Vaaz konusu: Kur'an Okumanın Fazileti

Konusu 'Vaaz-Hutbe' forumundadır ve Magrip tarafından 30 Mart 2009 başlatılmıştır.

  1. Magrip

    Magrip Hizmet Nimettir. Yönetici

    Katılım:
    11 Ocak 2008
    Mesajlar:
    20.430
    Beğenileri:
    1
    Vaaz konusu: Kur'an Okumanın Fazileti

    KUR’ANI-I KERİM’İN FAZİLETİ


    Yeryüzünü bir kitap sahifesi gibi önümüze açan, her harfinde ve her kelimesinde sıfatlarını bize gösteren, dünyayı bir üniversite, kainatı labaratuar yapıp, Resulü Ekrem (sav) Efendimizi bizlere bir öğretim üyesi gibi bahşeden Allah’a nâmütenahi şükürler olsun. Selât ve selâm Onun resulüne ve onu sevenlerin üzerine olsun.
    Kur’an ayetleri inmeye başladığında, Arapların çok sevdiği bir şair, şiir söylemeyi ve yazmayı bırakmıştı. Yakınları ona gidip, şöyle dediler; “Sen önceden çok güzel şiirler söyler ve yazardın. Biz onları ezberlerdik. Fakat son zamanlarda niçin şiiri terk ettin?” Cahiliye devrinin büyük şairi, şu cevabı veriyor; “Söylediğiniz gibi, ben gerçekten çok şiir söyler ve yazardım. Fakat artık Kur’an-ı Kerim geldi. Artık güneş doğdu. Mumun ne kıymeti kalır. Çünkü benim mısralarım, Kur’an-ı Kerim’in üstün belâgati karşısında, güneşin yanında mum alevi gibi, sönük ve basit kalır. Bu yüzden şiir yazma gücünü kendimde bulamadığım için, bıraktım” demiştir.
    Cihan tarihi göstermiştir ki, insanlık en mesut devirlerini, kitapların izinde, peygamberlerin öncülüğünde yaşamıştır. İslâm dini, Rabbimizin maddi ve manevi kanunlarını ihtiva eden yegane Hak dindir. Bundan dolayı, bu dinin saadet kanunlarını ihtiva eden Kur’an-ı Kerim’i her müslüman çok iyi tanımak zorundadır.
    Allah tarafından gönderilen Kur’an insanlara ne diyor? Onları neye çağırıyor?
    İşte asıl bizi ilgilendirmesi gereken mesele bu olmalıdır. Kur’an, insanları kurtuluşa, sevgiye, kardeşliğe ve Allah’a çağırmaktadır. Dünya ve ahirette bizi mutlu edecek, kurtuluşa sevk edecek tek çare Kur’an’dır. Çünkü, Peygamberimiz (sav); “Ashabım size iki emanet bırakıyorum. Onlara tabi oldukça hiçbir sıkıntıya uğramazsınız. Bunlar, Allah’ın kitabı olan Kur’an-ı Kerim ve benim sünnetimdir.” Buyurmuşlardır.
    İnanmak, tanımak ve rehberliğinde yaşamak zorunda olduğumuz KUR’AN nedir?
    Kur’an, Allah’ın insanlığa tek ve yegane önder olarak gönderdiği büyük peygamberi Hz. Muhammed’in Cebrail isimli melek aracılığı ile vahiy yoluyla alıp, insanlığa sunduğu bir hayat yoludur.
    Arapça bir lafız olmasıyla, ona; El-vahy, Kelâmullah yada Kur’an denir. İsimleri içinde en çok kullanılanı Kur’an’dır.
    Kur’an; kıyamete kadar yaşayacak bütün insanların muhtaç oldukları en üstün hayat kanunlarını ihtiva eden bir hak kitaptır. Bilinmelidir ki, o ayetlerinin okunup incelenmesi, içindeki hükümlerin tatbik edilmesi için gönderilmiştir. Kur’an; Bakara Suresinin 23. ayetlerinde belirtildiği gibi;
    وَإِن كُنتُمْ فِي رَيْبٍ مِّمَّا نَزَّلْنَا عَلَى عَبْدِنَا فَأْتُواْ بِسُورَةٍ مِّن مِّثْلِهِ وَادْعُواْ شُهَدَاءكُم مِّن دُونِ اللّهِ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ
