İstanbul şiirleri...

Konusu 'Güzel Şiirler' forumundadır ve gizemli tarafından 26 Ekim 2008 başlatılmıştır.

  1. gizemli

    gizemli islamseli

    Katılım:
    9 Haziran 2007
    Mesajlar:
    8.456
    Beğenileri:
    0
    [​IMG]

    İstanbul’da Yağmur var

    yağmur var sokaklarında İstanbul’un!
    nefes alışlarda bahar,
    toprak kokusu,
    yüreğimde sen,
    iman tahtasında bir sızı,
    gidip gelişlerde korku!
    sen ve ben
    camda süzülen iki yağmur tanesi,
    yağmur fallarında buluşan iki damla.
    İstanbul’da hüzünlüdür yağmur,
    damlacıklar koşuşur
    denize varmak için.
    cami avlularında güvercinler,
    ıslak korkmuş ve sinmiş.
    ben yağmurla dimdik,
    sen aklımda,
    alev alev!
    Yağmur; sevincim,
    umudum,
    iman tahtasında sızım,
    toprak kokum,
    sevinçlerimin heyecanı,
    çocuklar gibi koştum suların içine,
    gözüne bastım birikintilerin,
    ayaklarımı vurdum,
    dizlerime kadar ıslandım!
    Sevincim; senden,
    yağmurdan,
    içimdeki çocuktan!
    toprak kokusunu,
    hüzünlü İstanbul’u
    iman tahtamdaki sızıyı,
    artık YAĞMUR’U
    SEVİYORUM,,,,,,,,,,


    AYHAN ISIN

    not:sevdiğiniz istanbul şiirlerini sizlerde ekleyebilirisiniz...:gozat:
     
    Son düzenleme: 26 Ekim 2008
  2. Menekşe

    Menekşe Active Member

    Katılım:
    18 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    8.033
    Beğenileri:
    0
    Bir Yağmurlu İstanbul Gecesi


    Bir yağmurlu İstanbul gecesi
    Dışarıda bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu,
    Gökyüzü sanki hüzünlenmiş ağlıyordu,
    Tıpkı, tıpkı gittiğin o gün gibi..
    Benim ağladığım gibi,
    Bir yağmurlu İstanbul gecesi...

    Penceremin kenarındayım,
    Yalnızlığımı bir fincan çay paylaşıyordu..
    Çayın bile arkadaşı
    Yalnızlığını paylaşan şekeri vardı,
    İçinde bir hayat gibi eriyip gitse de,
    Şekerin bundan hiç şikayeti olmadı..
    Çünki o, bir hayat gibi eriyip gitmek zorundaydı...

    Ahh, ahh...
    Benim de hayatım geçip gidiyor,
    Bir şeker gibi eriyordu..

    Nedeni zaten belli,
    Sevgi yok, aşk yok ve sen yok!
    Gittin bir yağmurlu İstanbul gecesi,
    Bir daha geri dönmedin
    Bir daha haber alamadım senden...

    Şimdi, şimdi anladım ki,
    Sana doyasıya sarılamamışım.
    Böyle mi olmalıydı ki?
    Böyle kolay mıydı ki sevgi?
    Kahretsin hatırladım şimdi gidişini,
    Oturup ağlamıştım..
    Bir şiir yazmıştım sana
    Yağmurlu bir İstanbul gecesi...

    Bir yağmurlu İstanbul gecesinde yalnız ağladım,
    Sokaklarda sırıl sıklam seni aradım..
    Her yere, hatta ilk tanıştığımız parka bile baktım,
    Yoktun, yoktun yine yoktun..

    Gece rüyamda seni yokladım,
    Korkuyla, hüzünle, ağlayarak uyandım..
    Saate bile bakmadan,
    Kendimi sokağa attım..
    Anlamak isterdim gidişini, ama anlamadım...

    Beni bu karanlık ve yalnız İstanbul gecesinde,
    Yağmurla bıraktın.
    Mutlu musun?
    Sormam bile hata aslında,
    Sen bile inanamazsın..
    İnanmayı becerseydin,
    Beni böyle sensiz komazdın.

    Neydi, neydi seni benden alan?
    Beni böyle inanmadan bırakan,
    Sen de ağladın mı? Ağladın mı giderken..
    Biliyorum ki ağladın,
    Seni böyle delicesine severken...

    Gittin, yoksun.. Gün geçti, hafta geçti..
    Sonunda, sonunda acı mektubun geldi,
    Anlamsız bir elveda yazıyordu içinde..
    Sadece güldüm, ağlarken sana ve seni sevene...

