Zekâtın Faydaları

Konusu 'Zekat' forumundadır ve ALLAH ASIKLARI tarafından 10 Temmuz 2009 başlatılmıştır.

  1. ALLAH ASIKLARI

    ALLAH ASIKLARI islamseli

    Katılım:
    8 Ocak 2009
    Mesajlar:
    12.084
    Beğenileri:
    0
    Zekâtın Faydaları


    Zekâttan toplanacak gelirler azımsanmayacak kadar büyük rakamlar teşkil eder. Kuruşuna kadar paradan, küçük ve büyük­baş hayvanlarla topraktan elde edilen bütün ürünlerden, tica­ret malları ile gelir temin eden her şeyden, mâdenlerle defineler­den ve petrolden noksansız zekât alınması sağlandığı takdirde, Türkiye'de senede takriben en az sekizyüz milyar lira değerinde zekât toplanabilir. Bu miktar, bir kaç sene zarfında toplumun sos­yal dengesini rahatlıkla sağlayacak güçtedir. Bu para ile fakir ve düşkün kimselerin ihtiyaçları rahatlıkla giderilebilir. Hatta fakir sınıflar, verilecek zekâtlarla dinen nisaba mâlik olacak derecede zengin kılınarak bir iş sahibi yapılabilir. Bundan sonra artan paralarla toplumun ihtiyacı olan önemli sahalara harca­malarda bulunmak suretiyle dünya çapında ilmî araştırma mü­esseseleri kurularak büyük ölçüde ilmî faaliyetler gösterilebilir. Dolayısıyla İslâm kültürünün yayılması sağlanabilir. Allah yo­lunda mefhumuna dahil bulunan bütün kuruluşlara, özellikle Millî Müdafaa yolunda silâh sanayiinin kurulması, düşman sır­larına vâkıf olmak için gerekli casuslar yetiştirmek, millî dâvalarda yabancıları lehimize çevirmek için Müellefe-i kulûb fonun­dan basın ve sair araçlar yolu ile propaganda faaliyetlerinde bu­lunmak, İslâm dininin gerçek hüviyetini ortaya koyarak bu ger­çekleri bütün dünyaya tanıtmak için kesif ilmî faaliyetlerde bu­lunmak ve bu işin propagandasını yaptırmak gibi önemli hiz­metler için sarf edilebilir. Bu malûmat çerçevesinde zekâtın fert ve toplum açısından faydalarını şöyle sıralayabiliriz
    1- Zekât, insanı maddeye tapmaktan ve paranın esiri ol­maktan kurtanr.
    2- Zekât, ihtiras zincirini kırar.
    3- Zekât, kalbin katılaşmasını önler.
    4- Zekât, halka şefkatin bir anahtarıdır.
    5- Zekât, insanı bir şeye muhtaç olmama faziletine yük­seltir. İhtiyaçtan fazla mal İnsanın elinde bulununca, ona da sevgi besler, daha çok mal biriktirme hevesine kapılır. Halbuki ihtiyaçtan artan malın elde tutulması ne ferde, ne de topluma bir fayda getirir. Bu sebeple zekât, insanı fazla mal biriktirip onun esiri olma zilletinden kurtararak artan kısmını cemiyet hiz­metine yatırma üstünlüğüne ulaştırır.
    6- Zekât, malı ebedîleştirir.
    7- Zekât veren kişi faziletli kullara benzer.
    8- Zekât, ruh ile beden arasında bir denge kurar.
    9- Zekât, Allah'a karşı malın bir şükrüdür.
    10- Zekât, malı ve mal sahibini manevî kirlerden temizler.
    11- Zekât, mal sahibini hürriyete kavuşturur. Rahat bir hayat geçirmesini sağlar.
    12- Zekât, zenginin şahsiyetini geliştirir, onun cemiyetteki itibarını yükseltir.
    13- Zekât, mala bereket kazandırarak çoğalmasını temin eder.
    14- Zekât, zengini yatırıma teşvik eder, malın stok edilme­sini önler.
    15- Zekât, kalpteki dünya sevgisine karşı müessir bir ilâç­tır.
    16- Zekât, müslümam mal fitnesinden koruyarak cemiyet­teki dengesizlikleri kökünden kazır.
    17- Zekât, müslümam malî disipline sokar ve sorumsuz ya­şamasını önler.
