İslam Dininin Özellikleri

Konusu 'Dini Konular...' forumundadır ve Magrip tarafından 30 Ocak 2012 başlatılmıştır.

  1. Magrip

    Magrip Hizmet Nimettir. Yönetici

    Katılım:
    11 Ocak 2008
    Mesajlar:
    20.430
    Beğenileri:
    1
    İslam Dinin özellikleri nelerdir,
    islam dininin Diğer Dİnlerden Farklı Özellikleri,
    İslam Dini Özelliği Hakkında Bilgi


    1.Tevhid İnancı
    Kelime olarak birlemek anlamına gelen tevhid, Allah’ın varlığını, birliğini, bütün yüce nitelikleri kendisinde topladığını, eksik sıfatlardan uzak olduğunu, eşi ve benzeri bulunmadığını bilmek ve buna inanmak demektir. Bu inanç en özlü biçimde “Lâ İlâhe İllallah” (Allah’tan başka ilah yoktur) cümlesiyle ifade edilir. Bu nedenle bu cümleye “kelime-i tevhîd” denir.Kur’an, tevhid inancını Allah’ın zatı, tekliği, sıfatları, evren ve insanla ilişkileri açılarından şu şekilde ortaya koymaktadır: Allah birdir. O hiçbir şeye muhtaç değildir; her şey O’na muhtaçtır, O’nda çocuk meydana gelmemiş ve doğrulmamıştır, O’nun benzeri yoktur. O, ortağı olmaktan münezzehtir . Eğer yerde ve gökte Allâh’tan başka ilahlar olsaydı, kesinlikle ikisinin de düzeni bozulurdu . Allah’a oğul ve kızlar isnat edenler, ona iftira etmiş olurlar . Hiçbir gruba veya kişiye daha yakın ya da daha uzak değildir. Herkesin rabbidir.Allah, mutlak güç sahibidir. Her şeyin dönüşü, O’nadır. O, yaratıcıdır, yaratma sürecini başlatan ve her şeyi yaratan, yoktan var eden ve onlara şekil verendir. Her şeyi kuşatmıştır, her şeyi bilendir, görendir. Yarattıklarını koruyup gözetir. O, azizdir, rahimdir, rızk verendir, hikmet sahibidir, koruyandır, hidayet edendir ve darda kalanlara yardım ulaştırandır. Allah, bütün iyiliklerin kaynağıdır. Her türlü eksiklikten de uzaktır. Yarattıklarına her zaman nimet verir, onlara asla zulmetmez.Tevhid, ortağı olmayan tek Allah’a ibadeti, O’nu sevmeyi, ihlas ve tevekkül ile O’na bağlanmayı, yalnız ondan ummayı ve yardım dilemeyi, ona güvenmeyi ve dayanmayı, hiçbir konuda O’na eş koşmamayı, O’ndan başka ibadet edilecek bir mabud olmadığını bilmeyi ve söylemeyi gerektirir.Allah’ın emrettiği şeylerin sevilmesi, haram kıldığı şeylerin sevilmemesi, onun sevdiğine sevgi gösterilmesi, sevmediğinden yüz çevrilmesi, koyduğu kurallara uyulması, hükümlerinin yerine getirilmesi, resullerinin gösterdiği yoldan yürünmesi de tevhidin gereklerindendir. Sadece teorik olarak Allah’a inanmış olmak yeterli olmayıp bu inancın pratik olarak eylemlerle gösterilmesi ve desteklenmesi gerekir. İnanç ve ibadet boyutlarıyla kazanılmış olan imanın, dünyevi her türlü tutum ve davranışa yön vermesi gerçek tevhid akidesinin yansımasıdır. Peygamberlerin tamamı, bu tevhid anlayışına çağırmışlardır. Tevhid inancı, peygamberlerin getirmiş oldukları dinlerin tamamında değişmeyen ve en önde gelen husustur.2.Evrensel OluşuAllah din gönderirken insanı, onun şart ve imkanlarını, sosyal ve kültürel çevresini ve ihtiyaçlarını dikkate almıştır. Allah tarafından gönderilen dinler arasında dil, coğrafya, bilgi ve tarihî süreç farklılıkları bulunmakla birlikte; inanç esasları ve ibadet anlayışı ile adalet, doğruluk, sevgi, yardım etme gibi kavramların iyi, zıtlarının ise kötü olduğu gibi temel ve evrensel doğrular ilahi dinlerin ortak özelliğidir. Bu anlamda vahiy kaynaklı bütün dinler aynı olup, İslâm Hz. Adem’den beri gelen vahiy geleneğinin devamı ve son halkasıdır. Bu nedenle, İslam’ın evrensel olması, dünyanın her bölgesinde yaşayan insanları ve kıyamete kadar bütün zamanları kapsaması gerekir . Nitekim İslam’ın temel kaynağı Kur’an’ın mesajları, kıyamete kadar bütün zamanları kapsayacak ve bütün insanları ve hatta cinleri de içine alacak özellik taşımaktadır .