    Artık anladım,
    Anlamayı ve inanmayı anladım..
    Seni kavradım,
    Seni, senle yapayalnız bıraktım.

    Kendimi yağmurlara teslim ettim,
    Her yağmurla beraber,
    Boş sokaklara..
    Boş kalplere..
    Boş ellere yağdım...

    Bir gün, bir gün senin ellerine de damladım,
    Kahroldum ve ağladım...



    Birkan Sucaklı
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 26 Ekim 2008
  3. gizemli

    gizemli islamseli

    Katılım:
    9 Haziran 2007
    Mesajlar:
    8.456
    Beğenileri:
    0

    [​IMG]

    Bir Gün İstanbul'da

    Günlerden bir gün İstanbul'da
    Sabah oldu eşya ışıdı
    Bahçedeki horoz öttü
    Horozun öttüğünü duyunca
    Türkü tutturdu
    Bir çiçek keyfine göre...

    İşler bu yola döküldü mü,
    İnsanoğlu durmaz
    Yatağımdan kalktım
    Kahvaltı ettim
    Geceden kalma ne varsa
    Ceketimi giydiğim gibi
    Sokağa çıktım

    Bir rüzgar esti hafiften
    Sonra durdu
    Yağmur çiseliyecek gibi oldu
    Bir tramvaya atladım
    Doğru parka gittim
    Sıranın birinin üstüne
    Uzandım
    Gökyüzünü seyrettim

    Gökyüzü de bir türkü söyledi
    Gökyüzünün türküsü de
    Horozunkine, çiçeğinkine uygundu
    Öylesine maviydi gökyüzü
    Öylesine derin
    Öylesine sonsuz

    Ama bıkılıyordu gökyüzünden
    Kalktım kahveye uğradım
    Bir çift söz ederim dedim
    Ahbap aradım
    Bulamadım
    Bulamayınca
    Elim şakağımda
    Düşünmeye vardım

    Derken öğle oldu
    İş yerleri boşaldı
    Cümle halkın karnı acıktı
    Ben de acıktım
    Bir köfteci dükkanına girdim
    Köfteler kızardıkça
    Ortalığı bir duman sardı
    Bir soğan kokusu

    Öğleden sonra da geçti aynı minval üzre
    Yalnız bir aralık
    Bir sevda yaşadım düşümde
    Büyük bir caddeden geçerken
    Bir kadın görünce balkonda
    Saçları alabildiğine sarıydı
    Bugüne dek
    Görmediğim acaip kuşlar havalanıyordu
    Sabahlığında

    Sevdalandım düşümde
    O benden habersiz
    Akşam gelecek aşığına
    Hazırlandı durdu aynasında

    Gönlü sevdayla dolanların
    Son uğradıkları meyhane
    Bir yudum aldım da
    Kendimi buldum kocaman bir denizde
    Nelerin unutulup gittiği nelerin
    İzi bile görünmeyen gemilerin

    Akşamları sokakları dolduran serinlik
    Bir kahvecinin
    Kahvesinin bahçesini suladığı
    Anı hatırlattı bana
    Bütün gün taban teptim
    İçimde bitkinlik
    Akşamı ettim

    Sabahattin Kudret Aksal
     
  4. gizemli

    gizemli islamseli

    Katılım:
    9 Haziran 2007
    Mesajlar:
    8.456
    Beğenileri:
    0
    CANIM ISTANBUL

    [​IMG]






    Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
    Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
    İçimde tüten birsek; hava, renk, eda, iklim;
    O benim, zaman, mekan asıp geçmiş sevgilim.
    Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
    Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
    Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
    Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.

    İstanbul benim canim;
    Vatanim da vatanim...
    İstanbul,
    İstanbul...

    Tarihin gözleri var, surlarda delik;
    Servi, endamlı servi, ahrete perdelik...
    Bulutta saha kalkmış Fatih'ten kalma kir at;
    Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
    Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
    Her nakısta o mana: Öleceğiz ne çare?
    Hayattan canlı olum, günahtan baskın rahmet;
    Beyoğlu tepinirken ağlar Karaca Ahmet...

    O manayı bul da bul!
    İlle İstanbul’da bul!
    İstanbul,
    İstanbul...

    Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
    Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.
    Oynak sular yalının alt katına misafir;
    Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
    Her aksam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
    Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
    Bir ses, bilemem tambur gibi mi, uda gibi mi?
    Cumbalı odalarda inletir...

