Muttakilerin Belirgin Özellikleri:

Konusu 'Takva' forumundadır ve ALLAH ASIKLARI tarafından 20 Temmuz 2009 başlatılmıştır.

  1. ALLAH ASIKLARI

    ALLAH ASIKLARI islamseli

    Katılım:
    8 Ocak 2009
    Mesajlar:
    12.084
    Beğenileri:
    0
    Muttakilerin Belirgin Özellikleri:

    Kur'an takva sahipleri hakkında şöyle buyuruyor:
    "Rabbinizden olan mağfirete ve eni göklerle yer kadar olan cennete (kavuşmak için) yarışın; o, muttakiler için hazırlanmıştır.
    Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkeleri*ni yenenler ve insanlar (daki hakların)dan bağışlama ile (vaz) geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever.
    Ve 'çirkin bir hayasızlık' işledikleri, ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allah'ı hatırlayıp hemen günahlar*dan dolayı bağışlanma isteyenlerdir. Allah'tan başka gü*nahları bağışlayan kimdir? Bir de onlar, yaptıkları üzerinde bildikleri hâlde ısrarla durmayanlardır.
    İşte bunların karşılığı, Rablerinden bağışlanma ve içinde ebedî kalacakları altından ırmaklar akan cennetler*dir. (Böyle) yapıp edenlere ne güzel bir ecir (karşılık var).
    [654]
    Şimdi bu âyette ve diğerlerinde yer alan muttakilerin sıfatlarından bazılarını sıralayalım:
    1- Muttakiler, insan için hatalara, şeytana, aldatıcı her şeye karşı en güzel koruyucu elbisenin 'takva elbisesi' olduğunun bilincindedirler.
    [655]
    2- Muttakiler, inanılması gereken bütün iman esasları*na şüphesiz iman ederler. İmanları sapasağlamdır.
    "Elif. Lâm. Mîm. Bu, kendisinde şüphe olamayan, muttakiler için de hidayet rehberi olan (doğru yolu göste*ren) bir kitaptır.
    O muttakiler ki, gayba inanırlar, namazı dosdoğru kı*larlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler (Allah yolunda harcarlar).
    Ve (yine) onlar, sana indirilene, senden önce indirilen*lere iman ederler ve ahirete de kesin bir bilgiyle inanır*lar."
    [656]
    Kur'an, Allah'ın rızasını isteyip O'ndan hakkıyla kor*kup çekinenler için kesin bir hidayettir. Allah'tan ittika eden muttakiler, kendilerine gaybdan gelen gerçekleri tered*dütsüz kabul ederler. O gerçekleri duygularıyla hissetmeseler, maddî âlemden delil getirmeseler bile. Çünkü onlar, Kur'an'ın Allah (cc) katından geldiğini kabul etmektedirler.
    Bu âyetler, aynı zamanda salih bir Müslümanda olma*sı gereken özellikleri ortaya koymakta ve mü'minlere âde*ta 'İşte böyle olun' demektedir.
    [657]
    "Eğer küfredecek olursanız, çocukların saçlarını ağar*tacak bir günde, siz kendinizi nasıl koruyacaksınız (vika*ye edeceksiniz)?"
    [658]
    "Biz Musa'ya ve Harun'a, takva sahipleri için bir ay*dınlık ve öğüt (zikir) olarak, hak ile batılı birbirinden ayı*ran (furkan) verdik.
    Onlar, Rablerine karşı gayb ile (O'nu görmedikleri hâlde) bir haşyet içindedirler ve onlar, kıyamet saatinden 'içleri titremekte olanlar'dır."
    [659]
    3- Muttakiler, mallarını Allah yolunda çekinmeden 'infak' ederler.
    İnfak, malı gerektiği kadar, gerektiği yerlere Allah (cc) rızası için vermektir, bağışlamaktır. Çünkü insanın elin*deki şeyler zaten Allah'a aittir ve o, onları geçici olarak kullanma izninine sahiptir. İman eden ve takva bilinci ile hareket edenler, Allah'ın kendilerine emanet olarak ver*diklerini diğer insanlarla paylaşırlar. Böylece hem Allah'ın emrine uymuş olurlar, hem içlerindeki mala karşı aşırı tutkuyu sınırlamış olurlar, hem de muhtaç durumda olan*ları faydalandırırlar.