    28- Zekât, insana ekonomik yönden güçlü olmanın önemi­ni tanıtır.
    19- Zekât, alıcısını ihtiyaç eseri olmaktan kurtanr.
    20- Zekât, fakirleri çalışmaya teşvik eder. İddia edildiği gibi fakirleri her zaman bedavadan geçindirmek maksadını taşı­maz, bilâkis her sene zekât alan fakirleri çalışmaya, başkasına el açma zilletinden kurtulmaya teşvik eder.
    21- Zekât, fakirlerin, mal ve servet sahiplerine karşı körük­lenen kıskançlık duygularını yok eder.
    22- Zekât, fakirin cemiyetteki itibarını yükseltir, kendisi­nin felâketli anlarda terk edilmiş kalmayacağını, kolundan tuta­cak kişilerin bulunacağını bilerek ona bir kişilik kazandırır; top­luma daha da yaklaşır; kendi toplumunu daima sever.
    23- Zekât, mülkiyette bir kuvvet dengesi meydana getirir. Bir tarafta malı kazanan kişinin ihtiyacı, diğer tarafta kazana­mayıp fakir düşenlerin ihtiyacı... Bu iki kuvvet birbiri ile çeki­şir. Malı kazananın emeği olması, onu iktisabda öncelik hakkı kazandırır. Fakat fakirin ihtiyacı giderilmediği için yine o malı elde etme hususunda servet sahibi ile mücadele eder. Bu müca­deleyi zekât emri önleyerek fakirin o malda bulunan hakkını ödetir, böylece mülkiyetteki dengeyi sağlar.
    24- Zekât, sosyal güvenlik ve sosval sigortadır. Bu müesse­se 1400 sene önce kurulmuş ve yasatıldığı devirlerde İslâm top­lumlarında güvensizlik sorunu ortadan kalkmıştır. Zekâtın ihmal edildiği devirlerde ise Sosyal Sigortaların kurulması ihtiyacı or­taya çıkmıştır. Fakat bugün kurulan sigorta ile zekât'ın temin ettiği sigorta arasında büyük fark vardır. Zekâtta prim ödeme­den güvenlik sağlanıyor ve birinci sene yardımına koşulan fa­kir, ikinci sene zengin hale geldiği takdirde o da bu sigortaya prim ödemeye başlıyor. Yâni zekât sigortasında yalnız güçlüler mükellef tutulup bir prim ödeme imkânına sahip olmayanlardan bir şey talep edilmemekte, böylece fakir zümre kayıtsız şart­sız güvenlik altına alınarak ezilmekten kurtarılmaktadır. Aksine bir sene zengin durumda olup, ikinci sene iflâs eden ve toplu­mun yardımına muhtaç olan kimselerin de hayatları sigorta edil­mektedir. Zekât devletçe ele alındığı takdirde bu fikirlerin ek­siksiz tatbiki imkân dahilindedir. Bugünkü fertlerin zekât açısından başıboşluğu ile pek tabii istenen meblağ toplanamayacağı ve adilâne dağıtılmayacağı için, arz ettiğimiz düşünceler tahak­kuk etme imkânı bulamaz.
    25- Zekât, toplumun ruhî ve mânevi değerlerini takviye eder.
    26- Zekât, toplumda bir orta sınıfın doğmasını öngörür; eğer varsa sınıflar arasındaki potansiyeli azaltır, uzun zaman eksiksiz tatbik edilirse bu potansiyeli nötr hale getirerek sınıf kavgalarını ortadan kaldırır.