    “Eğer Muhammed’e indirdiğimiz Kur’an’da herhangi bir şüpheniz varsa, onun bir benzerini getirin, eğer iddianızda doğru iseniz Allah’dan gayri şahitlerinizi, yardımcılarınızı da çağırın.” (Bakara:23)Bütün insanlığın alimleri, müfekkirleri, hukukçuları, edebiyatçıları bir araya gelseler, bir benzerini meydana getiremeyecekleri içtimai bir sistem, insanları mesut edecek en üstün hayat yolu ve insan ağzından çıkamayacak edebi ve ebedi bir şahaserdir. Çünkü O Allah kelâmıdır.
    Kur’an; insanlığın maddi ve manevi dünyasını aydınlatan bir ilim ve fazilet kaynağı, müslüman olmayan ilim adamlarının dahi önünde büyük bir vicdan zevkiyle eğildiği bir hayat menbaıdır.
    Kur’an; Aciz insan kafasının ortaya koyduğu alelâde bir ahlâk kitabı ve yasaklar mecmuası değildir. Böyle olmadığı için zaman aşımı, mekan değişimi onu eskitemez, yürürlükten düşüremez. O her zaman taze, yeni ve mükemmeldir.
    Kur’an; ilme sarılmaya, cehaletle savaş açmaya, düşünceye, ilim ve tekniğin her dalında gelişmeye, uzayı keşfetmeye, davet eder.
    Kur’an; duygulu bir kalbe, şefkat dolu bir sineye, af edici bir ruha sahip olmamızı, çevremize sevginin, saygının, inceliğin feragat ve fedakarlığın insani örneklerini vermemizi tavsiye eder. Bütün işlerimizden Allah huzurunda hesap vereceğimizi, amellerimize göre ceza veya mükâfat göreceğimizi bildirir.
    Kısacası; Kur’anın bütün ayetleri maziye, hâle ve istikbale ışık tutar. İnsanlara yükselme ve yaşama aşkı verir. O, ayetlerin ve manaların incelenmesi, emir ve yasaklarına göre amel edilmesi için gönderilmiştir. Kur’an okurken bir azap ayeti geldiğinde, insan düşünmeli, hatta üzülmelidir. Rahmet ayeti geldiğinde ise, ümitvar olmalı, Rabbine daha çok yakınlaşmalıdır.
    Kur’an’ı okumak bir ibadettir. Manasını anlamaya çalışmak da aynıdır. Onu kıraatten maksat, kulluk ahkamını bilmek, kalplerdeki sıkıntı ve yalnızlığı gidermek olmalıdır. Kur’an, bu maksatla okunursa, okuyana şefaatçi olur. Mushafa bakarak okumak sünnet olarak telakki edilmiştir. İbadetten gözde nasip almaktadır. Kur’an, ilaç gibidir. Kim ne kadar miktar alırsa, o derece tesirini görür.
    Tevrat kitabında şöyle bir ifade vardır; “Allah şöyle seslenmektedir. Ey kulum! Benden utanmıyor musun? Sana bir dostundan mektup geldiğinde, bütün dikkatini vererek onu okursun. Ben sana bir kitap gönderdim. Senin menfeatine birçok açıklamalar yaptım. Sen ondan yüz çeviriyor, bir dostunun mektubuna gösterdiğin ilgi ve ihtimamı benim gönderdiğim kitabıma göstermiyorsun. Benim değerim, senin yanında o dostun kadar yok mudur? denilmektedir.