Önceki dinler belirli bir dönem veya topluma hitap ederken, İslâm, bütün zaman ve mekanlara hitap etmektedir. Kur’an-ı Kerim’e bakıldığında, sadece belirli bir grubu değil, tüm insanları muhatap kabul ettiği açıkça görülmektedir . Bu bağlamda, “Ey inananlar”, “Ey insanlar”, “Ey Ademoğlu” gibi umumî hitaplar kullanılmıştır. Hz. Peygamber de, “Her peygamber yalnızca kendi kavmine gönderildiği halde, ben bütün insanlara gönderildim.” demiştir.İslâm, insanları sosyal konum ve cinsiyetlerine göre ayırt etmez. Prensipleri, insanın bireysel ve toplumsal hayatının bütün kesimlerini aydınlatır. Namaz ve oruç gibi ferdi ibadetlerde bile toplum menfaati gözetilmiştir. Dünya hayatının nimetlerine ve güzelliklerine karşı değildir. Dünya ve ahiret arasında dengeli olunmasını, aşırılığa kaçılmamasını, her iki hayatın iyilikleri için de çalışılmasını ister.Günümüzde evrensel kabul edilen bütün değerler, İslâm’da temelini bulmaktadır. İslâm, insan hakları, doğruluk, güvenirlik, adalet, cömertlik, misafirperverlik, eşitlik, yeniliklere açık olma, yaşlı, çocuk ve kadınların haklarını muhafaza etme, çalışmaya önem verme, barışçı bir anlayışta olma, işi liyakat ve ehliyet sahibi olanlara verme gibi evrensel ilkelerin hepsini benimsemekte ve tavsiye etmektedir.3.Akla Değer VerişiAkıl, insana Allah tarafından verilmiş manevi bir kuvvettir. İnsan bu güç sayesinde gerekli bilgileri, iyi ve kötü, yararlı ve zararlı şeyleri bilme imkanı elde eder. İnsanı diğer canlılardan ayıran akıl, onun en üstün vasfıdır.İslam dininde akıl, imanla sorumlu olmanın ilk şartıdır. İman, akıl üzerine bina edilir. İnsanın dini yükümlülüğü de akıl ve irade sahibi bir varlık oluşuna bağlanmıştır. Aklı olmayan yükümlü kabul edilmemiş, emir ve yasaklarla sorumlu tutulmamıştır. Bu nedenle İslâm’da, aklın korunması esas gayelerden birisi kabul edilmiş ve bu gayeyi gerçekleştirmek için, geçici bir süre bile olsa aklın fonksiyonlarını yitirmesine sebep olan içki, uyuşturucu vb. maddelerin kullanımını yasaklamıştır.Kur’ân, insanlara akıllarını kullanmayı, kainat ve meydana gelen hadiseler üzerinde kafa yormayı tefekkür etmeyi ve derinliğine düşünmeyi emreder. Allah’ın varlığı ve birliği de ancak akılla anlaşılır. İnsanın varlığının sebebi, hayatın anlam ve hedefi, niçin, nasıl ve hangi ölçülere göre yaşanılması gerektiği, ölüm sonrası durumunun ne olacağı gibi metafizik alemle ilgili vahiy kaynaklı bilgiler de akıl ile değerlendirildiğinde bir anlam ifade eder. Tefekküre vurgu yapılarak, bilinenden bilinmeyenin çıkarılması istenmiştir. İnsan kendisindeki, diğer canlılardaki ve sistemlerdeki mükemmelliği aklı sayesinde değerlendirebilir ve bunları Allah’ın yarattığını kavrayabilir, ölümü anlayabilir ve kaderi değerlendirebilir. Bunun için Kur’an’da, “akletmez misiniz?” denilerek, insanlar düşünmeye davet edilmiştir . Buna karşılık aklını kullanmayanlar, düşünmeyenler kınanmıştır .Dinî emirlerin muhatabı olması ve onların anlaşılıp uygulanması açısından akıl birinci önceliği haizdir. Bu bağlamda akıl, şüphe aracı olarak görülmemiş, aksine inanç ve ibadetin temelinde var olduğu vurgulanmıştır. Aklın bir ürünü olan kıyas, dinî hükümlerin dört temel kaynağından biri olarak kabul edilmiş ve İslam hukukunda sıkça kullanılmıştır.