    27- Zekât, paranın stok edilmesini önler. Cenabı Allah zen­ginlere malı, ihtiyaç sahiplerini de ondan yararlandırmaları ve topluma hizmet etmeleri için bahşetmektedir. Bir bakıma zen­ginler, sosyal adaleti gerçek!eştirmek için Allah'ın görevlendirdi­ği kimselerdir. Parasını stok eden varlık sahipleri, Allah'a karşı vazifelerini ihmal ettiklerinin cezasını dünyada peşinen ahirette de ebediyyen çekeceklerdir. Bu sebeple zenginler, büyük bir mes'uliyetin altındadırlar. Malın hakkını ödememekten doğan vebali kendileri ile birlikte cemiyet de çeker. Bu bakımdan İs­lâm düşünürleri arasında başta sahabîler olmak üzere ihtiyaç­tan fazla elde stok edilen malın cemiyet hizmetine dönüştürül­mesi için devlet yetkililerinin mülkiyet hakkına dokunmadan, varlık sahiplerinin ihtiyaçtan fazla mallarına belli bir ölçüde müdahale etme hakkına sahip oldukları görüşünü kabul etmiş­lerdir. Çünkü Hz. Peygamber'den, ihtiyaçtan fazla malın Allah katında vebal olduğu hadisi rivayet edilmiştir. Ölü yatırımlar da İslâm'a göre stok hükmüne girdiğinden, binalara yatırılan, arsa­lara verilen paraların Kıyamette sahibine vebalden başka bir şey kazandırmayacağı beyan ediliyor. İhtiyaçtan fazla elde stok edi­len malların toplum hayatı için felâket olduğu, mutlaka toplum yararına yatırılması gerektiği görüşünün temsilcisi sâhabe'den Ebû Zer hazretleridir.
    Hz. Ebû Zer, israf ölçüsüne varmamak şartı ile bütün ihtiyaçlar giderildikten sonra çoluk-çocuğun nafakasından artan paralarla diğer malların stok edilmesinin haram olduğu hakkın­da fetva veriyor, insanları bu fikre devamlı surette ısrarla teş­vik ediyor, hatta bu fikre karşı çıkanlara şiddetle mukabele edi­yordu. O devirde Şam valisi bulunan Hz. Muaviye onun bu fet­vam na karşı çıkarak kendisine bu fetvasından ötürü sansür koy­du. Fakat o yine bildiğini söylemekten çekinmedi. Nihayet Hz. Muaviye, Ebû Zer'in bu fetvasından bir zarar geleceği endişesi ile onu devrin halifesi Hz. Osman'a şikâyet etti. Hz. Osman da kendisini Medine'ye celb ederek “Rebze” denilen yerde küreğe mahkûm etti. Ebû Zer sürgünde bulunduğu bu yerde vefat et­miştir. Ebû Zer'in, görüşünde ne kadar haklı olduğunu zaman göstermiş, son asırlarda toplumumuzda, hatta bütün dünyada meydana gelen malî sıkıntılar ve krizler bu görüşün üstünlü­ğünü ispat etmiştir.
    Ashabtan Şâ'bî, Mücahid, Tavus ve diğer ilim adamlarının da aynı görüşü savundukları kaynaklarda kaydedilmektedir. Bu görüşün diğer savunucuları ise şunlardır:
    İbn-i Hazm, Müfessir Kurtubî, Fahreddin er-Râzî, Ahmed Mustafa el-Merâğî, Muhammed Abduh, asrımız âlimlerinden Seyyid Sabık. Bu ilim adam­ları âyet ve hadislerden deliller getirerek görüşlerini kuvvetlendirmişlerdir. Kitabın ilgili bölümünde bu deliller zikredilmiştir. Oraya müracaat edilmelidir.
    İslâm, mülkiyet hakkına dokunmaz, fakat gereken hallerde ortaya çıkan krizleri gidermek amacı ile mali yatırıma zorlayan geçici tedbirler alınmasına müsaade eder. Bunun yanında sos­yal adaletin gerçekleştirilmesi için lüzumlu tedbirleri, koyduğu sınırlar çerçevesinde tahakkuk ettirir. Mülkiyeti tanımayan re­jimlerin gerekçeleri, toplumculuk adına sözde sosyal adaleti sağ­lamaktır. Bunun için insanları kazanma hakkı, yaşama ve diğer sosyal haklar bakımından eşit hale getirmeyi tercih eder. Buna karşılık İslâm, sosyal adaleti, sosyal refah anlayışı içinde mü­talâa ederek mülkiyeti zedelemeden herkesin kazandığından is­raf ölçüsüne varmamak şartı ile faydalanmasını, kazanmanın, yaşamanın, huzurun ve hürriyetin temeli olarak görür. Bütün insanları asgari hudutta aynı seviyeye indirme yerine normal ge­çim şartlarının üstünde bir düzeyden başlamak üzere sınırsız şekilde serbest bırakır. Fakat fazla malını Allah yolunda harcama­sı için sürekli teşvik halindedir ve yukarıdada'belirtildiği gibi iktisadî seferberlik zamanlarında malının ihtiyaçtan fazlasını toplum hizmetine yatırmaya zorlayıcı tedbirlere müsaade etmek­tedir.