    Kadını keskin bıçak,
    Taze kan gibi sıcak.
    İstanbul,
    İstanbul...

    Yedi tepe üstünde zaman bir gergef isler!
    Yedi renk, yedi sesten şayisiz belirişler...
    Eyüp oksuz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
    Adada rüzgar, ucan eteklerden sorumlu.
    Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
    Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.
    Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
    Güleni söyle dursun, ağlayanı bahtiyar...

    Gecesi sümbül kokan
    Türkçe’si bülbül kokan,
    İstanbul,
    İstanbul...

    Necip Fazıl Kısakürek
     
  5. RuBaNa_

    RuBaNa_ Active Member

    Katılım:
    22 Mart 2008
    Mesajlar:
    5.888
    Beğenileri:
    0
    [​IMG]

    İstanbul’u Dinliyorum


    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
    Yavaş yavaş sallanıyor
    Yapraklar ağaçlarda;
    Uzaklarda, çok uzaklarda
    Sucuların hiç durmayan çıngırakları;
    İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı.

    İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı;
    Kuşlar geçiyor derken
    Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık;
    Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
    Bir kadının suya değiyor ayakları;
    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Serin serin Kapalıçarşı,
    Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
    Güvercin dolu avlular,
    Çekiç sesleri geliyor doklardan
    Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı
    Başında eski alemlerin sarhoşluğu,
    Loş kayıkhaneleriyle bir yalı
    Dinmiş lodosların uğultusu içinde.
    İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı.

    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Bir yosma geçiyor kaldırımdan.
    Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
    Bir şey düşüyor elinden yere;
    Bir gül olmalı.
    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Bir kuş çırpınıyor eteklerinde.
    Alnın sıcak mı, değil mi bilmiyorum;
    Dudakların ıslak mı değil mi, bilmiyorum
    Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
    Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
    İstanbul’u dinliyorum.

    Orhan Veli Kanık
     
  6. parmak_izi

    parmak_izi Member

    Katılım:
    20 Ekim 2008
    Mesajlar:
    76
    Beğenileri:
    0
    İstanbul tutkusu Fazla olanların yeri galiba burası. Ama hissetmeyen anlamaz. Bende 4 yıl istanbulda lise okumuştum. insan kopsmıyor... işte Serdar Abiden de bir şiir...
     
  7. parmak_izi

    parmak_izi Member

    Katılım:
    20 Ekim 2008
    Mesajlar:
    76
    Beğenileri:
    0
    Sen İstanbul Kokardın

    Martıların gözlerinden dinledim
    İstanbul'un boğazı yanmış dün gece
    Yıldızlar şahitlik etmiş, güya suçlu benmişim
    Oysa can, yemin olsun yanağımdan süzülen denize
    Ben bu şehre yüreğimi içirmedim

    Göklerden hicran yağdı, İstanbul'lu bir geceydi
    Yere düşen her damlanın yüreğinde sen vardın
    İsmin dudaklarımda idamlık bilmeceydi
    Yalansa kahrolayım, sen İstanbul kokardın

    Sevda dediğin gülüm bir busedir dudağımda
    Bıçak gibi, yasak gibi, kan gibi...
    Utanır, intihar ederdi ölüm,
    Hayata rest çekip ağladığımda,
    Korkak gibi, tutsak gibi, yaşanmamış an gibi...
    Ben lal olmuş bülbülüm, sen deli gülsün bağımda
    Toprak gibi, yaprak gibi, candan özge can gibi
    Kuş uçmaz kervan geçmez dağımda,
    Kah aşkı yağan kar tanesi
    Kah Leyla tüten rüzgardın
    Zambak gibi leylak gibi,
    Sigaramda duman gibi
    Sevdiceğim, sen İstanbul kokardın

    Dayadım ondörtlüyü İstanbul'un şakağına
    İstediğim gül içmekti gözlerinden bir yudum
    Seni sordum gündüzlerce bu şehrin her sokağına
    Söylemedi, inat ettim gece seni uyudum

    Ben bir sana, bir bu şehre gül dedim
    Ayla toprak şahittir, şahittir denizle gece
    Sensizken, İstanbul'da bir kez olsun gülmedim
    Yıllar kapımı çaldı, ellerinde vur emri
    Yokluğun var sen yoktun, ölüm geldi ölmedim
    Ağladım yüreğimde sen, sende divane İstanbul
    Aşkından hatıra dedim göz yaşımı silmedim
    Ben bir sana, bir bu şehre gül dedim
    Belki de can ben bu şehri güller için çok sevdim