    Kur’an okundukça, görülecektir ki, Her an Allah Teala “bana gel” diye çağırmaktadır. Nedense, insanların birçoğu, bu çağrıya kulak tıkamakta, sanki kaçmak için çırpınmaktalar. Fakat ne yaparlarsa yapsınlar, sonunda yine çırpınarak teslim olacaklardır. Allah’ı bilmeyen dünyaya sarılır. Yiğidi görmeyen ismine bayılır. Ölümü görmeyen sonunda ayılır. Kitabı tanımayan hesapta uyanır. Öyleyse, Kur’an tanınacak ve anlaşılacaktır. Arapça bilmeyen bir kişi dahi okusa, onun tatlı ve güzel sözler manzumesi olduğunu anlayacaktır. Onu anlamaya çalışan, yükselir, derinleşir, ölçüsü ve değeri artar. Ayetten ayete geçildiğinde zevki kat kat artar. Kur’an’da manası bulunmayan hiçbir kelime yoktur. Fakat manası çok derin olan kelimeler bulunduğu gibi, birçok manaya gelen kelimeler de vardır ki, bunlar yorum ve te’vile muhtaçtır.
    Yüce Allah, Fatiha suresini indirmeden önce, Alâk suresi ile peygamberini vahye hazırlamış, önce okumaya, ikinci olarak Kalemle yazmaya teşvik etmiş ve bunlara da Bismillahirrahmanirrahim “Allah’ın ismiyle başlamayı” emretmiştir.
    O kitap, kendisini bütün insanlığa duyurmak ve anlatmak için inmiştir. Mü’mine hitap ederken, kafiri korkutur. Kafiri korkuturken mü’mine müjde verir. Halka hitap ederken, alimleri düşündürür. Alime söylerken, cahile dinletir. Cahile söylerken alime dokundurur. Bugünü tasvir ederken, yarını anlatır.
    Cenab-ı Hak, Hz. Adem (as)’i yeryüzünde tek insan olarak yarattı. Ve hemen kendine peygamberlik verdi. Bunun yanında kitapta gönderdi. Buna 10 suhuf, yani 10 sahife diyoruz. “Ya Adem! Yeryüzünde tek başımayım, deyip de, ihmalkarlık yapma, başına buyruk yaşayamazsın. Sen tek kişi olsan bile, tek başına kendini yönetemezsin. İşte sana verdiğim bu talimatlarla yaşantını düzenleyeceksin” denilmekle, insanın Allah ile bağlantısı temin edilmektedir.
    O kitabı bizlere sunan Allah Elçisi Hz. Muhammed (sav) eşsiz insandır. O olmadan kainatın manası yoktur. O geldikten sonra kainatın manası değişti. Hayvanlar ve ağaçlar şükran duygusuyla ona temenna etti. Güneşe aya hükmetti. Meleklere dahi peygamberliğini ilân etti. O kendi devrinde sonradan olacak hadiseleri haber veriyordu. Hz. Aişe’nin, Hz. Ali ile zıdlaşıp karşısına çıkacağını haber veriyor. Başlarına bu hadise gelince Rasulüllah’ın hatırlattığını anlıyorlar. Hatadan dönüyorlardı. Hz. Zübeyr ve Hz Ali ikisi de Aşere-i Mübeşşeredendi. Bir gün Zübeyr yalın kılıç Ali’ye saldırdı. Hz Ali dedi ki; “Ya Zübeyr hatırlıyor musun Resulüllah bir gün sana, sen Ali’nin karşısına çıkacaksın, fakat haksızsın” bir lahza düşündü. Zübeyr hatırladım, hakkını helal et dedi. Ayrıldı gitti oradan, ama bir başkası Zübeyr’i şehit etti. Mükafat almak için Hz Ali’ye gitti. Ali ‘de ona; “Sen cehennemliksin, çünkü Rasulüllah; Kim Zübeyri öldürürse o cehennemliktir.” Buyurduğunu haber verdi.
    Maddi bünyesinin doyurulmasına rağmen, manevi gıdasını alamayan toplum, huzursuzluklardan ve bunalımlardan kurtulamaz. İnsanlığın ihtiyaçlarını en güzel şekilde bilen yüce Allah, gerçek huzurun yalnız Kur’an’da ve İslâm’da olduğunu bildiriyor. İsra suresi 9. ayette;
    إِنَّ هَـذَا الْقُرْآنَ يِهْدِي لِلَّتِي هِيَ أَقْوَمُ وَيُبَشِّرُ الْمُؤْمِنِينَ
    “Şüphesiz ki bu Kur’an en doğru yola iletir.” Vicdanlarda Kur’an meşalesi bulunmazsa, vicdanlar kararmaya mahkum olur. Çünkü Kur’an, kalbin şifası, ruhun mayasıdır. Bu sebeple imanla yıkanmayan, Kur’an’la aydınlanmayan kalpler ne ile parlayacaktır.