    Mülkiyet hakkını yok etmeyi, sosyal adaletin gerçekleşmesi için şart kabul eden rejimlerde, kazançtan halk yerine devlet istifade eder; fert kazanmanın zevkinden mahrum kalır. Esa­sen bütün insanların aynı seviyeye getirilmesi, insanlık ölçüleri çerçevesi içinde mümkün değildir. Olsa olsa böyle bir tatbikat, in­sanı bir üretim vasıtası olarak kabul etmek ve ruhî yönünü öl­dürmek olur ki, bizim bahsettiğimiz insan toplumlarına, ruhî ve bedenî zevkleri ile hayat sürmek isteyen insan toplumlarına ait düşüncelerimizdir. Ruhî yapılan, şekil, renk ve zekâları değişik milyarlarca insanı aynı seviyede tutmanın bir çok mahzurları vardır. Bu mahzurları kısaca şöyle sıralamak mümkündür:
    a- Sosyal yaşantı ve iktisadî seviye bakımından bütün in­sanların aynı seviyede bulunması öngörülürse, farklı sorumlu­luklar ve değişik enerji ve zekâ isteyen binlerce görevin ifâsın­da büyük güçlükler meydana gelir. Aynı maaşla ağır göreve ve­rilen kişiye zulüm yapılmış olur, veya seçim hakkı bırakılırsa, herkes görevin hafifini yüklenmeye zorlar. Ağır görevler ihmal edilir.
    b- Herkesin gelir dağılımında aynı derecede üstün bir ya­şayışa sahip olduğunu düşünürsek, bu takdirde yürümesi zorun­lu olan bütün işler altüst olur,, sanayileşmek mümkün olmaz, devlet ve özel sektör işlemez duruma gelir. Oysa değişik seviye­deki insanları değişik görevler beklemektedir. İhtiyaç ve daha fazla kazanma arzusu, insanları çok zor ve yıpratıcı görevleri zevkle yapmaya iter. Emeğine göre karşılık alamayacağını bilen bir kişinin bu işte zevkle ve başarı ile, çalışması mümkün değil­dir. Devlet zoru ile çalıştınlsa bu defa emek zayi olur, patron devlet olduğundan, ona zulüm yapmış olur. Patronun haksızlık iktisabı ile devletin haksızlık yapması arasında ne fark vardır.
    c- Emeğin karşılığı verilmezse, çalışıp kazanma zevki ve hayat mücadelesinin değeri kalmaz.
    ç- Herkesin aynı derecede bol rızık sahibi olduğunu düşün­sek, bu takdirde insanların azmasını öniemek mümkün olmaz. Meselâ, kalkınmış milletlerde olduğu gibi.
    28- Zekât toplum fertlerini birbirine karşılıklı sevgi, say­gı hisleri iîe bağlar. Zenginleri şükretmeye, fakirleri de duacı ol­maya sevk eder. Böylece cemiyetin fertleri birbirine kenetlenir.
    29- Zekât, toplum düşmanları ile işbirliği yapılmasını ön­ler. İhtiyaç saiki ile gittikçe bozulan toplum birliğinin, tehlikeli bir durum arz etmesi halinde bu hastalığı tedavinin çaresi yine zekâtın dengeli bir şekilde toplumda yayılmasıdır. Bu tahakkuk ederse, toplum düşmanları için propaganda zemini kalmaz.
    30- Zekât, yatınma açılan bir kapıdır. İhtiyaçtan fazla elde tutulan paradan ve toprak ürünlerinden zekât alınmakta­dır. Fakat harcanan, meşru yollarda sarfedilen para ve diğer mallardan böyle bir talep yoktur. Bu da zekâtın, yatırım için bir teşvik unsuru olduğunu göstermektedir.
    31- Zekât, bir kalkınma hamlesidir. Yalnız fakirlere veri­len bir sadaka olmadığını düşünürsek, bir çok önemli toplum hiz­metlerine ve müesseselere de verilebileceği açısından ele alındığı takdirde de, onun kalkınmaya büyük ölçüde yardımcı olduğunu görüyoruz.
     

Sayfayı Paylaş