GENÇLİK POPSTAR TELEVOLE
NASIL DÜŞTÜK BU HALE?
Gençlik… Hayatın nevbaharı…
Gençlik…Yaşam treninin ilk vagonu…
Gençlik… Ebedî âleme uzanan yolun rotasını belirleyen en ehemmiyetli zaman dilimi.
Gençlik… Insanın nefsanîşehvanî ve dünyevî his ve düşüncelerinin en zirvede olduğu dönem…
Gençlik… Iyi değerlendirildiğinde ebedî âlemde insanı mutlu ve bahtiyar eden "kenzü'l–sürûr." Menfi yönde geçirildiğinde iseinsana hem dünyayı hem de ukbâyı "dâr–ı sefalet ve zindan–ı ebedî" eden
kıymetli hayat dilimi…
Hiç düşündünüz mü? Hazreti Âdem yaratılırken bebek olarak mıyaşlı olarak mı
yoksa "genç" olarak mı yaratıldı? Elbette ki genç olarak yaratıldı. Çünkü gençlik öyle bir dönemdir ki
terkib–i mayasında hem çocukluk his ve düşünceleri
hem yaşlılık istek
korku ve vehimleri hem de özüne uygun olan dinamik
hayalci
sınır ve kural tanımaz ele avuca sığmaz civalık yapı ve terkibatı…
Bundan dolayıdır kigençler (erkek ve kızlar) içinde bulundukları küçük veya büyük sosyal gruplara veya topluluklara hemen uyum sağlar
aynen civanın konduğu kabın şeklini alması gibi…
Gençler ve gençlik…
Bir toplumun mihenk taşıtemeli
özü… Bir toplumun geleceğinin garantisi
o toplumun genç nüfus kitlesidir. Bundan dolayı bütün toplumlar
sistemler
düşünce ve ideoloji grupları her zaman genç kitleler üzerinde toplum mühendisliği ve ütopik plân ve projeler içerisinde olmuşlardır. Çünkü her türlü düşünce ve ideoloji grupları çok iyi bilirler ki
en ağır yük
en zor görevi yani en fazla beyin ve ruh jimnastiğini kaldırabilecek kabiliyet
enerji ve güce sahip olan kesim sadece gençlerdir. Bundan dolayıdır ki
her türlü propaganda
tanıtım
reklam ve ideoloji–düşünce cambazlıklarında asıl hedef kitlesi hep gençler olmuştur. Evet
hedef kitle gençlerdir. Çünkü onlar şu tarihî gerçeği çok iyi bilirler:
"Yarın karşında görmek istediğin 'TABLONUN' renk ve tuvallerini ancak bugünkü genç malzemelerden oluşturabilirsin." Bu da gençleri ve gençliği çok büyük bir ehemmiyet terazisine almaktadır.
Evetgençler MEVLÂ TEÂLÂ'nın kendilerine bahşettiği o muhteşem nimetlerin kıymetini bilip onları dâr–ı ukbâda ebedî bir saadet ve bahtiyarlığa vesile kılmaktansa
maalesef aldıkları çilevî ve dünyevî eğitiminden dolayı
kökünden utanan BATI hayranı ve ne Batılı ne de Doğulu gibi olan iki arada bir derede çırpınan modernizm ve çağdaşlık budalası insanların etkisinde kalarak
üç beş rantçı ve düşünce cambazı ideologun rant ve menfaat çarklarına kurban gitmekte ve böylece bütün toplum bu çöküş ve kokuşmuşlukla perişan olup gitmektedir.
Hâl böyle olunca acaba bunun bir çözümü yok mudur diye bir soru aklınıza gelebilir. Evetbunun mutlaka bir çözüm yolu vardır; ama acaba böyle bir derdi olan var mı
bence önce bunu sormak lâzımdır. Çünkü 21. asırda
teknoloji ve iletişimin böyle olağan üstü geliştiği bir dönemde hâlâ bir "sosyalist
evangelist
Budist
ateist
Hıristiyan
Musevî veya bir sosyal demokrat–laik bir kişi veya ideoloji grubu kadar "YÜCE RABBIMIZIN" din–i mübîn–i şerîfini
ahkâm–ı Kur'aniyesini eğer dünya gençliğine
onu bırakın 'ISLÂM GENÇLIĞI' diye bildiğimiz kendi evlatlarımıza anlatamıyorsak
özellikle suçu
kusuru kendimizde aramamız gerekiyor diye düşünüyorum.