    İnfak, vacip (zorunlu) ve nafile (mendup) olmak üzere iki çeşittir. Muttaki, zorunlu olan zekât, fitre, yakınların nafakası, Allah yolunda cihad için harcama gibi infakları yapar. Bundan sonra da takvasının gereği olarak, Allah yo*lunda yeri ve zamanı gelince infakta bulunur. Fakire, yeti*me, felâkate uğrayana, kısaca muhtaç olanlara ve hayır yollarına sadaka-i cariye (devam eden sadaka) olarak yar*dım eder.
    Kur'an şöyle diyor:
    "Muttakiler, gayba inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden infak ederler.
    O (takva sahipleri), bollukta ve darlıkta Allah için in*fak ederler..."
    [660]
    Genişliği göklerle yer arası kadar olan, içerisinde in*san hayalinin çok ötesinde nimetler ve güzellikler bulu*nan cennet, muttakiler (Allah'a karşı sorumluluk bilinci ile hareket edenler) için hazırlanmıştır. Burada görüyoruz ki takva, yalnızca şirkten korunma değildir. Onunla bera*ber, gayba inanmak, Allah (cc) yolunda infak etmek, öfke*yi yenmek, namazı hakkıyla kılmak gibi amelleri de işle*mektir.
    Onlar geniş zamanlarında da, darlık ve sıkıntı zaman*larında da Allah'ın rızasını gözeterek hem kendi yakınla*rına, hem de diğer muhtaçlara yardım ederler, el uzatırlar. Bilirler ki Allah'ın kendilerine nasip ettiği mallarda isteyenlerin veya iffetinden dolayı isteyemeyen yoksulların bir hakkı vardır. O hakkı zekât ve sadaka vererek, hayır yaparak ve diğer infak yollarıyla yerine getirirler.
    [661]
    4- Namazı gereği gibi ikame ederler (kılarlar), namazın mü'minin hayatındaki yerini bilirler ve onu yerine getirmenin çabasındadırlar.
    "Bir de namazı dosdoğru kılın ve O'ndan ittika edin (diye emrolunduk). Huzuruna (götürülüp) toplanacağımız O’dur.
    [662]
    "Gönülden katıksız bağlılar' olarak, O'na yönelin ve O'ndan ittika edin; namazı dosdoğru kılın ve müşrikler*den olmayın."
    [663]
    5- Muttakiler görmedikleri, kendileri için gayb olan Rablerinden ittika ederler, O'na karşı sorumluluk bilinci taşırlar.
    [664] Zaten imanın önemi 'gaybî' olmasındandır. Değilse 'buluttan gölgeler içinde Allah'ın ve meleklerin gelmesini, görünmesini beklemek'[665] ancak müşriklerin işidir. Müslümanın böyle birşeye ihtiyacı yoktur.
    İman, ancak insanın duyularından gizli (yani gayb) iken ve insanın aklı ile muhakeme edip hiçbir zorlama olmaksızın onu kabul etmesi ile değerli olur. Yoksa Allah'ı, meselâ istiva ettiği arşta görüp, yerde ve gökte görevli me*lekleri açıkça gözledikten sonra ve kendini tamamen O'nun kudreti altında hissettikten sonra iman ve itaat etmenin hiçbir kıymeti olmaz. Öyle bir durumda, inatçı ka*firlerin ve en azılı günakârların bile inanmama seçenekle*ri olmayacaktı.
    [666]
    6- Onlar, gerek Allah'a, gerekse insanlara söz vermişlerse, sözlerinde dururlar (ahidlerini yerine getirirler).
    "Hayır, kim ahdine vefa gösterir ve ittika ederse şüp*hesiz Allah muttakileri sever."
    [667]
    Bu bir ahlâk kuralıdır. Bu kurala uyanı ve Allah'a ver*diği sözde durup takva bilincine ulaşan kimseyi Allah (cc), hem sever, hem de ona ikram eder. Ancak Allah'ın adıyla söz verip de sözünü tutmayanlar ile, bu gibi sözleri az bir dünyalık karşılığı satanların bir değeri olmaz. Allah (cc) onları temize çıkarmaz, onların ahirette de nasipleri olmaz.
