Hollanda’da Osmanlı mührü

Konusu 'Osmanlı Tarihi' forumundadır ve Oyuncu tarafından 15 Aralık 2009 başlatılmıştır.

  1. Oyuncu

    Oyuncu Active Member

    Katılım:
    21 Ocak 2009
    Mesajlar:
    6.259
    Beğenileri:
    1
    Hollanda’da Osmanlı mührü

    Osmanlı, fetih coğrafyasında yer almayan Hollanda’da bile belirgin izler bırakmış. Bayrağımızın dalgalandığı Türk köyünden izlenimler...


    --------------------------------------------------------------------------------

    Hollanda'nın Belçika sınırındaki Zeeland bölgesinde, Oostburg ilçesine yakın bir noktada, Turkeijeweg (Türkiye yolu) levhası hemen dikkati çekiyor. Bu nasıl Türkiye yolu olabilir diye düşünmeye kalmadan, bu sefer de Turkeye (Türkiye) levhası çıkıyor karşımıza. Şirin bir Hollanda köyü burası ama ismi Türkiye! Benelüks ülkelerinin ortasında, Kuzey Denizi'ne yakın bir yer. Köye yaklaştıkça belirginleşen, gönderde nazlı nazlı dalgalanan Türk bayrağı ise insana ister istemez, 'daha neler' dedirtiyor. Önce Türkiye, şimdi de Türk bayrağı. Köyün girişindeki ilk evin duvarındaki bir levhada yazılı olanlar ise fotoğraf karesini tamamlıyor: "Türkiye elçiliği, numara 16."

    Bütün bu çok tanıdık unsurlardan sonra, sizi karşılayanların da Türk olmasını bekliyorsunuz doğal olarak; ama onlar Hollandalı. Buram buram Türkiye kokan köyün sakinleri Türk değil. Hikâyesini öğrendikten sonra içinde hiç Türk yaşamayan bu yere neden Türk Köyü dendiği daha bir açıklığa kavuşuyor. Öykünün başlangıcı 1590-1604 yılları arasına uzanıyor. Zeeland bölgesi, 1600'lerde Hollanda Prensi Maurits döneminde, İspanyollarla yaşanan savaşlarda en önemli savunmanın yapıldığı yer. Hollanda için stratejik önemi çok fazla. O dönem İspanyolların elinde esir bulunan 1400 kadar Türk forsa Hollandalıların yardımı ile kurtulmayı başarır. Leventler kendilerini kurtaran Hollandalılara kıyafetlerini ve üç hilalli flamalarını hediye eder. Üç hilalli Osmanlı flamalarını gemilerine çeken Hollandalıları gören İspanyollar, 'Osmanlı buraya donanma göndermiş' diyerek geri çekilir. Böylece ülke büyük bir istiladan kurtulur.

    BURADA AY-YILDIZLI LEVHA VAR MI?

    Diğer bir rivayette ise Prens Maurits, İspanya'ya karşı Osmanlı'dan yardım ister, gelen cevapta asker gönderme yerine Osmanlı flamasının kullanılması önerilir. Gemilerdeki flamaları gören İspanyollar, Osmanlı'dan çekinerek geri döner. Hollandalı tarihçi yazar De Brock, olayın bir başka boyutunu yazıyor kitaplarında. İspanyol gemilerinde esir olarak forsalık yapan bir Osmanlı levendi kaçmayı başararak Hollanda'ya sığınır ve İspanyollar hakkında onlara önemli bilgiler aktarır. İki ülke arasındaki dostluk ilişkileri bundan sonra başlar. Rivayetler muhtelif ancak gerçek olan, bu küçük köyün Osmanlı-Hollanda ilişkilerinde çok önemli bir rol üstlendiği.

    Osmanlı'nın fetih coğrafyasında yer alan bir ülke değil Hollanda. Buna rağmen bu ülkede bile çok önemli etkiler bırakmışız. Hollanda şehirlerinde dolaşırken, sokak başını döndüğünüzde aniden karşınıza çıkabilen, çok belirgin izler bunlar. 35 yıldır Hollanda'da yaşayan gurbetçi Şenol Ocaklı, hayatını bu izleri takip etmeye adamış bir tarih meraklısı. Hoorn'a babasının vesilesiyle 1970'te gelir ve Philips fabrikasında işçi olarak çalışmaya başlar. 1979'da başladığı serbest gazeteciliği halen sürdürüyor. Hoorn'daki ilk on yılında, bir binada asılı bulunan hilal-yıldızlı levha nedense hiç dikkatini çekmez. Türkiye'den gelen bir mühendisin, "Bu şehirde bir binada ay-yıldızlı bir levha var mı?" sorusuna, "Ne münasebet canım, olsa bilmez miydik?" diye karşılık verdiğini gülümseyerek anlatıyor.

