Muhamme Nayir Erzincan'i Kd.Srh.

Konusu 'Büyük İslam Alimleri...' forumundadır ve ziyad tarafından 29 Ocak 2009 başlatılmıştır.

  1. ziyad

    ziyad islamseli

    Katılım:
    1 Ocak 2008
    Mesajlar:
    618
    Beğenileri:
    0
    Zamanımızın kutuplarından olan, aslen Gümüşhane asıllı olup, Erzincan'da ikamet eden Muhammed Nayir Erzincan'i Kd.Srh hazretlerini tanıtmak istiyorum ALLAHU TEALA'nın izni ile.

    MUHAMMED NAYİR ERZİNCANİ (HZ) HAYATI

    DOĞUMU Muhammed Nayır Hazretleri 1930 yılında, Şeyh Ahmet Ziyaüddin Hazretlerinin de memleketi olan Gümüşhane'nin Çayırardı köyünde dünyayı teşrif etmişlerdir. Babası Abdülkadir efendi, annesi Arife'dir.

    ZATINDAN NAKİL : Doğduğum zaman ağabeyim bir buçuk, iki yaşındaymış. Hatta dedem, ağabeyimin sütünü yarım bıraktım diye kızıyormuş: ALLAH rahmet etsin Abdülkadir babam, anneme : "Bu çocuğa abdestsiz olarak süt emzirme!" demiş. Böylece doğumumdan itibaren annem, beni, abdestsiz bir halde emzirmiş."

    ÇOCUKLUĞU: Ailesi 1934 yılında, Çayırlı kazasının Çaykent köyüne İskân kanunuyla yerleşmiştir. Burada ailece çiftçilik yaparak geçimlerini temin etmişlerdir. 5-6 yaşlarında iken, o sırada köye gelen Oflu Fikri Hoca adında bir zattan, hafızlık tedrisine başlamıştır. Ağabeyisi ile her gün 1,5-2 sahife ezber yaparken gözlerinde başlayan bir rahatsızlık sonucu, çalışmalarını bırakmak zorunda kaldı.

    ZATINDAN NAKİL : "O zamanlar ilim tahsil etmek çok zordu. Abimle beraber Fikri Hoca'dan ders almağa başladık. Sesim güzel olduğu için ebeveynim hafız olmamı istiyordu. Her gün 1.5-2 sahife ezber yapıyorduk. Bir ara gözlerimde bir rahatsızlık hasıl oldu. Kuran'a bakarken gözlerimden yaşlar boşanıyordu. Artık okuyamıyordum. Tedavi etme imkânı olmadı. Demek ki nasibimiz o kadarmış. O ara, Hâce-yi ahrar Beydullah Hazretlerini (K.S.) okuyor ve onunla teselli buluyorum. Şeyh Şahabeddin hazretleri, bu zatın babasını ikaz ederek; "Bu çocuk ilerde çok büyük zat olacak. Bunun terbiyesine dikkat edin!" buyurmuş. Annesi, babası bu söz üzerine hazretin terbiye ve âdabına özen göstermişler. Ancak o da Misbak'tan birkaç sahife okumuş, gerisini getirememiş. Sonra evliyaullahı, meşayıh, medreseleri gezmeğe başlamış. Onu gören âlimler: "Bu, ilerde büyük bir adam olur." derlermiş. Okuduğu az olduğu halde, âlimler arasında vuku bulan bir meselenin altından yalnız o çıkabilmiş. Hafızlığı bırakınca, bu olayla teselli buluyorum. Hazret, hafızlığı bırakmış; ama okumayı terk etmemiştir. Bu sırada çiftçiliğe devam eder. ama içinde hafız olamamanın acısı vardır. Bu acıyı şöyle anlatır:

