İSRAF ve söz israfı

Konusu 'Kötü Ahlak Sıfatları' forumundadır ve Magrip tarafından 8 Haziran 2009 başlatılmıştır.

  1. Magrip

    Magrip Hizmet Nimettir. Yönetici

    Katılım:
    11 Ocak 2008
    Mesajlar:
    20.430
    Beğenileri:
    1
    İSRAF ve söz israfı

    İsraf denince, eşya ve zaman gibi elde edilmesi güç şeylerin lüzumsuz harcanması akla gelir; Ekmek israfı, elektrik israfı, su israfı, giyim eşyası israfı gibi... Fakat söz israfı pek aklımıza gelmez.
    İsraf, saçıp savurmak, yerli yersiz harcamak, eldeki nimetin kadrini bilmez bir şekilde sarfetmek olduğuna göre, elbette konuşmak nimetinin meyvesi olan sözün de israfı olur.
    Konuşabilmek melekesi insana mahsus kıymetli bir nimettir. Ağız, dil, ses ve gırtlağa sahip bulunan diğer canlılara verilmeyen "beyan, ifade etme, konuşma" nimetini insana veren kudret, tabii ki, o nimetin nasıl kullanılması gerektiğini de tayin ve tespit eylemiştir.
    Bu meselenin, biri dinî ve ahlakî; diğeri edebî olmak üzere iki yönü vardır. Bu yazıda meselenin dinî ve ahlakî yönünü ele alacağız.
    Her şeyde olduğu gibi sözde olan israf da dinimizde ve kültürümüzde hoş görülmemiş, önlenmesi için tedbirler alınmıştır. Hangi sözlerin israf sayıldığı hususunu ileriye bırakarak, niçin sözde israf olur sualiyle meseleye ışık tutmaya çalışalım.
    Kur'ân-ı Kerim'de, insanın elinden, dilinden, gözünden ve kulağından, hatta kalbinden ve hayalinden geçen her türlü fiil veya tasavvur disiplin altına alınmış (1) faydalı olacak şekilde hükme bağlanmıştır. Bu mükemmel insan anlayışı içinde, ferdin hiçbir davranışı ölçüsüz, başı boş bırakılmamıştır.
    İslam bir ölçü ve uyumlar manzumesi olduğuna göre, insanın ağzından çıkan kelamın da bazı esaslar ile tanzim edilmesi icap eder. Kısaca söz israfı diye adlandırdığımız ve mesuliyeti olan tekellüm/muhavere, dinin üç esasından biri olan "ahlâk"ın temelini oluşturur.
    Meseleye ayet ve hadislerden bir kaçıyla ışık tutup, kültürümüzde nasıl makes bulduğunu görmeye çalışalım. Kur'an'da mealen şöyle buyruluyor:"O bir söz söylemeye dursun, mutlaka yanında hazır bir gözcü vardır." Buradan anlaşılabileceği gibi, insanın ağzından çıkan her sözü, anında teyp bandına kaydedilircesine, zabtedildiğini anlıyoruz.
    Hz. Peygamber (s.a.v.)’den söz sarfına dair pek çok hadis rivayet edilmiştir.
    Bunlardan bazıları şu mealdedir: "Mümin, diğer müminlerin elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir." "İki çeneniz arası ile iki apış arasını koruyacağınıza garanti veriniz ben de size Cennet garantisini vereyim." "Allah'a ve ahiret gününe inanan komşusuna ikram etsin, misafirine ikram etsin. Ya hayır söylesin yahut sussun" "Lüzumsuz sözleri bırakmak, insanın İslamî güzellikleri arasında sayılır."
    Bu hadisleri çoğaltmak mümkündür. Ayet ve hadislerden anlaşılan şudur ki, kişi hayırlı, faydalı, lüzumlu olan konularda konuşmalı, boş yere gereksiz ve abes sözlerden kaçınmalıdır.
    İslam büyüklerinin bu ilahî tavsiyeye titizlikle uydukları görülür. Boş söz konuşurum endişesiyle, Hz. Ebubekir (ra)'in ağzında çakıl taşı bulundurduğu ve ancak gerektiği yerde ağzından taşı çıkararak konuştuğu naklediliyor. İmam-ı Ahmet, ölüm anı yaklaştığı sırada, inleyişlerinin yazıldığını duymuş ve ruhunu teslim edene kadar inlememiş, susmuştur. Meseleyi bu kadar dikkatle ele almışlar, vakit ve sözlerini israf etmemeye çalışmışlardır.
    İslam’ın, konuşma âdâbı ve söz disiplinine genişçe yer verdiğini görüyoruz. Kişinin ağzından çıkan sözler, evsafına göre tasnif edilmiş, isimlendirilmiş ve uygun olmayanlarından sakınılması tavsiye edilmiştir. Aşağıda sadece isimlerini saymakla yetineceğimiz, fakat her biri ayrı bir mevzu teşkil edecek kelâmları konuşmak, "söz israfı" olacağı için, bunlardan sakınmak imanlı olmanın gereğidir.