    Yıllardır döndüğü bir köşe başındaki binanın tepesinde asılı bulunan kırmızı zemindeki hilal ve yıldızın hikâyesini öğrenmekle başlar Osmanlı'nın izini sürmeye. 1989'da Türkiye-Hollanda Dostluk Köprüsü Cemiyeti'ni kurar. Onu Hoorn kasabasındaki Türkiye-Hollanda Tarih Müzesi izler. Türkiye'den sırtını sıvazlamak dışında hiçbir destek alamadığı bu çalışma için imkân sağlayıp bina tahsis eden sadece Hoorn Belediyesi olur. Hollanda Devlet Arşivleri ile Başbakanlık Osmanlı Arşivleri'ne girerek, iki ülke ilişkilerinin tarihini araştıran Ocaklı, sadece yaşadığı ülkedeki Osmanlı izlerini araştırmakla kalmamış, Türkiye'deki Hollanda'nın da izini sürmüş. Bugün elinde hem Hollanda, hem de Türkiye ile ilgili geniş bir envanter var.

    BİR OSMANLI LALESİ BİR EVE BEDELDİ
    Hollanda-Osmanlı ilişkileri denince akla ilk gelen lale olur hep. Doğrusu da budur çünkü ilişkilerin başlaması ve gelişmesinde bu narin çiçeğin büyük önemi var. Hollanda, ilk laleyi Osmanlı'dan almış. Bu "has" çiçeğin Hollanda'ya ilk gelişi ise 1560-61 yılları. Bu sebeple 1960'ta, lalenin Hollanda'ya gelişinin 400. yılı iki ülkede de kutlanmıştı. Çiçeğin nasıl Avrupa'ya taşındığına gelince… 1554'te Avusturya İmparatoru'nun büyükelçisi olarak İstanbul'a gelen Busbecq, laleyi Avrupa'ya getiren ilk isim aslında. Hollandalı uzman Clusius, lale soğanını Busbecq'ten alarak, yeni türlerini geliştirir ve ülkesinde yaygınlaştırır. Özellikle 1630'larda Hollanda'da tam bir lale çılgınlığının yaşandığı yıllar olur.

    Lalenin anavatanı olan İstanbul kendine ait bu değerin farkına yeni yeni varmaya başlarken, lale günümüz Hollanda'sının en önemli ihraç ürünlerinden. İstanbul Lalesi'nin Hollanda tarihindeki önemi Hoorn'da adeta duvarlara kazınmış. İlk geldiği yıllarda çok kıymetli bir ürün olan lalenin bir soğanı ile bir ev bile satın alınabildiğini söylüyor Ocaklı. Bunun ispatı şehirde halen varlığını sürdüren Üç Lale Kilisesi. Katoliklerin üç lale karşılığında Protestanlardan satın aldıkları kilisenin adı bugün bile 'Üç Lale Kilisesi' olarak geçiyor. Kilisenin duvarına özenle işlenmiş üç lale kabartması ile karşısındaki 'Üç Lale Kilisesi' yazısı aynen korunuyor. O dönemlerde yine bu kilise ile bağlantılı olarak, Üç Lale Papazlar Derneği bile kurulmuş.

    Şenol Ocaklı'ya göre laleden sonra iki ülke arasındaki en önemli ikinci unsur Türk Köyü. Bu konulardaki araştırmalarında Laaden Üniversitesi öğretim üyesi ve Türkiye uzmanı Prof. Alexander De Groot'un büyük yardımını görmüş. Köyün varlığına, Groot'un Türkiye-Hollanda ilişkileri üzerinde yazdığı kitaplarda rastlamış ve ilk iş olarak ziyarete gitmiş. Onun defalarca yaptığı köy ziyaretine bu kez Aksiyon ekibi de katılıyor. Girişte ziyaretçileri Monique Sturm karşılıyor. Köyün diğer sakinleri bahçede çalışıyor, onun asıl işinin gönüllü Türkiye elçiliği olduğu kısa süre sonra anlaşılıyor. Evinin girişine Türkiye Elçiliği yazması boşuna değil elbette. Avrupa'da yaşayan ve köyden haberi olan gurbetçilerin ziyaret ettiklerini anlatıyor. Sadece 2005'te 150 Türk misafiri ağırlamış. Gelenlerin duygularını kaleme aldığı bir hatıra defteri bile oluşturmuş. Evin içindeki bütün ayrıntılar Türkiye üzerine. Seccade, tespih, Türkiye fotoğrafları, Türk gazeteleri, Türk takvimi, Türk kahvesi, Türk sanatçıların kasetlerine kadar ne ararsanız var.