    ZATINDAN NAKİL : "Küçük yaşımda çiftçilik yapıyorum. Bu sırada abim hafızlığa devam ediyordu.Ama ben her fırsatta Jandarmalar başlarımızdaki beyaz takkeleri aldılar. Henüz 12 yaşlarındaydım. Çok ağlamıştık abimle. Zaten medreselerde okurken, kapıya bekçi koyardık. Ezanı da uzun süre Türkçe okumak mecburiyetinde bırakılmıştık." Efendi Hazretleri 1952 yılında İstanbul'a gider. Bundan sonra yazları köyde rençperlik yaparak, kışları İstanbul'da okuyarak geçirir. İstanbul dönemlerini şöyle anlatır : ZATINDAN NAKİL : "İstanbul'da Abdullah efendiden Nurul-İzah okuduk. Edirnekapı camisinin medreselerinde kalırdık. Biraz Kızılay'ın yardımlarıyla, biraz kendi gayretlerimizle geçimimizi temin ediyorduk. Kızılay, sabah kahvaltısı veriyordu. Kahvaltıya yetişemeyince, o gün öğleye kadar aç kalırdık. 5 kuruş verip de tramvayla yolculuk yapacak durumumuz yoktu. Bazen 5-10 kuruş karşılığında pasta alır, onu yiyerek idare ederdik. Köyde, İslam hocadan her ne kadar okuduksa da, İstanbul'un talimi, kıraati karşısında bizim okuduğumuz elif, minare gibi oldu." Hazret ,Fatih Dülgerzâde Camisinde Kesik Bacak İsmail Efendi'den Talim dersleri alır, Abdullah efendiden Arapça, Mahmut efendiden Kâfiye okur.

    ZATINDAN NAKİL : okuyorum. İçimde bir aşk, bir muhabbet var. Ben, kendimi unutmuşum; rüyalarda ağlıyorum, beyitler söylüyorum. Büyük zatları ziyaret ediyorum, ama içimi okuyamamanın acısı sarmış. Hatta anneme, babama: "Abimi okuttunuz beni okutmadınız. Ben sizden hakkımı alırım" diyerek sitem ediyorum. Bir gece babaannemle misafir odasında uyurken bir rüya görüyorum. Abim okumak için Of'a gidiyor. Ben de gideceğim diye tutturuyorum. Kendi kendimi hazırlıyorum. O ara baltayı almak için eve girip çıktığımda abimler gitmiş oluyorlar. Başladım rüyada ağlamaya. Uyandığım zaman hâlâ ağlıyordum ve annem beni susturabilmek için epeyce uğraşmıştı. Ama sonuçta kendi köyümüzdeki Fikri ve Abdürrahim hocalardan Arapça okumağa başladım." GENÇLİĞİ : Hazret bir yandan çiftçilik yaparken, diğer yandan köyde Arapça okumağa devam eder. Bu arada İslam Hoca adında bir zattan da Sarf-Nahiv dersleri almağa başlamıştır. Bu dönemler siyasal açıdan çalkantılı Millî Şef dönemidir. Güçlükler, zorluklar, engellemeler vardır. ZATINDAN NAKİL : "Abimle bir gün köye gittik. Babam bir iş için göndermişti. Oradan dönüşte Camurdere içinden geçerken "İsmail hoca, hiçbir zaman makam yapmazdı, hurufat üzere okurdu. Arkadaşlarım gider, gezer dolaşırlardı. İstanbul'da gezilecek yer mi yok. Ben kışın o soğuk günlerinde yorganı dizlerime alır, ders çalışır ve o dersi teslim ederdim.Güzün gider, baharda köye dönerdim. Sübhaneke'yi bir haftada geçtim. Halbuki arkadaşlarım en az bir ay çalışmışlardı. Ben işimi artık kolaylaştırmıştım. Hacı Süleyman efendiyle ilgisini şöyle anlatır:

    ZATINDAN NAKİL : "Bu sırada Hacı Süleyman efendi Usûl, Tefsir okutuyor. Talebesi arasında vaizler, müftüler, hocalar vardı. Onu dinlemeye gidiyordum. Dinlerken yüzüne bakıyorum. Mübarek insan, metni birine okutuyor; sonra kendisi o metni açıklıyor. Sesi, sanki bir perde arkasından gelircesine etkili oluyordu. Hacı Süleyman efendinin mürşit olduğunu bilmiyordum. O günlerde, bendeki eski haller tekrar başladı. Bir aşk, bir muhabbet... Biri tatlı bir Kuran okuduğunda etkileniyorum; binlerce kişinin arasında bile ya ağlıyorum, ya da bağırıyorum. Muhammed Maşuk hazretlerine gittiğimde şunu söylemişti: "Senin buraya gelmen, helâl lokma, helâl lokma" Evet annemin, babamın helâl lokması ile olacak, ben sürekli cezbeye kapılıyorum. Bir gün vaiz İsmail efendiye dedim ki; "Bu haller, güzel haller. Bu halleri ustasına teslim edelim ki eğitsin. Böylece bir şeyler kazanalım, kaybetmeyelim. Bana böyle bir meşayıh göster." Vali İsmail efendi; "Hacı Süleyman efendi meşayıh tandır. ondan okuyanlar, onun mürididir, dedi. Ben de ona mensubum." Kalktık, birlikte Arpacılarda, Sirkecideki damadının evine gittik. Böylece tarikata dahil oldum. Hatta bana, başıma örtmem için bir bere vermişti. Verdiği emirler üzerine çalışıyordum. Mehmet Nayır Efendi, gençliğinde vücutça yapılı, gürbüz bir insandır. Akranlarına göre oldukça iri ve güçlüdür.

