden önceki nesillerden kuvvet bakımından kendisinden daha güçlü ve insan-sayısı bakımından daha çok olan kimseleri yıkıma uğratmıştır. Suçlu-günahkarlardan kendi günahları sorulmaz. (Kasas Suresi
78)
Enaniyetin neler kaybettirdiğini fark etmek
Enaniyetin ihlasa verdiği zararları hayatın her aşamasında görebilmek mümkündür. Diğer insanlardan daha büyük olduğu iddiasına kapılan bir insanbu kimselerden gelecek her türlü eleştiri
uyarı ya da tavsiyeye kapalıdır. Karşı taraf kendisinin düşünemediği önemli bir konuyu hatırlatsa bile
üstünlük iddiası ağır basar ve kişi doğru olana teslim olmak yerine yanlış da olsa kendi dediğini savunur. Dolayısıyla da ihlastan uzaklaşmış
adeta nefsinin emrine girmiş olur. Oysaki böyle bir durum karşısında ihlasa uygun olan
kişinin haklı olduğu bir konuda bile karşı tarafın sözüne uyabilmesi
üstünlük sağlama arzusuna kapılmadan teslimiyet gösterebilmesidir. Bunun için gerekli olan ise öncelikle kişinin enaniyete sebep veren benlik duygusunu bir kenara bırakması
nefsini müdafaa etmekten vazgeçmesidir. Ancak o zaman Kuran ruhuna uygun bir tavır gösterebilecek ve ancak o zaman ihlasla hareket edebilecektir. Nitekim Bediüzzaman Said Nursi bir sözünde enaniyetin neden olduğu bu üstünlük sağlama ve haklı çıkma hırsına yönelik en etkili çözümün 'nefse taraftar olmadan müminlerin aklına teslim olmak' olduğunu hatırlatmıştır:
… Bu illetin yegane çaresi: Nefsini suçlu duruma düşürmek değil ve nefsine değil daima karşısındaki meslekdaşına tarafdar olmak. Fenn-i adab ve ilm-i münazaranın alimleri (terbiyebilgi eğitimi ve karşılıklı konuşma ilminin alimleri) arasındaki doğruluktan
haktan ayrılmama ve bununla birlikte merhamet
adalet dairesinde hareket kaidesi olan şu: "Eğer bir mes'elenin tartışılmasında kendi sözünün haklı çıktığına tarafdar olup ve kendi haklı çıktığına sevinse ve hasmının haksız ve yanlış olduğuna memnun olsa
insafsızdır." Hem zarar eder. Çünki haklı çıktığı vakit o tartışmada bilmediği bir şeyi öğrenmiyor
belki gurur ihtimaliyle zarar edebilir. Eğer hak hasmının elinde çıksa; zararsız
bilmediği bir mes'eleyi öğrenip
kazanç sağlamış olur
nefsin gururundan kurtulur. Demek insaflı hakperest
hakkın hatırı için nefsin hatırını kırıyor. Hasmının elinde hakkı görse
yine rıza ile kabul edip
tarafdar çıkar
memnun olur.
İnsanın elde ettiği başarıları kendinden bilmesi de enaniyetten kaynaklanmaktadır ve ihlası zedeleyen bir tavırdır. Oysa insanlara aklı da yeteneği de veren ancak Allah'tır."Dediler ki: "Sen Yücesinayetiyle hatırlatıldığı gibi insanın Allah'ın kendisine öğrettiğinin dışında hiçbir bilgisi yoktur. İnsan Allah'ın yoktan var ettiğibize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen
herşeyi bilen
hüküm ve hikmet sahibi olansın." (Bakara Suresi
32)"
aciz bir varlıktır. İnsanın güç getirebildiği herşey Allah'ın kendisine ihsanda bulunmasıyla ve kuvvet vermesiyle gerçekleşmektedir. Allah'ın sınırsız aklı
sonsuz gücü ve bilgisinin yanında
aciz bir varlık olan insanın elde ettiği başarıları kendinden bilmesi büyük bir gaflet olur. Ancak ne var ki
bir kez büyüklenme iddiasına kapılan bir insan tüm bu gerçekleri bir anda unutmakta
yaptıklarından kendisine pay çıkarabilmektedir. Elde ettiği başarılarla enaniyete kapılıp ihlastan uzaklaşabilmektedir. Samimi bir mümine yakışan ise dünyanın en üstün yeteneklerine sahip
en akıllı
en mükemmel insanı da olsa asla bunları kendinden bilmemesi ve enaniyete kapılmamasıdır. Eğer sahip olduğu tüm bu nimetlere rağmen aczinin farkında olarak hareket ederse
Allah ona daha da güzel nimetler ihsan edecek ve bu ihlaslı tavrından dolayı onu rahmetine
rızasına ve cennetine kavuşturacaktır. Oysa insanların büyük bir bölümü dünya hayatının bir deneme olduğunu unutup
kendilerine bir sıkıntı isabet ettiğinde Allah'a yönelir
sonra bir nimete kavuştuklarında ise nankörlük ederler. Nimetleri kendi kabiliyetleri sayesinde elde ettiklerini
bunun kendi başarıları olduğunu düşünerek çok büyük bir yanılgıya düşerler. Allah Zümer Suresi'nde şu şekilde buyurmaktadır:
İnsana bir zarar dokunduğu zamanbize dua eder; sonra tarafımızdan ona bir nimet ihsan ettiğimizde
der ki: "Bu
bana ancak bir bilgi(m) dolayısıyla verildi." Hayır; bu bir fitne (kendisini bir deneme)dir. Ancak çoğu bilmiyorlar. (Zümer Suresi
49)
Yine enaniyetin etkisiyle insanların sıkça içerisine düşebildikleri bir başka hata da'ön plana çıkma hırsı'dır. Nefis insanı hayırlı işlerde ve salih amellerde dahi rahmani olmayan bir hırsa sevk edebilmekte ve makul gibi görünen mazeretlerle insanların ihlaslarını kırmaya çalışmaktadır. Said Nursi'nin "Hem ihlas ve hakperestlik ise
Müslümanların nereden ve kimden olursa olsun istifadelerine tarafdar olmaktır. Yoksa
"Benden ders alıp sevab kazandırsınlar" düşüncesiörneği ile dikkat çektiği gibi kimi insanlar karşılaştıkları bazı işlerdenefsin ve enaniyetin bir hilesidir."