    Gözlerimden dökülen yaş denizi ıslatıyor
    Sevda kilim, hasret nakış, gönül derdi dokuyor
    Çatlayası deli yürek 'sen sen' diye atıyor
    Oy gece gözlüm oy, İstanbul SENİ kokuyor

    ( Serdar TUNCER )​
     
  8. Menekşe

    Menekşe Active Member

    Katılım:
    18 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    8.033
    Beğenileri:
    0
    Gülistan, bul kokuyu! İstanbul gülümsesin
    ne kadar solsa rengin bülbüle kırmızısın
    heybesi gül tohumu münzevî âşık benim
    sen şehrengiz güzeli, sen şâirân kızısın
    elim var ellerinde, fermansız şehzâdenim
    Gül İstanbul kokulu, gülüm İstanbul sesin


    Üsküdar'da her yangın utanır yağmurundan
    Beyoğlu'nda temâşâ, Ayasofya'da mâtem
    şafak Dolmabahçe'de öpüyor İslâmbol'u
    Bâbıâlî kederli, sahaflarda bin elem
    sorsak söyler mi deniz: nerde Hüdâyî Yolu
    Üsküdar da utanır her yangın yağmurundan


    Leylâ'sını arayan kalbim/de İstanbul'dur
    kaç nağmeye sarılsam dilimde kalan hüzzâm
    üzülmem, dervişinim, köşe bucak benimsin
    tanıksın yüreğime, hoşgörün ne muazzâm
    ister adını duysun, ister kıyında gezsin
    Leylâ, aranan aşkın kalbinde İstanbul'dur


    İstanbul kalabalık, ne çok sevdâ her şeye
    renklenir yedi tepe, yedi gök efsânesi
    duygular mı mültecî zindanda ve sarayda
    iki denize mahrem, ağlayan Kız Kulesi
    gök/yüzünde ilkbahar, yaz sonbahar, kış şeydâ
    İstanbul ne çok sevdâ kalabalık her şeye


    Sularda secde eden elleridir Sinan'ın
    âşiyân kubbelerde kandillerin şavkı var
    dökülsün çeşmelerden gözyaşları Çınar'ın
    kehribâr tesbih gibi çekilsin leyl ü nehâr
    çağırın minareler, sonsuza dek çağırın
    Sular da elleridir secde eden Sinan'ın


    Türbeler, siz söyleyin tutar gibi elimden
    hû çekmez mi serviler kabristan ağlar diye
    kaç güvercine mesken avlular ve cumbalar
    beş vakit, çocuk gibi gülen Süleymâniye
    Topkapı kaç geline çeyiz sandığı saklar
    Tutar gibi söyleyin bu türbesiz el'imden


    Âh! gizli ve âşikâr, tenhâ sokaklarından
    Haliç'e inmek için sıralanan odalar
    çocuğunum kaybolan, hayalleri yaramaz
    martı mı, kırlangıç mı, kuğu mudur adalar
    iskelede kalınca hangi vapur yas tutmaz
    Âh! tenhâ ve âşikâr, gizli sokaklarından


    Neyleyim, kır kalemi, sessizliğin de şâir
    köprülerin yetmiyor vuslata kadîm şehir
    iki sevgili gibi her yakanda bir hüzün
    kimine şerbet oldun, kimine dâr ve zehir
    haritaya sığmayan manzaralar/da yüzün
    Neyleyim sensizliği, kırsın kalemi şâir


    Boğaz/da gezgin gibi akşamlayan gölgeler
    sırrını keşfediyor Çamlıca'da güneşin
    mecalsiz erguvanlar söylenmemiş şarkıdır
    mehtaplı gecelerdir masal eğlencelerin
    yoksa sabahladığım kuşlarla rıhtım mıdır
    Boğaz'da akşamlayan gezgin gibi gölgeler


    Ulubatlı gözlüyor surlardan bakan tarih
    Eyüpsultân'da hâlâ Akşemseddîn duâsı
    düşleriyle Fatih'in kapanan eski zaman
    ey yirmi bir yaşımın hiç bitmeyen hülyâsı
    İstanbul, Dersaâdet, Konstantin ve Âsitân
    Ulubatlı surlarda gözlerden akan tarih


    Lâledân bildim seni, sen yine gülistan bul
    ayrılık bahçesinde bülbül gibi ağla/yan
    fetih müjdeli diye gül/süz adın bak yarım
    muammâ yalnızlığı talihime bağla/yan
    yazmak bana mı düştü, nakkaş mı parmaklarım
    Lâleden bildim seni, yine de gül İstanbul...
     