    ZATINDAN NAKİL : "Edirnekapı Camisinin medreselerinde kalırken Esat Geredeli de bu caminin imamlığını yapıyordu. Bu medreselerde kalan talebeler çoktu. Değişik vilayetlerden gelenler vardı. Gönenli Mehmet Efendi, bizim üzerimizdeydi. Bu arkadaşlardan bazıları, akşamlan geç saatlerde dönüyorlardı. Esat Geredeli Hoca, bir gün bizi topladı: "Bu böyle olmaz. Bu talebeler neden geç geliyor, dedi. İçinizden birini seçeceğim. Akşam sekizden sonra odaları dolaşacak ve kimi bulamazsa, adını bildirecek." Sonra beni seçti. Dedi ki; "Buna iyi bakın; bir tokat attığı zaman sizi düşürür mü düşüremez mi?" O zamanlar gelişmiştim. Arkadaşlar: "Buranın halkına yalnız sen benzedin" derlerdi. Talebeler, Ramazan ayını İstanbul dışındaki köylerde geçirirler. Böylece teoride öğrendiklerini uygulamada güçlendirmek isterler. Bunun için gittikleri köylerde imamlık yaparak, vaazlar vererek, hatimler okuyarak Ramazan'ı değerlendirirler. O yıl. Efendi Hazretleri de İstanbul dışına çıkar.

    ZATINDAN NAKİL : "Ramazan gelince binlerce talebe İstanbul dışına çıkardı. Ben hiç gitmemiştim. Mercanlı, Hüseyin isminde bir arkadaşım vardı. Bana Lüleburgaz taraflarına gitmeyi teklif etti. Gidip Lüleburgaz'ın imamının kardeşi Hasan Akkuş'tan bir yazı aldı. Yolda yazıyı okudum : Kuran okur, mukabele-hatim okur, teravih kıldırır, güzel vaaz eder. Vaaz eder, cümlesini okuyunca işte. dedim, bu olmadı! Evet bir şeyler okurduk; ama mükemmel vaaz eder, deyince çekindim. Ama artık öyle yazmış; bakalım bunun altından ne çıkacak. Lüleburgaz'a gittik. Merkez Caminin önünde talebeler toplanmış, yer bulamıyorlar. Yazıyı içeri gönderdik. Biraz sonra bizi içeri aldılar. İmam efendi : "Gelenlerin hepsi hafız... bir tane vaiz yok. Bak ne güzel! Senin yerin hazır." Sonra beni bir camiye gönderdi. Zatın biri bana Kuran okutturdu. Kapının önüne bir sergi yaymışlar, para topladılar. Meğer o para benim içinmiş. Bilmiyordum, bana ağır geldi; ama oradakiler ağzıyla isliyor. O zat, beni eve götürdü. Çoluk çocuğunu topladı. Bana yine Kur'an, mevlit okutturdu. Oradan Müftülüğe gittik. Okuduğum kitapları yanımda götürmüştüm. Müftü imtihan yapmadı. Beni tekrar köye gönderdi. Köylülerle anlaştık. Artık ramazanlarda bu köy ve çevredeki dağlık köylerde namaz kıldırıyor; sohbet, nasihat ediyordum." 1955 yılına kadar yazlan köyde rençperlik yaparak, kışları İstanbul'da okuyarak, Ramazanları taşrada çalışarak gençlikte yol alır.