    Ahde vefa (verilen sözde durmak), takva bilinci ile ya*kından ilgilidir. Sözün kime verildiği, anlaşmanın kimin*le yapıldığı önemli değildir. Müslüman, -ister Allah'a, is*ter insanlara verilmiş olsun- verdiği sözde durur, ahdini yerine getirir. Çünkü insan, verdiği sözden önce Allah'a karşı sorumludur. Dolayısıyla takva sahibi bir kimse, Allah'ın gazabına sebep olacak işlerden uzak durmaya çalı*şır. Zamanlar ve mekânlar değişse bile bu ahlâkî ilke değişmez. Zira bu davranış takvalı olmanın gereğidir.
    7- Allah'ın yolunda yürüme, günahlardan kaçınma, Al*lah'ın dinine yardım etme konularında sabırlıdırlar. Tak*va bir ifadeyle, dikenli yolda yürürken kendini korumak gibidir. Bu da sabır ve dikkatle olur.
    "Sabret; senin sabrın ancak Allah'ın (yardımı) iledir. Onlar için üzülme ve kurmakta oldukları hileli düzenler*den dolayı da sıkıntıya düşme.
    Şüphe yok Allah, ittika edenlerle ve muhsinlerle (iyi*lik edenlerle) beraberdir."
    [668]
    "Size bir iyilik dokununca onları tasalandırır, size bir kötülük isabet edince de onunla sevinirler. Eğer siz sabre*der ve ittika ederseniz, onların 'hileli düzenleri' size hiçbir şeyle zarar veremez. Şüphesiz Allah, yapmakta oldukları*nı kuşatır."
    [669]
    "Ey iman edenler, sabredin, sabır etmekte yarışın, (İs*lâm'ın sınırlarında) nöbetleşin ve ittika edin. Umulur ki kurtuluşa erersiniz."
    [670]
    8- Öfkelendikleri zaman öfkelerine hâkim olurlar, in*tikam peşine düşmezler.
    "Onlar, bollukta da darlıkta da infak edenler, öfkeleri*ni yenenler ve insanlardaki (haklarından) bağışlama ile (vaz) geçenlerdir. Allah muhsinleri sever."
    [671]
    Öfkeyi yenebilme özelliği, bir başka âyette Rablerine tevekkül ve iman edenlerin bir özelliği olarak geçiyor.
    [672]
    İbni Mes'ud (r.a) anlatıyor: Peygamber (s.a.v) birgün;
    "Siz aranızda kimi pehlivan sayarsınız?" dedi. Orada olan*lar;
    "Erkeklerin yenemediği kimseyi pehlivan sayarız." de*diler. Bunun üzerine buyurdu ki:
    Hayır, gerçek pehlivan öf*kelendiği zaman nefsine hâkim olabilendir."
    [673]
    Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor ki:
    "İntikam almaya gücü yettiği hâlde öfkesini tutan kimsenin kalbini Allah (cc), güven ve iman duygusu ile doldurur."
    [674] Bu hadisin bir başka rivayetinde, öfkesini tutan kimseye kıyamet günü istediği hizmetçinin verile*ceği söyleniyor.[675]
    "Allah (cc) yanında, kulun yuttuğu en sevaplı yudum, Allah rızası için kendini tutup yuttuğu öfke yudumu*dur."
    [676]
    Ebu Hureyre (r.a) anlatıyor: Adamm biri Peygamberimiz (s.a.v)'e gelerek;
    "Ey Allah'ın elçisi, bana kısa bir öğüt ver, pek uzun söyleme ki onu unutmayayım." dedi ve bunu birkaç kere tekrar etti. Peygamberimiz (s.a.v);
    "Öfkelenme!" ce*vabını verdi.
    [677]
    Hz. Ömer (r.a), kızgınlık anında "Affı esas tut, ma'ruf olanı emret ve cahillerden yüz çevir."
    [678] âyeti okununca olduğu yerde kalıp kızdığı adama hiçbir şey yapmadı.[679]
    9- Kendilerine karşı yapılan hataları bağışlarlar.
    Muttakiler, insanlardaki haklarından onları bağışlaya*rak vazgeçerler. İntikam peşine düşmezler. Affedici ve merhametlidirler.
    [680]
    10- Günah işledikleri zaman, hemen tevbe edip Al*lah'tan bağışlanma (mağfiret) dilerler.