  9. RuBaNa_

    RuBaNa_ Active Member

    Katılım:
    22 Mart 2008
    Mesajlar:
    5.888
    Beğenileri:
    0
    [​IMG]

    Ne günlermiş, ne günlermiş
    Yıldızlar, mehtap, çamlar altında
    Ne günlermiş, ne günlermiş
    Gelip geçmiş!

    Vapurlar değil, Boğaz'dan geçen;
    Boğaz'dan yalılar geçiyor,
    Toplamış buralardan eteklerini...
    Dairesine çekilen bir saraylı gibi
    Yalılar gelmiyen alemlerine gidiyor
    Bırakıp bu sessiz gecelerini.
    Deniz kenarında denizsiz kalmış yalılar.
    Ortaklığı ayrılmış kıt'aların
    Anadolu günden güne Rumeli'ye küsmüş...
    Bugün biz değiliz bakan yalılara;
    Yalılar boynu eğik bize bakıyor
    Biz değiliz sarkan hatıralara..
    Göğüs gererek dalgalara
    Yalılar bir hayal için denize sarkıyor
    Yalılar bize bakıyor, denize bakıyor.
    Ne günlermiş, ne günlermiş
    Yıldızlar, mehtap, çamlar altında
    Ne günlermiş, ne günlermiş
    Gelip geçmiş!

    Özdemir ASAF...
     
  10. gizemli

    gizemli islamseli

    Katılım:
    9 Haziran 2007
    Mesajlar:
    8.456
    Beğenileri:
    0
    YÜRÜYELİM SENİNLE İSTANBUL'DA

    [​IMG]


    Kırmızıyı sevdiğini bilseydim

    Hayallerim kıpkırmızı olurdu

    İstanbul hala güneşin ardında

    Ufuklarında birkaç kara leke

    Birkaç kan pıhtısı dudaklarında

    İstanbul hala sevimli mi sevimli

    ve hala bir tomucuk tadında

    Yürüyelim seninle İstanbul'da

    korkusuz bir Rüyadır

    Bekler bizi Beykoz'da, Üsküdar'da

    Birkaç kuğu, birkaç mahzun kuştüyü

    Yenilgisiz bir muamma gibidir

    Arar buluşmayan ellerimizi

    Deli rüzgâr yine sarhoş, hovarda

    Tam orada, Çamlıca yokuşunda

    Birkaç bulut çekelim gökyüzünden

    Damarlarımızdan geçirelim ve birden

    bırakalım suların üzerine

    Sen bir defa konuş, sen bir defa gül

    Kumlu ebrular yapalım seninle

    Serpmeli ebrular, bülbülyuvası

    Hercaimenekşe, gonca ve sümbül

    Yüzün bir Ay gibi parlarken gecenin ortasında

    Yürüyelim seninle İstanbul'da

    Boğaziçi mağrur türkülerini

    Gözlerine baka baka söyleyin

    Martılar üşüyünce

    Denizin sıcağında bulsunlar kalbimizi

    Anlayabilir misin?