"Söyleyin Allah aşkınabir daire
araba
şirket veya makam
mevki aşkımız uğruna harcadığımız enerjinin
paranın
zamanın onda birini şu ümmetin masum
nefis–şehvet tüccarlarının kucaklarına itilmiş gençlerine el uzatıp kanat gerseydik
acaba bu hâlde mi olurduk?
Neden camilerimiz bomboş? Neden hep 'abdestini dahi tutamayan' yaşlılarımız camileri doldurup taşırırkenhiçbir genci
delikanlıyı camilerde göremiyoruz?" Acaba suç sadece eğitim sisteminin
medyanın veya Frenklerin veya onların yerli uşaklarının mı? Yoksa bir
"Hıristiyan misyoneri" kadar dininekimliğine
dâvasına sâdık ve bağlı olamayan biz masum Müslümancıkların mı?
Söyleyin Allah aşkınahangimiz
kaçımız oğlumuz
kızımız veya yakın çevremizdeki gençlere
tavsiye ettiğimiz dünyevî menfaatlerin onda biri kadar RABBIN'den
dininden
Kitabından bahsettik.
Evetbiz nerede hata ettik? Aldandık mı
aldatıldık mı? Bilemiyorum; bu sorunun birçok ve farklı cevabı olabilir; ama şu bir gerçek ki
batıyoruz. Maalesef ahlâken batıyoruz. Bir kurtarıcı mı bekleyelim yoksa başımızı iki avucumuzun arasına alıp düşünmek mi gerekir? Sahi neden bu hâldeyiz? "Burnunu dahi göstermekten utanan ninelerin" torunları neden bugün bu hâlde? Ne oldu ki memleket ve gençler bu hâle düştü/düşürüldü? Iyi düşünmek lâzımdır. Evet
size söylüyorum: "Mangalda değil kül
hava bile bırakmayan
hep en üst perdeden atan 'din–Kur'an tacirleri' neredesiniz? Yoksa memlekette barajlar yıkacak kadar şarap–içki tüketenler zengin rantçı–şehvet tüccarı kalantorların yataklarına ve ceplerine meze ve rant olan o körpeler sizin dininizden milletinizden değil mi? Yoksa onlar da mı ithal veya klonlama ürünü? Evet
Musevî mantığıyla "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" dersen
olacağı budur. Evet
hep düşünüyorum; gençlerimizin içinde bulunduğu bu düşünce ve zevk buhranından çıkış için bizim "ULEMÂLARIN" bir projesi yok mu diye? Ne yani bir "POP STAR" yarışması kadar ilgi görecek
gençleri etkileyecek bir dinî–millî ahlâkî bir televizyon dizisi veya programı yapamaz mısınız? Veya benim köyümdeki "Kayısı ağacının" dalına "Incil" asan Hıristiyan misyoneri "TÜRK GENCI!" kadar da mı olamıyorsunuz? Her yıl tatil
eğlencelerinize fuzulî harcamalarınıza
nafile hac ve umrelerinize ayırdığınız parayı biriktirip de organize bir şekilde "ISLÂMÎ DÜŞÜNCE ve STRATEJI MERKEZLERI" kurup da gençleri oraya çekecek her türlü ahlâkî–manevî cazibeyi vücuda getiremez misiniz? Neden biz "Kâinatın HÂLIKI'NIN" rızasına ulaşmayı hayal ederiz de yanı başımızda 18–20'lik fidan gibi delikanlılarımız
cennet hûrîsi misali yarının annesi
umut ve hayallerimizdeki kurtarıcılarımızı
"ütopik mehdîlerimizi" yetiştirecek olan o gül yüzlü genç kızlarımızı düşünmeyiz. Hani diyorum
neden "GENÇLIK MERKEZLERIMIZ" yok? Yoksa YÜCE RABBIMIZ'in o çağlar üstü akide ve öğretileri bir POP STAR'ın kazanıp–kazanmaması kadar mı kıymetsiz (hâşâ)? Yoksa o çamura batmış "ELMASI" temizleyip de ekrana
vitrine koyacak cesareti olmayan biz sözde müslümanlar mı suçluyuz? Evet
uyanmanın
kendimize
özümüze dönmenin kendimize bir çekidüzen vermenin zamanı geldi geçiyor bile.
"Neden iletişimin böyle olağanüstü geliştiği bir zamanda biz böyle kabuğuna çekilmiş kaplumbağalar misali fırtına öncesi sessizliği yaşıyoruz."