    "Ki onlar, 'Rabbimiz, şüphesiz biz iman ettik, artık bi*zim günahlarımızı bağışla ve bizi ateş azabından koru' diyenler, sabredenler, doğru (sadık) olanlar, gönülden boyun eğenler, infak edenler ve seher vakitlerinde bağışlanma di*leyenlerdir."
    [681]
    "İttika edenlere şeytandan bir vesvese eriştiğinde (ön*ce) iyice düşünürler (Allah'ı zikredip anarlar), sonra he*men bakarsın ki görüp bilmişlerdir."
    [682]
    11- Günahta ve hatada ısrar etmezler.
    "Muttakiler, 'çirkin bir hayasızlık' işledikleri, ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allah'ı hatırlayıp hemen günahlarından dolayı bağışlanma isteyenlerdir. Allah'tan başka günahları bağışlayan kimdir? Bir de onlar, yaptıkla*rı üzerinde bildikleri hâlde ısrarla durmayanlardır."
    [683]
    12- Her konuda Allah'a, Rasûlüne ve Kitab'a itaat ederler.
    "Bu indirdiğimiz mübarek bir Kitaptır. Şu hâlde ona uyun ve ittika edin (korkup sakının). Umulur ki merha*met olunursunuz."
    [684]
    "Sonra seni de bu emirden bir şeriat üzerinde kıldık; öyleyse sen ona uy ve bilmeyenlerin heva (istek ve tutku)larına uyma.
    Çünkü onlar, Allah'tan (gelecek) hiçbir şeye karşı ke*sin olarak seni bağımsız kılamazlar. Hiç şüphesiz zalim*ler, birbirlerinin velisidirler. Allah ise muttakilerin velisidir.
    "Kim Allah'a ve Rasûlüne itaat eder ve Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşırsa ve O'ndan korkarsa, işte kurtu*luşa ve mutluluğa erenler bunlardır."
    [685]
    "Bu, Allah'ın size emridir. Kim Allah'tan korkup sakı*nırsa, Allah onun kötülüklerini örter ve onun ecrini büyütür."
    [686]
    "Buna göre eğer mü'min iseniz, Allah'tan korkup sa*kının ve aranızı düzeltip (kardeşçe davranıp) Allah'a ve Rasûlüne itaat edin."
    [687]
    "Peygamber size ne getirdiyse onu alın, sizi neyden sakındırırsa ondan da sakının ve Allah'tan ittika edin..."
    [688]
    13- Onlar, dünyada da ahirette de birbirlerinin dostu*durlar.
    "Muttakiler hariç olmak üzere, o gün, dostların kimi kimine düşmandır."
    [689]
    14- Muttakiler, herkese karşı adaletle davranırlar, kimsenin hakkına tecavüz etmezler.
    "Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletten alıkoyma*sın, adil olun. O, takvaya daha yakındır. Allah'tan ittika edin. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdar*dır."
    [690]
    15- Onlar, bütün işlerinin salih amel olmasını isterler. Allah'tan hakkıyla korkup sakınarak güzel davranışlarda bulunurlar. Bilirler ki Allah (cc), kendini görüyor gibi bi*linçli ibadet edenleri ve güzellik üretenleri sever.
    [691]
    16- Onlar, Allah'ın dini uğruna çalışan, çaba gösteren ve cihad eden kimselerdir.
    "Allah'a ve ahiret gününe iman edenler, mallarıyla, canlarıyla cihad etmekten (kaçınmak için) senden izin istemezler. Allah takva sahiplerini bilendir."
    [692]
    17- Gece ibadetine devam ederler.
    "(Muttakiler), gece boyunca da pek az uyurlardı. On*lar seher vakitlerinde istiğfar ederlerdi."
    [693]
    Muğira (r.a)'nın rivayet ettiğine göre Peygamberimiz (s.a.v), geceleri ayakları veya bacakları şişinceye kadar ibadet ederdi. Bu durum kendisine söylendiği zaman; "Şükre*den bir kul olmayayım mı?" dedi.
    [694]
    18- Onlar sadık kimselerdir. İmanlarında sadıktırlar. İşlerinde ve sözlerinde, insanların en doğrusu onlardır.
    "Doğruyu getiren ve doğrulayanlara gelince, işte onlar muttaki olanlardır."
    [695]