    Dün insanlık, insanca yaşamanın hasretini çekerken, en şerefli bir hayatı insanlığa hediye eden, çölleri gülistan, harabeleri mamur ve bedevileri medeni yapan Kur’an-ı kerim olmuştur. Bugün de kanayan yaramazın dinmesi, manevi dertlerimizin bitmesi, kalplerimize, yuvalarımıza, sokaklarımıza ve top yekün bütün memleketimize gerçek huzurun gelmesi ancak, çoraklaşan kalplerimizin Kur’an reçetesiyle doyurulmasına bağlıdır.
    Çocuklarımızın İslâmla ve Kur’anla barışık olmalarını istiyorsak, mahşer gününde, “Ya Rabbi! Bana İslâmı ve Kur’an’ı tanıtmayan anne babamdan şikayetçiyim” demelerini istemiyorsak, onların yemelerine, içmelerine, giyimlerine, düğünlerine, çeyizlerine verdiğimiz ehemmiyet kadar, iman ve Kur’an çeyizini de onlara temin etmemiz, Allah korkusu, Peygamber sevgisini gönüllerine nakşetmemiz gerekir. Allah huzurunda evlatlarımızın hesabını verebilmenin tek çaresi budur.
    Bugün Kur’an’a sarılmaktan küçük yaşta mahrum bırakılan neslimizin, içine düştüğü sıkıntılarda hepimizin payı vardır. Onun için “Sizin en hayırlınız, Kur’an-ı Kerim’i öğrenen ve öğretendir. Şüphesiz ki Allah, içinde Kur’an saklı olan bir kalbe azab etmez” Hadis-i Şeriflerindeki kutsal müjdeyi iyi değerlendirerek, Kur’an-ı öğrenmeli ve öğretmeliyiz. Yine sevgili Peygamberimiz; “Kur’an-ı Kerim’i öğrenen ve onunla amel eden bir kimsenin anne babasına, mahşer gününde, nurdan bir taç giydirilir.” Müjdesini veriyor. Çünkü dünya ve ahiret mutluluğunu istiyorsak, buna ihtiyacımız vardır. Merhum Mehmet Akif şu mısralarında, bu olayı şöyle yorumluyor;
    Beşerin derdine derman olur, ancak Kur’an,
    Ona sarılmazsa eğer, canavardan da beterdir insan,
    Allah’a dayan, say’e sarıl, hikmete ram ol,
    Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.
    Kur’an ayetleri, tarihi karanlıklara ışık tutan, görülmez problemleri çözen, dünya ve ahiret saadetini kazandıran mucizevi bir kitaptır. Bize eski zamanların, geçmiş milletlerin vakalarını hikaye ederken ibret ve hikmetler bildirmektedir. Çünkü o, insan sözü değil, insanlığa haddini bildiren hak sözdür.
    O bizi ayetleriyle bazen korkutur. Allah yarattığı kullarını niye korkutsun? Freni patlayan bir araba, nasıl uçurumdan yuvarlanma riski taşımakta ise, insanda, yaşantısını kontrol edemezse, cehenneme düşeceğinden, Allah bize kıyamadığı için, bizlere acıyor, Onun için bizi inzar ediyor, uyarıyor. Mü’min bilir ki, Kur’an’daki bütün ikaz ve uyarılar, müminin menfeatinedir. Onun huzuru içindir. Bunu anlayabilmek için de Kur’an tahsili lazımdır. Onun okunması ve anlaşılması lazımdır. Yine Akif’imiz;
    İbret olmaz bize, her gün okuruz ezberde!
    Yoksa bir maksat aranmaz mı ayetlerde?
    Lafz-ı muhkem yalnız, anlaşılan, Kur’an’ın;
    Çünkü kaydında değil, hiçbirimiz mananın.
    Ya açar Nazm-ı Celil’in, bakarız yaprağına,
    Yahut üfler geçeriz, bir ölünün toprağına.
    İnmemiştir hele Kur’an, bunu hakkıyle bilin,
    Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için.