    Neden çıban gibi büyür bağrımda

    Büyürde kelebek olur bu sızı

    Kırmızıyı sevdiğini söyledin

    Bu yüzden mi günlerdir

    İstanbul'da gül kokusu yayılan

    Tepeler kırmızı, Sular kırmızı

    İstanbul bilmeli ki, sahillerine

    Mehtabı taşıyan senin bakışlarındır

    İstanbul bilmeliki, limanlardan gemiler

    Öce senin yüreğine açılır

    Uzaklarda bir yerde

    Toprağı öpmek için eğilen bahçıvanın

    Parmaklarında hüzün

    Sana doğru akan nehrin

    Ağlayan suretidir

    Bir elimizde umut

    Bir elimizde sevda

    Yürüyelim seninle İstanbul'da

    Musiki kesilsin, tükensin yazı

    Çaresiz kalınca mızrap ve şiir

    Ozan bir kenara bıraksın sazı

    Ressam fırçasına neden mi kızgın

    Tuvalde çizgiler, renkler kırmızı

    Kırmızıyı sevdiğini bilince

    Çekilir mi artık güllerin nazı

    Anadolu kavağı'nda her akşam

    Burcu burcu bir rüyadır hayalin

    Karanlık, hüznünü düşürür dağa

    Kuşlar kanat çırpar, yıldızlar ağlar

    Endamın her sabah iner toprağa

    Hasret, yalnızlığı çoğaltan deniz

    Ayrılık acıyla süzülür kandan

    Nefesin fermandır Topkapı Sarayı'nda

    dönüşünü bekliyor rıhtımda şehzadeler

    Öylesine yorgun, mahzun ve candan

    İstanbul bir yanımda, sen bir yanımda

    Uykusundan uyanınca fırtına

    Dalgalar türkümüze aşina olur

    yüzümüze bakınca deniz fenerleri

    Sahibini arayan gemilerin

    Çığlığıyla vurulur

    Tarih heyelandır hainlerin ardında

    İstanbul tarihin soylu anası

    biz bu yürüyüşü çiğdemlerden almışız

    Sevdayı kız kulesi'nden

    Yalıların burukluğu altında

    Geçiyoruz sokaklardan delice

    Anlayabilir misin?

    Beyoğlu'nda gezinen

    Hayal kırıklığının benden türediğini

    Anlayabilir misin?

    Kırmızı neden böyle

    Doldurur aynalara inleyen yüreğimi

    Sana giden yolların kavşağında

    Bir adam direniyor izini bulmak için

    Siliyor tanyerine akan Alın terini

    Ufkunda sapsarı umudun rengi

    Mavi yitik, beyaz kızgın ve siyah

    Arıyor sessizce kaybolan günlerini

    Gülhane'de simit satan çocuklar

    Nasıl anlasınlar ellerimizin

    Neden böyle çekingen olduğunu

    Ayasofya öünde tramvay bekleyenler

    Gökyüzüne dokunurken bu acı

    Kimdir diye sorsunlar içlerinden

    Birlikte yürüyen iki yabancı

    Biz gitsek de, İstanbul'da yine de

    Yıllar yılı gezinmeli bu sızı

    Benden bir yaralı şiir kalmalı

    Senden bir tebessüm, bir de kırmızı


    Nurullah Genç



     
  11. salat

    salat islamseli

    Katılım:
    30 Temmuz 2008
    Mesajlar:
    5.084
    Beğenileri:
    0
    :cicek: CANIM İSTANBULUM.:cicek:


    Bu bayram üfül üfül, ihtişamlı dağların,
    Çamlıca Tepesi'ne bakan gerdanın güzel,
    Gül yüzlüden müjdeli,gül kokuyor bağların,
    O muhteşem külliyen Eyüp Sultanın güzel.

    Fetihlerin Fatihi cihan oldu hayranı,
    Topkapı'dan dürbünle seyreyledim her yanı,
    Sahabeler güzeli evliyalar mekânı,
    Sevdalandım çehrene, aşk-ı endamın güzel.

    Eyüp Sultan'da ezan, sanki Bilal'le başlar,
    Tüm canlılar ürperir hu hu ötüşür kuşlar,
    Yakarışlar köpürür dökülür gözden yaşlar,
    Pierreloti şahittir, mahmur bakışın güzel.

    Ayasofya hüzünlü yalvarışta Settar'a,
    Tüm âlem-i İslami verdi hazin efkâra,
    İhanet edenlerin, hülyaları kapkara,
    Tekrar ezan bekleyen garip sevdalın güzel!

    Hem çok bahtiyarım ben, hem de biraz durgunum,
    Sana değil İstanbul, Gül yüzllüme vurgunum,
    Layık mıyım bilemem, bilmiyorum yorgunum,
    Kanuni Süleyman'ın, eşsiz Sultan'ın güzel.

    Seni tam yaşamak zor, imkânsız baştanbaşa,
    Tüm insanlık gıptayla eder seni temaşa,
    Semavidir bedenin, abdestsiz gezmem hâşâ,
    Sahabeler diyarı, şehit yatanın güzel.

    Boğaz içi çok güzel, sarayları şahane,
    Mimarlar da bulamaz, ihtişama bahane,
    Hak dağıttık Fatihle, hoşgörüyle cihana
    Ulubatlı Hasanın, yeşil sancağın güzel!

    Kalem yetmez sendeki ihtişamı yazmaya,
    Basiret olmayınca güzelliği sezmeye,
    Gördüm plazaları, başladım ben kızmaya,
    Mimarların mimarı, Mimar Sinanın güzel!

    Dinle beni İstanbul! Çok özledim çok seni,
    Sende tarih şahlanır, Osmanlının bedeni,
    Cami, havra, kilise hoşgörüdür nedeni
    Çağ kapayıp çağ açan, Sultan Fatihin güzel.