    Buradaki 'doğrulayanlar' sözü, Hz. Muhammed (s.a.v)’le ge*len vahyi kabul eden bütün Müslümanları kapsar. Çünkü Müslümanlar hakkı ikrar ederler ve onu bilirler. Onlar ay*nı zamanda şirkin bütün unsurlarından sakınan müttakilerdir.
    Daha önce geçtiği gibi Kur'an, yüzleri doğuya veya ba*tıya çevirmenin birr olmadığını söyledikten sonra, bazı davranışları sayıyor ve işte birr, bu gibi amelleri yapanların davranışlarıdır, diyor. Arkasından da; "...İşte böyle yapanlar sadık olanlardır, takva sahibi olanlar da bunlardır." diye ekliyor.
    [696]
    Onlar, imanlarını kalplerinde söz ve amelle kökleştirirler. Onu duruma göre değiştirip bozmazlar. İmanlarını küfürden ve benzeri rezilliklerden korurlar.
    19- Allah'ın huzurunda saygıyla boyun bükerler (kunut yaparlar).
    [697] Onlar, yerde ve göklerde ne varsa hepsi*nin Rabbinin yüceliği karşısında boyun bükerek, O'nun emrine teslim olduklarının farkındadırlar.[698] Mü'min er*kekler ve mü'min kadınlar, gönülden inanarak kunut ya*parlar, Allah'ın makamının önünde saygıyla divan durur*lar.[699]
    20- Onlar samimiyetle Allah'a yönelirler.
    "Cennet de muttakiler için, uzakta olmaksızın (o gün) yakınlaştırılmıştır.
    Bu, bize va'dolunandır; (gönülden Allah'a) yönelip dö*nen, (İslâm'ın hükümlerini) koruyan, görmediği hâlde Rahman'a karşı 'içi titreyerek korku duyan' ve 'içten Al*lah'a yönelmiş kalb' ile gelenler içindir.
    Ona esenlik ve barışla (selâmla) girin. Bu, ebedîlik gü*nüdür.
    Orada diledikleri her şey onlarındır; katımızda daha fazlası da var."
    [700]
    Zaten o gün selim (içten Allah'a teslim olup yönel*miş) bir kalbin dışında, mal ve çocukların çokluğu hiçbir fayda vermeyecektir.
    [701]
    Bunlar gibi daha başka üstün özellikleri olan muttakiler için, genişliği gökler ve yer arası kadar olan cennet, sonsuz nimetler, sayısız mükâfatlar hazırlanmıştır.
    [702]
    Kendileri için cennetler ve sayısız mükâfatlar hazırla*nan muttakiler, dünya hayatında küfürden, şirkten, ilhaddan (doğru yoldan sapmalardan) ve münafıklıktan sakınır*lar. Allah'tan ittika etme bilinciyle yürürler ve Allah'ın rızasını isterler. Allah'ın haramlarından yüz çevirirler, ma'siyetlerden (günah işlerden] dikkatle kaçınırlar. Böyle*ce insanların temizlerinden, inananlardan, sadıklardan olurlar. Dünyalıklara iltifat etmezler, onun rahatının ve süsünün bağlısı olmazlar. Dünyanın mücevheri onları cezbetmez. Onlar yalnızca Allah'ın rızasına yönelirler. İyi niyet sahibirler, güzel amel işlerler. Dolayısıyla cenneti kazanmak onların hakkı olur. Bu da çok büyük bir kurtuluştur.
    [703]
    Hz. Ali (r.a), muttakiler hakkında şöyle diyor: "Muttakiler üstünlüklere sahiptirler. Sözleri gerçektir onların. Elbiseleri orta hâllidir; ne fazla özentili, ne de pek bayağı. Yürüyüşleri gönül alçaklığıyladır onların. Gözleri*ni, Allah'ın onlara haram ettiği şeylere yumarlar. Kulakla*rını, onlara fayda verecek bilgiye verirler.
    Onların gözlerinde en yüce olan yalnızca Allah'tır; başka şeyler küçüktür. Sanki cenneti görmekteler, orada nimetler elde etmekteler. Sanki cehennemi görmekteler, orada azaba uğramaktalar. Kalpleri mahzundur, şerlerinden herkes emindir. Hasetleri zayıftır; yoktur. Dilekleri önemsiz, nefisleri ise tertemiz... Dünya onları ister, ama onlar dünyayı istemezler.