    Günümüzde bir kısım insanlar, Kur’an’ı, mihrap nameleri, mezar duaları, ölü ağıtları haline getirmiştir. Halbuki o, bir hayat düsturudur. Altın yaldızlı, işlemeli, kadife kılıflar içinde saklansın, duvarda veya kütüphane raflarında saklı tutulsun, mezarlıklarda okunsun, muska yapılsın diye değil, yaşanması için gönderilmiş bir kitaptır.
    1979 yılında, İşgal altındaki Afganistan’ın başkenti Kabil şehrinde, şöyle bir hadise meydana gelir; Karanlık bir gecede, kızılordu üniformalı iki Rus askeri, telaşla bir müslüman Afgan ailesinin evine girerler. Evdekiler, eli silahlı Rus askerlerini gece vakti, karşılarında görünce korku ile öldürülmeyi beklerken.. İki asker, heyecanlı bir şekilde, Türkçe konuşarak, biz müslümanız, fakat hayatımızda hiç Kur’an görmedik. Sizde olabileceğini düşünerek, sizi rahatsız ettik. Ev sahibi hemen Kur’an’ı getirir. Askerler, Kur’an’a yapıştıkları gibi, hürmetle öper, koklar ve gözyaşları içinde ağlaşırlar. Afganlı aile, Rus ordusunda asker olan, bu Türkistanlı kardeşlerine Kur’an’ı hediye etmek ister. Fakat, Kur’an’la yakalanırsak, bizi öldürürler diyerek, gecenin karanlığında kaybolup giderler. “Nimetlerin kadri, kaybedilince anlaşılıyor”
    İngiltere Başbakanı Tony Blair, çok dinli ve çok yönlü kültür yapısını iyi tanımak için, gelecekteki politikalarını belirlemede faydası olacağından Kur’an-ı Kerim’i üç kez okuduğunu belirtmiştir. Portekiz’de geçirdiği Noel tatilinde Kur’an’ı son kez okuyan Blair, İngiltere’deki müslüman guruplarla yaptığı sohpetlerde, İslâmiyet hakkında bilgi sahibi olduktan sonra, onları çok etkilediğini belirtiyor. Bütün dini günlerde, o ülkelerin temsilcilerine dini mesajlar göndermeyi de ihmal etmiyor.
    Kur’an’ın 350-400 bin tefsiri yapıldığını, bazı tefsirlerin 100 cilde ulaştıklarını düşünürsek, Kur’an hakkında milyonlarca eser yazıldığı ortaya çıkar. Bu da ancak Kur’an’a has bir durumdur. Yeryüzünde hiçbir kitap bu derece ilgi ve itibar görmemiştir. O Kur’an’ki tarih boyunca, değişmeden günümüze kadar geldiğini, düşmanlarının bile kabul ettiği tek kitaptır. Yeryüzünde tamamı binlerce kişi tarafından ezberlenen tek kitap yine Kur’an’dır. Öyleyse, bizim için gelen bu kitabı iyi tanıyalım, iyi okuyalım, iyi öğrenelim, nesillerimize de iyi bir şekilde aktaralım.
    Mehmet Emin YURDAKUL, kitabımızla ilgili duygularını şöyle açıklıyor;
    Ey Kardeşler, şu küçücük armağanı atmayın,
    Bir goncadır; Muhammed’in gül bağından derildi.
    Sakın, bunu yapma çiçek demetine katmayın,
    Bu şey size, özünüzü açmak için verildi...
    Cenab-ı Hak bizleri, Kur’an’ın nurlu yolundan ayırmasın. Onun hizmetinde bulunabilmeyi, ona sahip çıkabilmeyi bizlere nasip eylesin.
    Ya Rab! Mihraplarımızı imamsız, kalplerimizi imansız, dillerimizi duasız, gönüllerimizi sevgisiz, camilerimizi cemaatsiz, minarelerimizi ezansız, gönderimizi bayraksız, ellerimizi Kur’an’sız bırakma!..
    Kur'an Okumanın Fazileti - Mehmet Kantarcı
    Kur'an Okumanın Fazileti - Mehmet Kantarcı