    Dinimizce yasaklanmış olan sözler kısaca şunlardır: Küfür sözleri, yalan, gıybet, iftira, istihza etmek (alay etmek), mâlâyani (boş ve faydasız) konuşmak, cidal, husumet sözleri konuşmak, kelamda tasannu (ağzını eğe büke) konuşma, dedikodu ve koğuculuk, iki dilli ve iki yüzlülük, lanet etmek, kötü söz ve küfürleşme, şehveti tahrik edici sözler, başkasının sırrını yaymak.
    Yukarıda İslamî ahlaka sahip kişilerin söz disiplinine kısaca temas ettik. İslâm ahlakı ile terbiye olup yetişmiş ve bunu hayatına tatbik etmiş atalarımızın bir çok sözünde gevezelik ve boş sözler kınanmıştır.
    Türkçe'de söz kelimesi ciddi konuşmalar, dinlenebilir özelliğe sahip kelamlar için kullanılmıştır. Söz bir kelimeye değil, bir mânâ bir hüküm ifade eden cümleye de denmiştir."Ata sözü" deyişinde de bu mânâ vardır. Deyimlerimizde de söz, ciddiyet ifade eder. Mesela, söz vermek, sözünde durmak, sözüne güvenilmek, sözünün eri olmak... bu deyimlerden bir kaçıdır. Söz ile ilgili ata yâdigarı şu darb-ı mesellerde de İslâmî bir terbiye kokmaktadır. "Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır. Anlayana bir söz yeter. Söz gümüş ise sükut altındır."
    Yerli yersiz konuşan, boş şeylere dalıp gidenlerin ağzından çıkanlara ise "laf/lakırtı" denmiştir. Mesela, laf atmak, lafını bilmemek, lafını esirgememek. Laftan anlamaz olmak, laf lafı açmak... deyimleri söz israfına işaret etmektedir. "Laf ile peynir gemisi yürümez." sözünde de, kuru ve boş kelam ile bir yere varılamayacağı ve bunun söz israfı olacağı vurgulanmıştır.
    Sözü uzatmadan, söz ustalarının bu konuda söylediklerinden bir kaçını nakledip meseleyi bitirelim. Söz israfı yapmama konusunda ölümsüz Yunus, çağları delen sesiyle şöyle diyor:
    Onsuz sözün gör nedir, çok söz ayvan yüküdür.
    Arife bir söz yeter, tende cehver
    Gönüllerin pasını ger sileyim der isen.
    Şol sözü söylegil kim sözün hülasasıdır.
    Söz var kıla kaygıya şad, söz var eyler bilişi yad,
    Eger horluk eger izzet her kişiye sözden gelir.
    Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı,
    Söz ola ağulu aşı. bal ile yağ ede bir söz.
    Sözünü bilen kişinin yüzünü ağ ede bir söz,
    Sözünü pişirip diyenin işini sağ ede bir söz.
    Sözü uzatıp dolaştırmadan en keskin şekliyle, en kestirmeden söylemesini bilen Hak dostu, gönül eri, eren tipi büyük Yunus, söz israfı hakkındaki fikrini "Çok söz hayvan yüküdür" diyerek kestirmeden ifade etmiştir.
    Kutadgu Bilig sahibi Yusuf Has Hacip de söz israfı hakkında şöyle der:
    Sözüne dikkat et, başın gitmesin, dilini tut, dişin kırılmasın.
    Sen kendi selametini istiyorsan, ağzından yakışıksız bir söz çıkarma.
    Çok sözden fayda görmedim, amma söylemek de faydasız değil.
    Sözünü çok söyleme, sırasında ve az şöyle, binlerce söz düğümünü bir sözde çöz.
    Dili iyi gözet başın gözetilmiş olur, sözünü kısa kes ömrün uzun olur.
    İnsan iki şey ile kendini ihtiyarlamaktan kurtarır; Biri iyi iş biri iyi söz.
    Her sözü saklamayı da anlayış hoş görmez, insan lüzumlu olan sözü söyler, gizlemez.
    Benden sana gümüş ve altın kalsa, sen onları bu söze denk tutma.
    Söz israfının zararına bazı meşhurlar da dikkat çekmiş, sakınılması tavsiyesinde bulunmuşlardır. İşte onlardan birkaçı:
    Söylemediğim şeylerin hiçbiri bana zarar vermedi. (Calvin Coleridge)
    Susmak insanı ele vermeyen sadık bir arkadaştır. (Confucius)
    Konuşmak ihtiyaç olabilir, ama susmak bir san'attır. (Goethe)
    Gürültü ve acı sözler, haksızlığın işaretidir. (Victor Hugo)
    Gönül alıcı bir söz, kışı yaza çevirir. (Çin atasözü)
    Her bildiğini söyleme, her söylediğini bil. (Clavdius)
    Ne kadar çok söylersen karşındaki o kadar az hatırlar. Az söyle de kazancın çok olsun. (Fenelon)
    sözün dinlenmeyeceği yerde söylenmesi, kayalıklar üzerine tohum ekilmesi gibi boşa gidecek bir nasihat, diğer ifadeyle söz israfı oluyor.
    Başlığını söz israfı diye attığımız yazıyı daha fazla uzatmadan. Yusuf Has Hâcip'in şu özlü deyişi ile noktalayalım:
    "Aman sözün aydın olsun öz olsun.
    Işık saçsın, bakan köre göz olsun."
     