    Girişte göze ilk çarpan ise sanatçı Barış Manço'nun fotoğrafı. Köyü ilk keşfeden Türk'ün Barış Manço olduğunu söylüyor bize. 1988'de gelmiş ve Monique ile tanışmış. İşin ilginç yanı, köy sakinleri yaşadıkları yerin adının anlamını ilk kez ünlü sanatçıdan duymuş. Okullardaki tarih kitaplarında Türkiye ve Osmanlı hakkında yeteri kadar bilgi verilmediğinden yakınıyor. 400 yıl önce başlayan ancak yıllar içinde unutulan Türkiye bağlantısının tekrar kurulmasını sağlamış Manço. Onun gelişinden sonra Monique ve eşi Cor Van Doeselaar iki kez Türkiye turu yapmış. Önümüzdeki yıl ise köyden kalabalık bir ekiple, Türkiye'ye bisiklet turu yapmayı planlıyorlar.

    50 haneli Türkiye Köyü'nden bazıları yazları tatil amaçlı ülkemize geldiklerini söylüyor. Bayan Sturm, "Manço gelene kadar Türkiye ifadesinin yerel bir lehçe veya bir İskandinav terimi olabileceğini düşünüyorduk. Onun sayesinde kavram yerine oturdu. Daha sonra Şenol Ocaklı ile tanıştık ve bize köyün tarihini anlattı. Bize kendi tarihimizi bile Türkler anlattı, bunun için minnet borçluyuz." diyor.

    TER MUİDENLİLER TÜRK DİYE ÇAĞRILIYOR!

    Türk Köyü'nün yaklaşık 13 km. ilerisindeki Sint Anna Ter Muiden Kasabası, Osmanlı izlerine ev sahipliği yapan bir başka bölge. Kasabanın tam ortasında, tepesindeki kocaman sarık figürüyle, gelenleri karşılıyor tulumbalı bir Osmanlı çeşmesi. Yapım yılı 1789. Bu kasabada da Türk yaşamıyor ancak o bölgeden olanlara 'Türk' diye hitap edildiğini anlatıyor Şenol Ocaklı. Hollandalı tarihçi yazar De Brock, çeşme hakkında şunları yazıyor: "17. yüzyıl başlarında, bir Osmanlı ticaret gemisi Kuzey Denizi'nden gelerek Sluis kanalından geçer ve Ter Muiden şehri limanına yanaşır. Uzun zamandır denizde olan mürettebat, açlık ve susuzluk çekmektedir, bu sebeple yerli halktan yardım istenir. Bulaşıcı hastalık olabileceği korkusuyla gemiye yanaşmayan halktan birisi cesaret ederek mürettebata yiyecek götürür. Buna karşılık Osmanlılar, Hollandalıların Boegbleed dedikleri gemi arması ile Osmanlı sancağını şehre hediye eder. Ter Muiden Belediyesi de o dönemin süper gücü olan Osmanlı'ya teşekkür için tulumbalı bir Osmanlı çeşmesini belediye binasının önüne inşa ettirir. Yardım alan Osmanlı gemisi İstanbul'a döndüğünde başlarından geçeni saraya iletir ve bunun üzerine yayınlanan ferman ile bu şehirden Osmanlı Donanması'na esir düşen olursa ona forsalık yaptırılmaması emredilir. Ter Muiden sakinlerine Türk denilmesi de bu olaylardan sonra başlar."

    KAHVENİN NE DEMEK OLDUĞUNU TÜRK KAHVESİ İÇEN ANLAR!

    İki devletin ticari ilişkileri bu olayla sınırlı değil elbette. Tarihçiler geçmişte, özellikle 19. yüzyılda yaşanan ticari ilişkilerin düzeyine bugün bile ulaşılamadığı görüşünde. Bunun kanıtlarından birini Leiden şehrinde bulmak mümkün. Kent merkezindeki üç katlı, ikizkenar üçgen biçimindeki bir binanın çatı kısmının ön cephesinde sarıklı ve sakallı bir Türk’ün heykeli bulunuyor. Belediye kayıtlarına göre bu heykel, tarihteki Türk-Hollanda ticaretinin bir sembolü. Duvar üzerindeki tarih, 1637. Binada, ön cephenin çatı ile birleşen kısmında, 'Altın Kaplamalı Türk' anlamına gelen 'In den vergulden Turk' yazısı ise en az heykel kadar dikkat çekici. İki ülke ticaretine yönelik bir başka unsur Hoorn şehrinde karşımıza çıkıyor. Turfhaven caddesindeki Pakhuis isimli binanın duvarına iki Türk ticaret gemisinin kabartma resimleri yapılmış.