    ASKERLİĞİ: Askerliğini 1955 yılından itibaren 24 ay olmak üzere Erzurum'a bağlı Kandilli'de yapmıştır. Burada piyade eğitimi gördü. Ancak askerliği sırasında subaylara Kur'an-ı Kerim dersleri okutur. ZATINDAN NAKİL : "Piyade eğitimi görürken, subaylar okumuş olduğumu öğrendiler. Subayları, bilhassa yedek subayları okutmağa başladım. Herkes talim yaparken, ben subaylara Kur'an-ı Kerim'i öğrettim. Ramazan yaklaşmıştı. Yüksek rütbeli subaylar, bir arkadaşımla beni çağırdılar. Bana ezan okuttular. Ben ezanı henüz bitirmeden: "Tamam, dediler, bundan sonra tugayda ezanları sen okuyacaksın." Tugayda Topçu Dershanesinde Cemal adında bir üsteğmen vardı. Lakabı Kulak Çeken'di. Yani kulak çeker, çeker; sonra arka üstü düşürürdü. Bir tabur, ondan korkardı. Ramazan ayı gelince, o da beni görevlendirdi. Askerlere Cuma namazında ve akşamlan vaaz ediyor. Cuma namazlarını ve Teravihleri kıldırıyordum. Piyade eğitimi bitti; ateşe gittik. Bir üsteğmen var, hiç ayık gezmez. Ateşe gittiğimizde 70 kişiydik. Üsteğmen esip savuruyordu. Onun birinci çadırda olduğunu görünce ben üçüncü çadıra gittim. Bizi yetiştiren teğmen, çavuş hedefi pek vuramıyorlar. Bunun için de kızıyorlar. Ateş etme sırası bana gelmişti. Bir mermi attım, tam ortadan vurmuşum. İkinci mermi, üçüncü mermi... Gene aynı hedeften... Yanımdakilerin yüzü gülmeye başladı. Artık dördüncüyü nereye atarsan at. Dördüncüyü de attım, o da tam hedefe isabet etti. Sarhoş üsteğmen yukardan bağırdı : "Üçüncü çadırda ateş eden kim?" "Hoca!" dediler. Beni yanına çağırdı. Askerlere hitaben; "Bakın dedi, bu asker hem dinî vazifesini yapıyor, hem de askerî vazifesini. Siz ikisini de yapmıyorsunuz." Bana o zaman bir lira bahşiş verdi." Dağıtım esnasında, yine bu üsteğmenin söylemesiyle 2. Batarya'da kaldım. Bir müddet sonra 18-20 arkadaşla birlikte beni Aşkale'ye çavuş kursuna gönderdiler. Burada 3 ay kurs gördük. Eğitimin sonunda ben kurs birincisi olarak çavuş olmuştum. Bu sırada Efendi Hazretleri rahatsızlanmış, fıtık olmuştur. Erzurum Mareşal Çakmak Hastanesinde fıtıktan ameliyat olur.

    ZATINDAN NAKİL : "Ameliyathaneye girdiğimde bir subayı ameliyat ediyorlardı. Ben. diğer hastaların ameliyatlarını görüp de moralim bozulmasın diye acele etmiş; ilk sıraya girmiştim. Ama gördüğüm manzara beni iyice endişelendirmişti. Hasta subayı bayıltmadan ameliyat ediyorlardı. Yağmurdan kaçarken doluya tutulduk. Beni de öteki masaya yatırdılar; ellerimi bağladılar. Diğer ameliyatı bitildikten sonra bana geldiler. Moralim bozuk; fakat cesaretim yerindeydi. Doktorlar hastalara ve ameliyatlara alışkın oldukları için, bana biraz merhametsizlermiş gibi geldi. Odaya götürdüklerinde acıdan ve ateşten konuşamaz haldeydim. 25 gün u;firahatie tugaya döndükten sonra, yüzbaşım tabur komutanıyla görüşüp, beni eve gönderdiler." İstirahatın bitiminde Efendi Hazretleri, Kandilli'ye döner. Geride kalan bir aylık askerliğini de tamamlar.
     
  2. VuSLaT

    VuSLaT Active Member

    Katılım:
    29 Kasım 2008
    Mesajlar:
    2.275
    Beğenileri:
    0
    RABBİM razı olsun ziyad,böyle güzel bir mubarek zatı tanımaya vesile olduk
    sayenizde, emeğinize sağlık....
     
  3. milli görüşçü

    milli görüşçü New Member

    Katılım:
    21 Temmuz 2010
    Mesajlar:
    2
    Beğenileri:
    0
    selamun alekum
     
  4. milli görüşçü

    milli görüşçü New Member

    Katılım:
    21 Temmuz 2010
    Mesajlar:
    2
    Beğenileri:
    0
    arkadaslar yenı uye oldum.şeyh muhammed hz nın resmı varmı
     

Sayfayı Paylaş