  2. Magrip

    Magrip Hizmet Nimettir. Yönetici

    Katılım:
    11 Ocak 2008
    Mesajlar:
    20.430
    Beğenileri:
    1
    yetmiyor,idare edemiyoruz,nasıl yetişeceğimizi bilmiyoruz...

    Bu günlerde, sık sık duyulan kelimeler bunlar. Zengini de, fakiri de aynı şeyleri söylüyor. Biri büyük harcamaların hesabını yaparken söylüyor bu ifadeyi, diğeri küçük hesapların.
    Hâlbuki Allah’ın taahhüt ettiği rızık herkese yetecek şekilde gönderiliyor. İnsanlar, “Yiyiniz, içiniz fakat israf etmeyiniz” ayet-i kerimesine riayet etmedikleri için bu şikâyetleri yapmak zorunda kalıyorlar.
    Eğer insanlar günlük harcamalarını bu ayeti esas alarak yapsalar, hem kendileri sıkıntı çekip şikâyet etmek zorunda kalmazlar, hem de âdetlerini ibadete çevirirler.
    “İktisat ve kanaat bana iki hazinedir,” diyen Bediüzzaman Hazretleri de bu hakikate işaret etmiştir. Bunu söylerken insanların saadetinin ancak iktisat ve çalışmakla mümkün olduğunu, şu anki medeniyetin insanları hazırcılığa alıştırması, iktisat ve kanaat yerine israf ve sefahet, çalışma, hizmet yerine tembellik ve istirahat meylini empoze etmesi sebebiyle şikâyetlerin arttığını ifade etmiştir.
    Yine Said Nursi’nin, “İnsanın eskiden üç beş şeye ihtiyacı vardı, şimdi hevesatla yirmi şeye ihtiyaç gibi hissediyor” sözleri de medeniyetin insanları ne kadar israfa teşvik ettiğini gösteriyor.
    Onun için insanlar, bilhassa bu zamanda aldıkları eşyalara gerçekten ne kadar ihtiyaçlarının olduğunu iyi düşünmeli ve ona göre hareket etmelidirler.
    Şu bir gerçektir ki, israfın zararı yalnız yapana dokunmakla kalmaz, çevreye ve cemiyete de etki eder. Kimse, “Bunun parasını ben veriyorum, istediğim gibi kullanırım” deme hakkına sahip değildir.
    Meselâ, bu günlerde küresel ısınmanın nedeni olduğu söylenen kuraklığın asıl sebebi, insanların suyu israf etmesi ve tabiattaki İlâhî dengeyi bozacak zararlı gazları üretmeleridir.
    Bunun gibi herkesin istifade etmesi için yaratılan tabiat, enerji, hava, toprak gibi umumî nimetlerin israfı ve yanlış kullanılması da bunların değerinin yeterince bilinmediğini gösteriyor.
    İktisat ve israf...
    Lügatlerde bu iki kelime de “kullanmak” manasına gelmektedir.
    İktisat, bir şeyi maksadına uygun şekilde kullanmaktır, israfsa maksadının dışında kullanmaktır. Burada kastedilen maksat, yaratılışın gayesine uygun hareket etmektir.
    Peygamber Efendimiz, “İktisat geçimin yarısıdır. İktisat edeni Allah zengin eder, israf edeni Allah fakir kılar. Fakirken de, zenginken de iktisatlı davranmak gerekir” şeklindeki hadis-i şerifler de bu gerçeğe işaret etmektedir.
    Hâl böyle olunca insanların herhangi bir şey alırken ve kullanırken, “Acaba ben şu anda israf içinde miyim, yoksa iktisat mı ediyorum?” diye kendilerine sormalı ve hayatlarına ona göre yön vermelidirler.
    Hülâsa, zaman israf zamanı değil, iktisat zamanı olmalıdır.
     

Sayfayı Paylaş