    Ömer Eyüp Sultan'da tarihlendim ağladım,
    Kızıl Sultan dediler ciğerimi dağladım,
    Bu sevgiyi hüzünü, imanıma bağladım,
    Boğazdaki bayrağım, şanlı sancağım güzel!
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 13 Mart 2009
  12. miraccc

    miraccc Member

    Katılım:
    13 Nisan 2009
    Mesajlar:
    49
    Beğenileri:
    0
    Hepsi de Çok güzeL:razi:
     
  13. seriat_

    seriat_ Member

    Katılım:
    20 Ağustos 2009
    Mesajlar:
    58
    Beğenileri:
    0

    İki kör noktasıdır yaşamımın
    Sen ve bu şehir.
    İstanbul gözlerimdir, sen ellerim.
    Kısaca vazgeçemediklerim.
    Bir yürek,
    iki aşk.
    En sevdiğim mevsimdesiniz.
    Sen tiril tiril bir bahar giyersin pervasızca.
    İstanbul yıkanır çırılçıplak erguvanlarla..

    Ah !
    Düşündükce….
    Deliririm.
    Bu mevsimdir işte aşkın en vurucu zamanı.
    Yürek çarpıntıları, arzu uyanışları, ihtiraslı sevişmeler,
    peşi sıra gözyaşları.
    İstanbul’ un ılık rüzgarları okşasın isterim yüzümü.
    Bir de senin o çıldırtan nefesin.

    Ah !
    Düşündükce…
    Deliririm
    Tam bu vakitlerinde akşamın.
    Tam da bu mevsiminde,
    usul usul menekşelenir sular.
    Boğaziçi teslim ederken kendini batan güne,
    damarlarımda dolaşan şehre karışırsın.
    Coşar içimdeki Orhan Veli.

    “ Gözlerim kapalı İstanbul’ u dinlerim,
    bir martının suya değerken kanatları “

    Ah !
    Düşündükce…
    Deliririm
    Boğazda,
    kadehimden ince beline sarılırken
    kıskanır İstanbul seni,
    Belli etmesende okurum gözlerinden
    Sen de kıskanırsın İstanbul’un şerefine kırdığım kadehleri.
    Gizlice ağlar tabağımdaki istavrit.
    Yudum yudum sen,
    yudum yudum İstanbuldur, içtiğim rakı kadehinden.
    En tehlikeli karışım dolaşır kanımda.
    Başım döner.
    Kudurur gözlerimde deniz.
    Yolun yarısında bir adam ağlar içinden .
    Kimse görmez gözyaşlarını.
    Bir içindeki şiir bilir ağladığını

    Ah !
    Düşündükce.
    Deliririm.
    Nazım şiirleri okurum Kızkulesine
    Hıçkıra hıçkıra ağlar, başı Üsküdarın omzunda.
    Kayboluruz en sevdiğim şiirin çıkmaz sokaklarında.
    Sürgün şairler yüreğimizde….

    Ah !
    Düşündükce.
    Deliririm.




    Zeynep Didem
     
  14. seriat_

    seriat_ Member

    Katılım:
    20 Ağustos 2009
    Mesajlar:
    58
    Beğenileri:
    0
    Sabah ezanları ayrılığa çağırıyor beni,

    Üsküdar vapuruna son binen yolcu olmayı ben seçmiyorum.

    Dolmabahçede dolan gözlerim,

    Arkandan bir kova su oluyor,

    Erken gelesin diye.


    İki gözüm iki köprü,

    Arabalar mı hızlı akıyor

    Yoksa Gözyaşlarım mı?





    Beyazıt meydanında mendilimi yitiriyorum;

    Yerebatan kuruyor,

    Yerebatasıca gurbet,

    Beni can evimden vuruyor.

    Süleymaniye gibi heybetli oluyorsun bazen,

    Ortaköy gibi mağrur,

    Kızkulesi gibi yalnız

    Ayasofya gibi mahsun olma diye;

    Uzatıyorum elimi Yeditepe üstünden,

    Elin elime değmeden,

    Ayaklarım Haliç´e değiyor,

    Sen istanbul oluyorsun,

    Ben deniz.



    Tam ortasından geçiyorum bu şehrin.

    Bir yanım Avrupa,

    Diğer yarım Asya,

    İki yakamı bir araya getiremiyorum,

    Sen ulaşılmaz oluyorsun,

    Ben uzlaşılmaz.





    Galata kulesinden uzatmanı bekliyorum saçlarını,

    Sen prenses oluyorsun;

    İstanbul rüyalar şehri.

    Sultanahmet meydanına bağlıyorum atımı,

    Atım tarih oluyor,

    Adın istanbul.