o işin en güzel şekilde yapılmasından ya da sonuç bakımından fayda vermesinden çok "bu işi yapan kişi ben olayım" mantığıyla hareket ederler. Ön plana çıkma arzusunun ve enaniyetin hakim olduğu bu davranış ihlası tamamen zedeler.
Bediüzzaman'ın"…"Bu sevabı ben kazanayımCOLOR="purple"]bu insanlara ben doğru yolu göstereyim
benim sözümü dinlesinler." diye
karşısındaki hakikî kardeşi ve cidden muhabbet ve gücüne ve kardeşliğine ve yardımına muhtaç bir zâta karşı rekabetkârane vaziyet alır.[
"Talebelerim ne için onun yanına gidiyorlar? Ne için onun kadar talebem bulunmuyor?" diye[/color]sözleriyle ifade ettiği gibi aksi bir tavırda insan mümin kardeşine karşı bir rekabet içerisine girmiş olur. Güzel bir sorumluluğa bir başkasının talip olmasını ve bunu başarıyla sonuçlandırmasını istememekenaniyeti oradan fırsat bulup
kötü bir huy olan makam mevki sevgisine meylettirir
ihlası kaçırır
riya kapısını açar."
bir anlamda da onun ecir kazanmasını
ahireti için fayda getirecek güzel bir sorumluluk yüklenmesini istememek demektir. Oysaki Kuran'a ve ihlasa en uygun olan tavır
diğer inananların ahiretlerine de vesile olmak
kendisi gibi onların da Allah'ın razı olacağı işlerde bulunmalarını teşvik etmek olmalıdır.
Müslüman kendisi ne kadar salih amelde bulunmak istiyorsaonların da aynı şekilde ecir kazanmalarını ve ahiretleri adına güzel işler yapabilmelerini istemelidir. "Bu işi yapabilecek en ehil kişi benim"
"bu işi ne kadar iyi yapabileceğimi görsünler de ne kadar üstün meziyetlere sahip olduğumu daha iyi anlasınlar" ya da "bu işi ben üstleneyim ki müminlerin gözünde iyi bir prestij ve makam elde edeyim" gibi düşüncelerle hayırlı bir işi bir hırs konusu haline getirmek ihlasa uygun olmaz. Bunun yerine bu işte bir başka mümine öncelik tanıyıp
onun ne kadar üstün özelliklere sahip olduğunu ön plana çıkararak güzel ahlak göstermiş ve ihlaslı bir harekette bulunmuş olur. Bediüzzaman Said Nursi enaniyet ve ön plana çıkma hırsına çözüm olacak şöyle bir tavsiyede bulunmuştur:
Bu mühim illetin merhemi ve ilâcı: "Allah sevgisi" sırrıylahak yoluna gidenlere refakatla iftihar etmek ve arkalarından gitmek ve imamlık şerefini onlara bırakmak ve o Hak yolunda kim olursa olsun kendinden daha iyi olduğunun ihtimaliyle enaniyetinden vazgeçip ihlası kazanmak ve ihlas ile bir gram amelin
ihlassız kilolarca amele tercih olunduğunu bilmekle ve dolayısıyla mesuliyetlerini bilerek ve zararlı olan liderlik hırsından vazgeçmekle o illetten kurtulur ve ihlası kazanır
ahirete yönelik vazifesini hakkıyla yapabilir.
Said Nursi bu sözleriyle ihlasın önemine bir kez daha dikkat çekmekte ve ahiret yurdunu hedefleyen insanların enaniyetliderlik hırsı ve rekabet duygusu gibi bencil duygularından sıyrılmaları gerektiğini hatırlatmaktadır. Bunun için söz konusu olan din adına yapılacak bir hizmet dahi olsa
ihlasından dolayı bunda bir başka mümine öncelik tanıyabilmesinin
onu ön plana çıkarabilmesinin ve onun başarılarıyla iftihar edebilmesinin önemine dikkat çekmiştir. Başkalarının kendisinden daha üstün olabileceğine inanıp
onlara teslim olabilmesinin ihlasa daha uygun olacağını hatırlatmıştır.