İslâm bilginlerine göre ilahî vahiy akl-ı selîmin kabul edemeyeceği hükümler içermez. Çünkü aklı muhatap alan bir dinin makul olmayan hükümler içermesi kendi içinde bir tezat teşkil eder. Allah tarafından peygamberleri aracılığıyla açıklanan inanç ve ibadetlerle ilgili esaslar konusunda aklın yeni bir hüküm koyma yetkisi yoktur. Ancak inanç ve ibadetlerle, hakkında kesin hüküm bulunan değişime kapalı konular dışındaki günlük hayatla ilgili alanlarda, değişen şartlar ve olaylar karşısında, dinin temel ilkelerine uygun yeni yorumlarla çözüm üretmek ve hüküm vermek aklın görevidir.4.İnsan Sevgisi ve HoşgörüKur’an-ı Kerim’de insan ile ilgili olarak, “Biz gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık” (Tîn, 95/4) ve “Andolsun biz insanoğlunu şerefli kıldık.” (İsrâ, 17/70) buyurulmuştur. İslâm düşüncesinde, yaratılanı Yaratandan dolayı sevmek ve ona merhamet etmek, Allah’a olan imanın kemal noktasını oluşturmaktadır. Kişinin merhamet etmesi, hem varlığın yaratıcısına, hem de kendine karşı bir görevidir.İnsanın doğuştan getirdiği kişilik hakları, dokunulmaz kabul edilmiştir. Kişinin inancı, cinsiyeti, etnik kökeni, sosyal statü ve konumu, insan olarak kendisine verilecek değerde etkin değildir. Her insana, Allah’ın yarattığı mükerrem bir varlık anlayışı ile muamele edilmelidir.İslâm’da herkese af ile muamele edilmesi ön görülmüştür. Nitekim Kur’anda olgun müminlerin özellikleri sıralanırken, “Onlar insanları affederler..” (Âl-i İmrân, 3/134) buyurulmaktadır.“Alemlere rahmet” (Enbiyâ, 21/107) ve “en güzel örnek” (Ahzâb, 33/21) olarak gönderilen Hz. Muhammed (s.a.s.), bireyler arasında sevgi ve saygıyı yerleştirmek istemiş ve “Birbirinizi sevmedikçe tam anlamıyla inanmış olmazsınız.” buyurmuş , başka bir hadiste de inananları bir vücuda benzetmiştir .Hoşgörü; anlayışla karşılamak, farklı dil, cins, din ve inanç sahiplerinin varlıklarından rahatsızlık duymamak demektir. Dolayısıyla toplu yaşamanın vaz geçilmez bir unsurudur. Zira insanların düşünceleri, amaçları, hedefleri ve yöntemleri çoğu zaman farklı olduğundan her zaman ve her konuda aynı şekilde düşünmeleri mümkün değildir.Hoşgörü anlayışı İslam toplumlarında öteden beri vardır, bizzat Hz. Peygamber hoşgörü anlamında ki müsâmaha kelimesini kullanmış ve uygulamıştır. Hoşgörü, Hz. Peygamber’in en belirgin özelliklerinden biridir. Etrafındaki Müslümanlara olduğu gibi, diğer dinlerin mensuplarına da hoşgörü göstermiş, saygılı davranmıştır. Tebliğ ve irşat görevini yerine getirmesi, diğer inançları bir vakıa olarak kabul etmesine engel olmamıştır. Müşrik Araplar ve Yahudilerle Medine Sözleşmesini imzalamış, onlara inanç, fikir, can ve mal güvenliği tanımıştır. Hıristiyan bir grubun kendi mescidinde ibadet etmesine izin vermesi de, onun engin hoşgörüsünü gösterir.islami sohbet,dinin özellikleri,islam dininin özelliği nedir,islam dininin özellikleri nelerdir
     

Sayfayı Paylaş