    Bir bir ışıkları yanıyor şehrin,

    Bir siluet gibi önümde duruyorsun,

    Sende beyoğlu gibi beni umursamıyorsun,

    Gittikçe istanbul oluyorsun.





    Ben,

    Fatih´in

    Eyyüp Sultan´ın olan

    Bu kutlu kentte

    Sadece senin olmak istiyorum.


    Gittikçe istanbul oluyorsun,

    Gitme öyleyse,

    İki istanbul hasreti,

    Fazla bu gönüle...
     
  15. gizemli

    gizemli islamseli

    Katılım:
    9 Haziran 2007
    Mesajlar:
    8.456
    Beğenileri:
    0

    [​IMG]

    Aaah Yedikulem
    Ah canımın cananı güzel Besmelem
    Böylemiydi senle olan meşgalem
    Nerede şimdi o Huşu-i Diyar…!

    Seni almak için atıldı binbir mızrak
    Elimizde kaldı şimdi senden yalnızca bir yaprak
    O Rezzak ki Bizi bu halde bile etti Canan’a müştak
    Nerede şimdi o Nur-i İstanbul…

    Süleymaniyeden bir ezan başlar
    Karşısında duran binbir boş başlar
    Aaah etsemde fayda yok boşa geçti yıllar
    Şimdi nerede o Ahlak-ı diyar..?

    Çarşamba başka diyar, Taksim bambaşka
    Hangisi kuruda hangisi yaşda!
    Kurunun yanında yanıyor yaşda..
    Elimizde kaldı Ateş İstanbul…

    Eyyub El Ensari yatıyor orada..
    O’ndan habersiz ediliyor ağaca türlü Dua
    Hakikati unutturdu bize bu fanii Dünya
    Nerede şimdi o Gül-i İstanbul…


    MEDINEDEN YADIGAR, EYÜPTEKI GONCA GÜL…

    (alıntı)

     
  16. gizemli

    gizemli islamseli

    Katılım:
    9 Haziran 2007
    Mesajlar:
    8.456
    Beğenileri:
    0
    [​IMG]

    Hüznün,sokaklarında gezindiği,

    Efkarın,demini aldığı sen.

    Kelimelerin anlatamadığı,

    Hece hece,harf harf yaşanan sen.

    Ey şehr-i sultan İstanbul.

    Anlat ki dinleyelim,

    Hazin hikayelerini.

    Anlat ki bilelim,

    Çaresiz umutların sende nasıl yeşerdiğini.

    Olmaz denilen,yaşanmaz denilen şeyleri yaşatmadın mı?

    Zor denilen,imkansız denilen şeyleri başarmadın mı?

    Anlat ki bilelim seni,

    Şehr-i sultan İstanbul…

    Aşkın nağmelerinin dudak uçuklatan sesi.

    Ey sen,şehirlerin şahı,

    Ey aşk kokan eşsiz yer.

    Yüreğindeki sevdayı fısılda kulaklarımıza,

    Satır aralarına sığdırdığın aşkı anlat.

    Mısralarda gizlenen kara sevdayı anlat.

    Anlat ki bilelim,

    Aşk sende nasıl yaşanırmış.

    Aşkın tarifi sende nasılmış.

    Aşkın gözünü,nasıl kör ettiğini anlat

    Anlat ki bilelim seni,

    Şehr-i sultan İstanbul…

    Senden ayrılması da zor,

    Sana bağlanması da…

    Deniz kabuğundan yaptığın yelkenlinle,

    Kız kulene götür bizi.

    Bir bakmışsın Asya kokan,

    Bir bakmışsın Avrupa kokan sen.

    Yedi kıtanın en güzellerini birleştiren,

    Ey havasında tarih soluduğumuz şehir,

    Anlat ki bilelim,

    Yüreğinin derinliklerindeki maziyi

    Üsküdar’ı anlat bize,Beyoğlu’nu.

    Kadıköy rıhtımda balık ekmeği.

    Yahut Çamlıca tepesinde çay yudumlamayı.

    Anlat ki bilelim,

    Duyguları bambaşka yaşatan seni.

    Anlat ki bilelim seni,

    Şehr-i sultan İstanbul . . .

    (alıntı)
     
  17. sym38

    sym38 Member

    Katılım:
    15 Ocak 2008
    Mesajlar:
    149
    Beğenileri:
    0
    harıkalar ozellıkle necıp fazıl ınkı
    ellerınıze saglık
     

Sayfayı Paylaş