    kırçiçeği51 24-10-2008 12:52 PM --->: Vaaz konusu: Kur'an Okumanın Fazileti

    Tekrar tekrar keyif alarak okudum .

    Çok önemli doğru / yönlendirici / düşündürücü ifadelerin varlığı beni memnun etti .

    Şaiirin şiirden vazgeçme sebebi !!

    Belagat : Sadece güzel / doğru konuşma / ifade değil .

    Karşımızdakinin açık ve net olarak anlayacağı şekilde sözcükleri

    doğru ,yerinde ve güzel ifade etmek .

    Kendimize sorup , cevabını aramamız gereken soru :

    '' İnanmak, tanımak ve rehberliğinde yaşamak zorunda olduğumuz KUR’AN nedir? ''

    Devamındaki ifadeleri tekrar okuyalım .

    '' Bu dinin saadet kanunlarını ihtiva eden/ kapsayan Kur’an-ı Kerim’i her müslüman çok iyi tanımak zorundadır.
    Allah tarafından gönderilen Kur’an insanlara ne diyor?

    Onları neye çağırıyor?
    İşte asıl bizi ilgilendirmesi gereken mesele bu olmalıdır.
    Kur’an, insanları kurtuluşa, sevgiye, kardeşliğe ve Allah’a çağırmaktadır.
    Dünya ve ahirette bizi mutlu edecek, kurtuluşa sevk edecek tek çare Kur’an’dır . ''

    Cevabı okuyalım .

    '' Kur’an, Allah’ın insanlığa tek ve yegane önder olarak gönderdiği büyük peygamberi Hz. Muhammed’in Cebrail isimli melek aracılığı ile vahiy yoluyla alıp, insanlığa sunduğu bir hayat yoludur. ''

    ve :

    '' Bütün insanlığın alimleri, müfekkirleri, hukukçuları, edebiyatçıları bir araya gelseler, bir benzerini meydana getiremeyecekleri içtimai bir sistem, insanları mesut edecek en üstün hayat yolu ve insan ağzından çıkamayacak edebi ve ebedi bir şahaserdir. Çünkü O Allah kelâmıdır.
    Kur’an; insanlığın maddi ve manevi dünyasını aydınlatan bir ilim ve fazilet kaynağı, müslüman olmayan ilim adamlarının dahi önünde büyük bir vicdan zevkiyle eğildiği bir hayat menbaıdır.
    Kur’an; Aciz insan kafasının ortaya koyduğu alelâde bir ahlâk kitabı ve yasaklar mecmuası değildir. Böyle olmadığı için zaman aşımı, mekan değişimi onu eskitemez, yürürlükten düşüremez. O her zaman taze, yeni ve mükemmeldir.
    Kur’an; ilme sarılmaya, cehaletle savaş açmaya, düşünceye, ilim ve tekniğin her dalında gelişmeye, uzayı keşfetmeye, davet eder.
    Kur’an; duygulu bir kalbe, şefkat dolu bir sineye, af edici bir ruha sahip olmamızı, çevremize sevginin, saygının, inceliğin feragat ve fedakarlığın insani örneklerini vermemizi tavsiye eder.

    Bütün işlerimizden Allah huzurunda hesap vereceğimizi, amellerimize göre ceza veya mükâfat göreceğimizi bildirir.
    Kısacası;

    Kur’anın bütün ayetleri maziye, hâle ve istikbale ışık tutar.
    İnsanlara yükselme ve yaşama aşkı verir.
    O, ayetlerin ve manaların incelenmesi, emir ve yasaklarına göre amel edilmesi için gönderilmiştir.
    Kur’an okurken bir azap ayeti geldiğinde, insan düşünmeli, hatta üzülmelidir. Rahmet ayeti geldiğinde ise, ümitvar olmalı, Rabbine daha çok yakınlaşmalıdır. ''

    Ve ;

    Kur’an’ı okumak bir ibadettir.

    Manasını anlamaya çalışmak da aynıdır.

    Onu kıraatten / okumaktan maksat, kulluk ahkamını bilmek, kalplerdeki sıkıntı ve yalnızlığı gidermek olmalıdır.