    Gece oldu mu, ayaklarına basarlar, saflar kurarlar, iba*dete koyulurlar. Kur'an âyetlerini, harfleri sayılacak kadar ağır, anlamını düşünerek okurlar; kendilerini bu suretle hüzünlere atarlar, dertlerinin devasını Kur'an'da bulurlar. Kur'an'dan sevaba, mükâfata dair bir âyet okuyunca o se*vabı elde etmeyi umarlar, gönüllerini özlemle ona verirler. Sanırlar ki o mükâfat gözlerinin önüne gelmiş, serilmiştir. Korkutucu bir âyet geçti mi, kulaklarını ona verirler. Sanırlar ki cehennemin alevlenmesi, alevi yücelirken çıkar*dığı ses, kulaklarına gelmektedir. Rükû' ederek iki kat ol*muşlardır. Alınlarını, ellerini, dizlerini, ayak parmaklarını yerlere döşemişlerdir; secdeye kapanmışlardır. Yüce Al*lah'tan, azaptan, zincire vurulmaktan kurtulmayı dileme*ye koyulmuşlardır.
    Gündüzlere gelince, yumuşak huyludur onlar. Bilgindirler, iyi kişilerdir, çekingendirler. Korku (takva) bilinci onları zayıflatmıştır. Onları gören hasta sanır; oysa onlar hasta değillerdir. Onlara bakan akıllarını yitirmiş sanır; oysa onların akıllarında büyük bir zamanın (ahiretin) kor*kusu vardır. Birisi onları överse, 'Ben kendimi başkalarından iyi bilirim, Rabbim ise beni benden daha iyi bilir. Al*lah'ım, söyledikleri yüzünden beni suçlu sayma. Beni on*ların zanlarından daha üstün et' derler.
    Onlar dinde güçlü, davranışta yumuşak, kullukla dik*katli, ilimde hırslı, ibadette özü doğru olanlardır. Rableri karşısında tevazu gösterirler. Yoklukta sabırlı, çetin za*manlarda dirençlidirler. Helâl rızık elde etmeye çalışırlar. Hidayette neşeli, güzel ve temiz işlere koyulmuşlardır ve tamahtan uzaktırlar."
    [704]
    İmam Malik anlatıyor: Bana ulaştığına göre, bir adam Abdullah b. Zübeyr'e şöyle yazdı: "Haberiniz olsun, takva ehlinin birtakım belirtileri vardır ki, bunlar sayesinde kendileri bilinebilir, onlar da bunları bilirler. Şöyle ki: Muttaki, (ihtilaf hâlinde) verilen hükme razı olur, nimet*lere şükreder, belâya sabreder, dilinden doğru söz çıkar, verdiği sözde durur, anlaştığı zaman onu yerine getirir, Kur'an'ın hükümlerini kendine yol yapar..."
    [705]
    Muttakiler, Allah'a yönelip dönen ve İslâm'ın hüküm*lerini hakkıyla koruyan kimselerdir. Onlar, görmedikleri hâlde Allah'tan içleri titreyerek haşyet duyarlar (korkar*lar) ve içten Allah'a yönelmiş selim bir kalp ile yaşarlar. İşte böyleleri için cennet hazırlanmıştır. Muttakiler o cennet'e selâmla girerler. Orada her şey onlarındır. Hatta Al*lah katında daha da fazlası vardır.
    [706]
    Muttakiler, Allah'ın âyetleri kendilerine hatırlatıldığı zaman onlarla alay eden zalimler gibi değillerdir. Onlar, âyetlere kulak verirler, ne söylendiğini anlamaya çalışır*lar. Âyetlerin hükümlerine uygun olarak yaşama çabası içerisinde olurlar. Bilirler ki bir hatırlatma ve öğüt olan Allah'ın âyetleri, insanların Allah'tan hakkıyla korkup sakınmaları içindir.
    [707]

     
    Son düzenleyen: Moderatör: 22 Haziran 2012
  2. Cennet-ül Mualla

    Cennet-ül Mualla islamseli

    Katılım:
    22 Temmuz 2009
    Mesajlar:
    1.855
    Beğenileri:
    0
    :Allah: RAZI OLSUN

    Kur'an şöyle diyor:
    "Muttakiler, gayba inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden infak ederler.
    O (takva sahipleri), bollukta ve darlıkta Allah için in­fak ederler..."


    Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor ki:
    "İntikam almaya gücü yettiği hâlde öfkesini tutan kimsenin kalbini Allah (cc), güven ve iman duygusu ile doldurur.
    "
     

Sayfayı Paylaş