    Hoorn şehrinde, Kaag firmasının tarihî binasında 1793'ten bu yana Türk bayrağı dalgalanıyor. Bu bina aynı zamanda Hollanda'ya Türk kahvesi ve çayını ilk kez getiren firmanın merkezi. Kahve ve çayın hikâyesi de hayli ilginç. Kaag firmasının tarihi bir el ilanında aynen, 'kahvenin ne demek olduğunu Türk kahvesini içen anlar' (Wie Turkse koffie drinkt, weet eerst wat koffie is!) ibaresi yer alıyor. Yine o döneme ait Konak Kahvesi reklâmları, Türk kahvesinin buraya İzmir'den geldiğini gösteriyor. Bugün halen Türk kahvesi ve Türk çayı satışına devam eden mağazanın müdavimleri arasında artık ciddi bir Türk topluluğu da bulunuyor. Geçtiğimiz yıllarda başka bir girişimci tarafından satın alınarak birahane yapılmak istenen binanın satışına Hoorn Belediyesi'nin izin vermediğini öğreniyoruz. Yetkililer binanın tarihî işlevinin korunmasına büyük önem veriyor.

    Hollanda'da son keşfedilen Türk izi ise Amsterdam'da. Padişah Kapısı olarak da anılan yerin giriş kapısının üzerinde ay-yıldızlı Türk bayrağı levhası var. Bayrağın hikâyesi de ticari ilişkilere uzanıyor. Hollanda 1625'te Ortadoğu ile ticareti geliştirmek için yeni bir girişim başlatır. Amsterdam Ortadoğu Ticaret Komisyonu ve Akdeniz Denizcilik Derneği bu amaca matuf kurulur. Osmanlılardan peşin parayla ham pamuk ve keten ipliği satın alınır ve ülkede işlenip satılır. Türk bayraklı bina, Osmanlı tüccarları ile Hollandalıların buluştuğu bir mekân. Osmanlı'dan gelen tüccarlar ülkede bulundukları süre içerisinde Hollandalılardan Türk kahvesi ister. İkinci talep ise bir Türk hamamıdır. Bu binanın kapısındaki Türk bayrağı, Türk hamamının yapıldığı yeri simgeliyor. Bina halen bir gıda deposu olarak kullanılıyor.

    TÜRK KÖYÜ’NE HENÜZ TÜRK YETKİLİ UĞRAMADI

    İki ülke arasında ilk kez 1612 yılında, Hollanda'nın Büyükelçi Cornelis Haga'yı İstanbul'a göndermesiyle başlayan diplomatik ilişkilerin günümüzdeki en önemli unsuru, bu ülkedeki Türk toplumu. Lale, Türk Köyü ve ticari ilişkilerden sonra iki ülke arasındaki gündemi artık eskinin gurbetçileri, şimdinin Hollandalı Türkleri belirliyor. 1964'te işçi göçü anlaşması imzalandığında Hollanda'da sadece 400 Türk vardı, bugün ise 400 bin. Bunların büyük çoğunluğu vatandaşlığa geçmiş ve aralarında yönetim kademelerinde etkin olan pek çok isim var. Ocaklı, yıllarını verdiği Osmanlı Araştırmaları'nın bu tablo karşısında daha da önem kazandığı düşüncesinde. Tek isteği ise bu işlere, 'sırtını sıvazlamanın ötesinde' Türkiye tarafından sahip çıkılması. Ona göre Hollandalı Türkler yaşadıkları ülkeyi bilmiyor, Hollandalılar da Türkiye'yi. İlişkilerin Osmanlı dönemindeki durumu ve tarihçesi ise tamamen karanlık bir sayfa. Bu sayfanın aydınlatılarak, her iki halka da gösterilmesini, ilişkilerin sağlıklı geleceği açısından şart olarak görüyor. En azından Türk elçiliğinden bir yetkilinin Türk Köyü'nü bir kez olsun ziyaret etmesini bekliyor. Çünkü köye bugüne kadar elçi, konsolos veya herhangi bir seviyede diplomatın uğradığı vaki değil.

    Türkiye'nin AB yolunda kaderini belirleyecek ülkelerden Hollanda ile ilişkilerin daha da gelişmesinde belki de bu küçük köy önemli bir rol üstlenebilir.
     

Sayfayı Paylaş