Mevlid Okumak ve Okutmak

Konusu 'Muhtelif sorular' forumundadır ve Magrip tarafından 7 Aralık 2009 başlatılmıştır.

  1. Magrip

    Magrip Hizmet Nimettir. Yönetici

    Katılım:
    11 Ocak 2008
    Mesajlar:
    20.430
    Beğenileri:
    1
    Mevlid Okumak ve Okutmak




    Soru: Mevlidin yazılış ve okunuş gayesi nedir? Mevlit okutmak bidat mıdır? Mevlit veya Kur'an okuma karşılığında para alınabilir mi?

    Bugüne kadar Allah Rasulü'nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) doğumunu ve hayatını konu edinen ve O'nu senâ eden, 'Mevlid' adıyla pek çok eser kaleme alınmıştır. Bu eserler daha sonra, mevlid merasimlerinde, mevlidhanlar tarafından okunmaya başlanmıştır. Bunların Türkçe'de en meşhuru Süleyman Çelebi'nin 'Vesiletü'n-Necât' adındaki mevlididir. Bugün ülkemizde yapılan mevlit merasimlerinde sadece bu mevlit okunmaktadır. Süleyman Çelebi Bursa'nın o saf ve dupduru devrinde tepeden tırnağa coşkun bir aşk olarak yetişmiş bir insandır. O, bu aşkını hem nazım, hem iç heyecanı, hem de Ehl-i Sünnet'in düsturlarını nazara alarak mevlidiyle halka mâl etmiştir ve bu manzum eser, halk arasındaki deyişler ve duyuşlar gibi halkın malı olmuştur. Mevlidhanlar, 'Mevlid-i Şerif'in müellifi Süleyman Çelebi'nin ruhuna Fatiha' demeseler, onun yazarının Süleyman Çelebi olduğunu kimse bilemezdi. Mevlid o kadar halka mâl olmuştur ki, akide, aşk, heyecan ve Rasulü Ekrem'e alaka bakımından o, adeta halkın dini hissiyatının terennümü gibidir. Süleyman Çelebi'ye isnadı şüpheli olan bazı yerlerini ayıracak olursak Mevlid'de, çok ciddi bir saffetle işlenmiş bir aşk u vuslatın mevcudiyetini görürüz.
    Mevlidin, dinin ruhuna uygunluğu bakımından Devr-i risaletpenahide emsali vardır. Allah hakkında medh u sena, Allah'ı takdis, tesbih ve tahmid etmek, her zaman teşvik edilen ve öteden beri memduh sayılan şeylerdendir. Bunun dışında Devr-i saadette Rasulü Ekrem'i sena etme ve Allah'ın (celle celaluhu) O'nun üzerindeki nimetlerini dile getirmeye müsaade edilmişti ve bu yapılıyordu. Mesela 'Bânet Suadu' şairi Huzur-u risalet penahide Efendimiz'i peygamberliğiyle sena ederken, Allah Rasulü onu dinlemiş ve istihsan buyurmuşlardır. Şu mısralar o kasidedendir:

    Ünbi'tü enne Resulallahi ev'adeni
    Ve'l-afve inde Rasulillahi makbûlu
    İnnerrasule leseyfun yüstedâu bihi
    Muhannedun min suyufillahi meslûlu..

    Rasulü Ekrem, 'Ve'l-afve inde Rasulillahi makbûlu' ifadesini duyduğunda çok mahzuz olmuş, o güne kadar Müslümanlar ve Müslümanlığın karşısında olan bu zatı Allah Rasulü af ve kabul buyurmuş, onun 'makbulü' sözüne O da 'makbulü' sözleriyle ses katmış ve sırtındaki cübbesini çıkarıp 'Bânet Suadu' şairine vermişti. Muhtemelen o cübbedir ki, Hz. Muaviye'ye, ondan da daha başkasına ve derken Yavuz tarafından getirilip Topkapı Sarayı'na konmuştu.

    Evet, o devirde de bunlar ve daha binlercesi okunuyor ve dinleniyordu. İmam Busayri'nin yazdığı Kaside-i Bür'e elden ele, dilden dile dolaşan bunların en meşhurlarındandır. Halk arasında yanlış olarak 'Buride' diye bilinen bu kasideye Kaside-i Bürde veya Kaside-i Bür'e de denir. İmam Busayri Kaside-i Bür'esiyle, Efendimiz'i medhetmiş, ümmet-i Muhammed de bunu ihtihsan ederek o gün bugün terennüm edip durmuştur. Kasidenin bazı mısraları şöyledir:

    E min tezekküri cîranin bizîselemi
    Mezecte dem'an cerâ min mukletin bidemi
    ...
    Ve bunların hepsinin sonunda da,
    Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ
    Alâ habîbike hayril halki küllihimi

    denilir.
    Bu kaside asırlarca okunduğu gibi, asırlarca sonra samimi bir Türk alim ve aşıkı da:

    Allah adın zikredelim evvela,
    Vacip oldur cümle işte her kula...

    sözleriyle başlamış, 'Merhaba'sıyle ona hoşâmedi etmiş, viladet hadisesini seslendirerek;

    Amine Hatun Muhammed ânesi
    Ol sadeften doğdu ol dürdânesi

    demiş; Miraç bahsiyle, sesiyle sözüyle konuyu zirveleştirmiş ve bu geleneği devam ettirmiştir. Bu yönüyle ben, Mevlid-i Nebeviyi okumayı istihsan ediyor, hatta müstehaptır diyorum. Çünkü burada Allah'ı medh ve sena, Rasulü Ekrem'i tebcil ve tebrik etme var.
    Bu sebeple mevlid okutmaya, okumaya bidat demek uygun olmaz. Bidat olarak kabul edilse bile ona bidat-ı hasene denilmelidir ve onun reddedilmemesi gerekir. Ancak Mevlidin içinde reddedilmesi gereken şeyler de yok değildir.

    Evvela, mevlidin para karşılığında okunması tasvip edilemez. Mevlid okuyana hediye verilmeli, ancak okuyan kişi o hediyeyi kerhen almalıdır. Eğer mevlid, Allah'ı ve Rasulullah'ı sena ise ki, öyledir, bu manada mevlid okuyan kişinin, 'Allah'ı ve Peygamberi medhettim. Bana para verin' manasına o beklentiye girmesi, hemen paraya elini uzatması Allah'a ve Rasulü'ne karşı yakışıklı düşmemektedir. Mevlid okuyan kişi bunun karşılığını beklemediği halde farkında olmadan cebine bir şey konulmuşsa bence mümkünse bunu yememelidir.
    İkinci olarak, mevlid samimi ve içten gelerek okunmalıdır. Mesela bir kimse, 'Her ne zaman seni anarsam gözyaşlarım ceyhun olur.' veya 'Her kaçan seni ansam kararım kalmaz' der de öyle olmazsa, yalan söylemiş ve riyakârlık yapmış olur.

    Kur'an-ı Kerim'i para karşılığı okuma meselesine gelince; o, daha fazla hassasiyet isteyen bir husustur. Zira Müslüman'ın, onu okuması ve manasını anlatması, muallimin vazifesi cümlesindendir. Bunu medar-ı maişet yapmak Kur'an'ın hikmet-i nüzulüne zıttır. Kelamullah, insanlar, sırtından para kazansın diye indirilmemiştir. Kur'an, hayat ona uydurulsun, ona göre tanzim edilsin, insanlar Allah'ın istediği düzen içine girsinler diye inmiştir. Cenab-ı Hak nerede, 'Biz Kur'an-ı Kerim'i indirdik' diye Kur'an'ı anlatmışsa, hemen arkasında ona uymayı emretmiş, Kur'an'ın hikmet-i nüzuluna dikkati çekmiştir. Bunların içinde de 'Siz Kur'an-ı Kerim'i okurken karşılığında bir şey alabilirsiniz' şeklinde bir hüküm yoktur.
    Ancak halef fukaha, 'Bir kimse Allah rızası için hatim okursa, o kişiye hediye verin ve onu memnun edin.' demişlerdir. Kur'an okuyan kişinin vazifesi herhangi bir şey talep etmemek, hatta bunu kalbinden dahi geçirmemektir. Çünkü bu, zaten onun vazifesidir. Dinleyenlerin vazifesine gelince; o kişi Kur'an okumuş, hem kendisi sevap kazanmış, hem de kendisini dinleyenlere sevap kazandırmıştır. Böyle bir kimse hususiyle de ihtiyacı varsa mümkünse hoşnut edilmelidir. Fakat bunu da mutad hale getirmemek ve bir esasmış gibi ele almamak gerekir.

    Bu, çok su götürür bir hamurdur. Muvazeneyi bulamaz da yanlış bir söz söylersem meslektaşlarımı ve kardeşlerimi kırarım ki, bundan Allah'a sığınırım. Her şeyin terk edildiği bir devirde bir camia, bu işe Allah'ın lütfuyla sahip çıkmış, çok az şeye kanaat etmiş, mescitleri açmış ve namaz kıldırmışlardır. Günahımız ve günahları vardır, Allah affetsin. Ancak bu iş yerde kalmamış ve onlar bu vazifeyi bugüne kadar götürmüşlerdir. Vâkıa ihlas, irşad ve tebliğdeki şuur gibi ciddi bir eksiklik vardır. Bu zamana kadar bu işi yarım yamalak getirenlere dua edelim. Dileyelim ve dilenelim Cenab-ı Hak tamını lütfetsin ve bizi tam ihlasa mazhar eylesin.

    Fethullah Gülen
     

Sayfayı Paylaş