Hz . Amine'nin vefatı

Konusu 'Peygamberimizin (sav) Hayatı' forumundadır ve ALLAH ASIKLARI tarafından 25 Temmuz 2009 başlatılmıştır.

  1. ALLAH ASIKLARI

    ALLAH ASIKLARI islamseli

    Katılım:
    8 Ocak 2009
    Mesajlar:
    12.084
    Beğenileri:
    0
    HZ . AMİNE'NİN VEFATI


    Bir müddet de annesi Hz . .Amine ile birlikte kaldı Allah'ın en sevgili kulu. Baba yokluğunu hissettirmemeye çalışan bir hali vardı Hz . .Amine'nin. Zaman zaman dedeAbdulmuttalib'le birlikte dolaşıyor, bazen de amcalarıyla birlikte hoş vakitler geçiriyordu.
    Hz . .Amine'nin yüreğinde Medine sevgisi yeşermişti; hem akrabalarını ziyaret edip sıla-i rahim yapmak hem de burada vefat eden kocası Abdullah'ın mezarı başında ona dua etmek için koca yadigürı Ümmü Eymen ve biricik oğlu Muhammed'­le birlikte burayı ziyaret için yola düşmüştü. Medine'ye kadar geldiler. Eski hatıralar canlanmış ve bir yandan sevinç neşi­deleri yudumlanırken diğer yandan, gırtlaklarda hüzün bo­ğumları düğümlenmişti. Dünya gözüyle göremediği babasını Efendiler Efendisi, mezarı başında ziyaret ediyor ve gıyabında ona dua ediyordu. Boynu büküktü. Belki de, ilk defa yetim ol­duğunu yüreğinde hissetmişti. Bu durumdan, mahzun anne de çok etkilenmişti.
    Çok geçmeden, anne Hz . .Amine de burada hastalandı.
    Hastalığı, gittikçe artıyor ve ağırlaşıyordu. Medine'ye geleli, bir ay kadar zaman geçmişti ve ilk fırsatta Mekke'ye dönmele­ri gerekiyordu. Her şeye rağmen yola koyuldular.


    Ebvu denilen köyün yakınlanna kadar geldiklerinde, Hz.
    Amine'nin hastalığı dayanılmaz boyutlara ulaştı. Dizlerinde derman kalmamıştı ve Hz. Amine artık adım atacak takat bu­lamıyordu. Çaresiz, bir ağacın altında mola verdiler. Belli ki, dünyadaki birliktelik buraya kadardı ve Hz. Amine dünyaya veda etmek üzereydi.
    Mahzun annenin gözleri bir aralık, gelecekte kendisinden çok önemli işler beklediği oğlunun üzerine kilitlenmişti. Göz, yaş döküyor; gönül de hüzün yudumluyordu. Zaten yetim olan biricik oğlunu, bu ıssız çöllerde bir de öksüz bırakıp gidecekti. Yanaklanndan süzülen gözyaşlan Ümmü Eymen ve Efendi­ler Efendisi'ni de ağlatmış, adeta Ebva materne biirünmüştü. Anne ile oğul arasında tarifi imkansız bir duygu seli cereyan ediyordu. Nihayet, kadife gibi yumuşak ellerini avuçlan içine alıp biricik kuzusunu uzun uzun süzdükten sonra şunlan söy­lemeye başladı:
    - Allah seni mübarek kılsın. Sen ki, Melik-i Mennan olan Allah'ın yardımıyla dehşetli ölüm okunun isabet etmesinden yüz deve karşılığında kurtulan babanın oğlusun! Şayet benim uykuda gördüklerim doğru ise Sen, Celal ve Kerem sahibi Zat tarafından bütün varlığa gönderilecek, beklenen Nebi olacak­sın. Onlara helal ve hararnı bildirecek, atan olan iyilik abidesi İbrahim'in getirdiklerini teslim edip tamamlayacak ve Allah'ın inayetiyle Sen, öteden beri insanların alışkanlık peyda etmiş olduklan putlardan da uzak kalacaksın.
    Bunlan söylerken kendinden çok emin bir duruşu vardı.
    Sözlerini, biricik ve kimsesiz yavrusunu, her şeyin sahibine emanet ettiğinin bilinciyle söyler gibiydi. Arkasından da şun­lan ilave etti:
    - Canlı olan her şey, her an ölümle burun buruna, her yeni de eskimeğe mahkum ve her büyük de fena bulmaya mü­heyyadır. İşte ben, bugün ölüyorum. Ancak, ismim baki ka-


    lacaktır. Çünkü ben, tertemiz bir çocuk dünyaya getirdim ve bugün, en hayırlı olanı arkamda bırakıp gidiyorum.ss
    Bunları söyledikten sonra da, bir daha açmamak üze­re gözlerini kapayacak ve son nefesini verecekti. Böylece Medine'deki babasından sonra, gelecek Son Nebi adına bir imza da Ebva'da atılmış oluyordu.
    Belki de Allah, O'nun peder ve validesini; oğullarına kar­şı minnet altında tutmamak ve anne-babalık mertebesinden manevi evlat konumuna düşürmernek için kendi huzuruna almış, böylelikle onları mesut ettiği gibi Habib-i Ekrem'ini de memnun etmek istemişti. Görünüşte onlar, zahiren ümmet olmamışlardı; ama böylelikle Allah (celle celaluhü) onları da ma­nevi ümmet mertebesine yükseltmiş, diğer ümmetin fazilet, meziyet ve saadetini de onlara ihsan etmiştir. 64
    Zira bilinmektedir ki; Efendimiz'in anne ve babaları, Hz.
    İbrahim'den kalma 'Hanif anlayışı üzerine bir hayat yaşı­yorlardı. Aynı zamanda onlar, henüz tebliğ döneminin baş­lamadığı 'fetret' döneminin insanlarıydı. Bilhassa anne Hz. Amine'nin sözlerinden de açıkça anlaşılacağı üzere onlar, bu sağlam ve tertemiz anlayışı kabullenmiş ender insanlar ara­sında bulunuyorlardı ki, dünyanın en hayırlı evladını insan­lık alemine emanet etmişlerdi ve ahiret yurduna öyle gidiyor­lardı.
    Tarihin, miladı 576'yı gösterdiği bu dönemde Efendiler Efendisi, yapayalnız kalıvermişti. Sadece yanında, Ümmü Ey­men vardı. Bundan böyle, O'na analık ve babalık görevini o üstlenecek ve onların yokluklarını hissettirmemeye çalışacak­tı. Bu sebepten Allah Resülii (sallallahu aleyhi ve sellern), onun için
    63 İsfehani, Delailü'n-Nübiıvve, 119, 120
    64 Bkz. Bediüzzaman, Mektübat, 28. Mektub, Sekizinci Mesele, Yedinci Nükte, s·375


    'Annemden sonra ikinci bir annem.w ifadesini kullanacak ve onu bir müddet sonra da hürriyetine kavuşturacaktı.
    Çok geçmeden Ümmü Eymen'le birlikte Habib-i Zişan Efendilerimiz de Mekke'ye döndüler.
    65 El-Hindi, Kenzu'l-Ummal, 12/276 (34417)
     
  2. Ahsen

    Ahsen islamseli

    Katılım:
    9 Mart 2009
    Mesajlar:
    1.387
    Beğenileri:
    0

Sayfayı Paylaş