Ticaret ahlakı

Konusu 'Vaaz-Hutbe' forumundadır ve ALLAH ASIKLARI tarafından 9 Temmuz 2009 başlatılmıştır.

  1. ALLAH ASIKLARI

    ALLAH ASIKLARI islamseli

    Katılım:
    8 Ocak 2009
    Mesajlar:
    12.084
    Beğenileri:
    0
    [FONT=Times New Roman, Times, serif]TİCARET AHLAKI[/FONT]​
    [FONT=Arial, Comic Sans MS, Tahoma, Verdana]Değerli Mü'minler!

    Dinimizde bir kural vardır. İnsanların en hayırlısı insanlara en yararlı olandır. Ticaret erbabı da, toplumumuzun insanlara en çok faydası dokunan bir kesimidir. Her insan, yiyecek, içecek, giyecek gibi ihtiyaç duyduğu şeyleri bizzat temin edemez. Ticaretçi; memleket memleket, il il dolaşarak insanların istediği malı, istediği eşyayı temin ederek toplumun istifadesine sunar. Hem kendi kazanır, hem memleket ekonomisine katkıda bulunur, hem de toplumun ihtiyacını karşılar. Bu bakımdan Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) güvenilir ve doğru bir ticaretçinin kıyamet gününde sıddıklarla, şehitlerle beraber olacağını müjdelemişlerdir.

    Tüccarın bu değeri yanında, onlara sorumlulukları da şu şekilde hatırlatılmıştır:
    "En temiz kazanç, o ticaretçinin kazancıdır ki; konuştuğunda yalan söylemez, müşterilerine hainlik etmez, vaadlerini yerine getirir, sözünden dönmez. Satmak için aldığı malı daha ucuza alayım diye kötülemez. Satarken daha pahalıya satayım diye de malını övmez. Borçlarını zamanında öder, bekletmez; alacakları hususunda borçlusunu sıkıştırıp zora koşmaz."[1]

    Aziz Cemaat!

    Her hususta olduğu gibi ticaret hususunda da doğruluk, dürüstlük her müslümanın şiarı olmalıdır. Bu, Allah Teala'nın; "Ey iman edenler, Allah'dan korkun ve doğrularla bir olun."[2] emrinin gereğidir.

    Ticaretinde doğru ve dürüst davrananın her zaman yüzü ak, kazancı helaldir. Kıyamet günü yakasına yapışanı da yoktur. O, ne dünyada, ne ahirette utanacaktır. Yaptığı hayrının ve ibadetinin karşılığını kat kat alacaktır.

    Şu söz, doğruluğun önemini vurgulayan İslam büyüklerinin meşhur sözlerindendir:
    "Müslümana devamlı farz olan ibadet doğruluktur. Devamlı farzını yerine getirmeyenin, vakitli farzları makbul olmaz." Rasuli Ekrem (s.a.s.) bir yiyecek satıcısına uğramış, mübarek elini, satışa sunulan bir hububat yığınına sokmuş, eline yaşlık bulaşmıştı. Satıcıya "Nedir bu yaşlık?" diye sorduğunda satıcı: Ya Resulallah! Biraz önce yağmur yağdı da ıslandı, karıştırdım, yaş kısmı altına geçti, demiş, bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.s) : "O yaşlık üzerinde kalmalı idi." Buyurmuş ve eklemişti: "Bizi kandıran bizden değildir."[3]

    İbn-i Ömer (r.a.) diyor ki : Bir satıcı, malını müşterilerine övüyordu. Rasulullah yanına vardı, övdüğü malı yokladı. Malın kalitesi düşüktü. Buyurdular ki : "Her malı kendi değerine göre satmalısın, bizi kandıran bizden değildir."[4]

    Ebu Hureyre (r.a.) sütüne su katan bir süt satıcısını gördü. Yanına yaklaştı ve sordu: "Ey zavallı! Kıyamet günü sana, su katarak sattığın sütlerden şu suyu ayır bakalım, denildiğinde ne yapacaksın ?"[5]

    Değerli Kardeşlerim !

    Dünya hırsına kapılmadan, helalinden kazanıp çoluk çocuğumuza temiz rızık, helal lokma yedirmeliyiz. Bu fani alemde başkalarına dünyalık kazandırma uğruna, kendi ahiretimizi yıkmamalıyız. Özümüz, sözümüz, ticaretimiz, sanatımız, ortaklığımız, dostluğumuz, arkadaşlığımız hep dürüstçe olmalı, dünyada da, ahirette de yüzümüz kızarmamalıdır.
    Ne güzel söylemişler;

    Sen usandırma eli, el de usandırmaz seni,
    Müstakim ol, Hazreti Allah utandırmaz seni,

    Hutbemizi iki ayet-i kerimenin mealiyle bitirelim;

    "Göğü Allah yükseltti ve ölçüyü O koydu. Sakın tartıda haksızlık etmeyin. Tartıyı doğru tutun, terazide eksiklik yapmayın."[6]

    "İnsanlardan alırken ölçüp tarttıklarında dolu dolu; onlara satmak için tarttıklarında ise noksan yapan hilekarlara yazıklar olsun. Onlar düşünmezler mi ki, kendileri büyük bir günde hesap vermek için diriltilecekler. Öyle bir gün ki, insanlar o günde alemlerin Rabbinin huzurunda divan duracaklar."[7]
    [/FONT]
    [FONT=Arial, Comic Sans MS, Tahoma, Verdana][1] Et-Tergib, 2/586
    [2] Tevbe-119
    [3] Ruhul Beyan, 16966, Osmaniye 1306
    [4] Keşfü'l Hafa, 2/266
    [5] Nüzhetün Nazirin, 146, Mısır.
    [6] Rahman, 7-9
    [7] Mutaffifîn, 1
    [/FONT]
     

Sayfayı Paylaş