    Kur’an, bu maksatla okunursa, okuyana şefaatçi olur.

    Mushafa bakarak okumak sünnet olarak telakki / kabul edilmiştir.

    İbadetten gözde nasip almaktadır.

    Kur’an, ilaç gibidir.

    Kim ne kadar miktar alırsa, o derece tesirini görür. ''

    ve ;

    '' Yüce Allah, Fatiha suresini indirmeden önce,

    Alâk suresi ile peygamberini vahye hazırlamış,

    önce okumaya,

    ikinci olarak Kalemle yazmaya teşvik etmiş

    ve bunlara da Bismillahirrahmanirrahim “Allah’ın ismiyle başlamayı”

    emretmiştir.''

    Mükemmel ve doğru ifadeler !

    Fatiha suresinden önce ( İkra ve Nun dan sonra ) şu iki sureyi de hazırlığı tamamlamak için göndermiş .

    Müzzemmil ( Örtüsüne bürünen kendi içinde ayağa kalk )

    Müddesir ( Örtüsüne bürünen toplumun içinde ayağa kalk ) demiştir .

    Artık Beni kavrayıp anlayabilirsin .

    Ve Fatiha .......

    manaca :

    '' Ben , alemlerin Rab'biyim .( yaratıcısı ,sahibi , kuralları koyanı , terbiye edeni , değerlendireni , kararı vereni , kararı uygulayanı Benim .)
    Övgü ve şükür sadece bana yapılır .
    Esirgeyen , acıyan , merhamet edenim .
    Bu dünya yaşamınızda yapıp ettiklerinizin / yapmadıklarınızın değerlendirileceği günün sahibi Benim .
    Sadece Benim önümde secde edeceksiniz .
    Sadece Benden yardım / destek istiyeceksiniz .
    Sizi doğru yola iletecek , ödüllendirecek , cezalandıracak yalnız Benim . ''

    Şimdi bir başka uyarıya kulak verelim .

    ''Mü’min bilir ki, Kur’an’daki bütün ikaz ve uyarılar, müminin menfeatinedir.
    Onun huzuru içindir.
    Bunu anlayabilmek için de Kur’an tahsili lazımdır.
    Onun okunması ve anlaşılması lazımdır.''

    Mümin : Bir Allah'a inanan ve O'nun yap dediklerini yapmak , yapma dediklerini

    yapmamak / uygulamak için gayret ve çaba gösterenler .

    Tahsil : Üzerinde geniş eğitim yapmak .

    Tezekkür , tedebbür ve tefekkür ile .....

    Yüreği Kur'an ışığı ile parlayan Mehmet Akif satırlarında neler söylüyor :

    '' İbret olmaz bize, her gün okuruz ezberde!
    Yoksa bir maksat aranmaz mı ayetlerde?

    Lafz-ı muhkem yalnız, anlaşılan, Kur’an’ın;
    Çünkü kaydında değil, hiçbirimiz mananın.
    Ya açar Nazm-ı Celil’in, bakarız yaprağına,
    Yahut üfler geçeriz, bir ölünün toprağına.
    İnmemiştir hele Kur’an, bunu hakkıyle bilin,
    Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için.''


    Anlatım o kadar açık net ki yoruma gerek var mı !?

    '' Günümüzde bir kısım insanlar, Kur’an’ı, mihrap nameleri, mezar duaları, ölü ağıtları haline getirmiştir.
    Halbuki o, bir hayat düsturudur.
    Altın yaldızlı, işlemeli, kadife kılıflar içinde saklansın, duvarda veya kütüphane raflarında saklı tutulsun, mezarlıklarda okunsun, muska yapılsın diye değil, yaşanması için gönderilmiş bir kitaptır. ''


    '' Öyleyse, bizim için gelen bu kitabı iyi tanıyalım, iyi okuyalım, iyi öğrenelim, nesillerimize de iyi bir şekilde aktaralım. ''

    Çocuklarımıza aktarabilmek içinse önce bizlerin Allah Kitap-ını çok iyi tanımamız ,

    kavramamız , bilmemiz gerekir düşüncesiyle sevgi saygılarımı sunuyorum .

    alıntı
     

Sayfayı Paylaş