Güzel İsim Çocuğun Babası Üzerindeki Hakkıdır

Konusu 'Eşlere Tavsiyeler' forumundadır ve EXPERCİ tarafından 22 Aralık 2009 başlatılmıştır.

  1. EXPERCİ

    EXPERCİ Member

    Katılım:
    17 Aralık 2009
    Mesajlar:
    82
    Beğenileri:
    0
    Güzel İsim Çocuğun Babası Üzerindeki Hakkıdır


    [​IMG]


    Efendimiz (a.s.m.) “Çocuğun, babası üzerindeki hakkı ismini ve edebini güzel yapmasıdır” buyurmuşlardır. Efendimiz’in (a.s.m.) bu hadisinden de anlaşıldığı gibi çocuğa güzel isim koymak önemlidir. Çünkü isim, çocuğun mensup olduğu din ve milliyetini belirten bir âlemdir. İsim, aynı zamanda bir duadır. Allah’tan, çocuğun o ismin büyüklerinin ahlakıyla ahlaklanmasını dilemektir.


    Çocuğa güzel isim koymak, sünnette yer alan bir husustur. Zira Efendimiz (a.s.m.) anne babanın çocuklara karşı görevlerinden bahsederken birini de güzel isim olarak tayin ediyor. Efendimiz (a.s.m.) bu konuda “Çocuğun, babası üzerindeki hakkı ismini ve edebini güzel yapmasıdır” buyurmuşlardır. (el-Câmiu’s-Sağir, 2:538)
    İsmin, şimdilerde insan karakteri üzerindeki etkileri araştırılıyor. Böylece bu Nebevî tavsiyenin önemi de bir kat daha ortaya çıkıyor. Evet, dikkat ettiğimizde Osman ismini taşıyanların toplumda daha ağır başlı, halim selim, uysal; Ömer’lerin ise daha şecaatli ve daha celalli olduklarını görürüz. Ayşe’lerin ilme daha meraklı, Hatice’lerin ticarete yatkın ve himayeci karaktere sahip olduklarını fark ederiz.
    Fakat bu mutlak değildir. Elbette isim, tek başına insan karakterini şekillendirmez. Bunda başka unsurların da rolü vardır. Bunun için en başta, anne babanın dindar ve asaletli olması yanında, yaş devrelerine göre çocuğa verilecek dinî eğitimin etkisi de unutulmamalıdır.
    İsim, çocukların karakteri üzerinde tesiri olan ana unsurlardan biridir. Bunun için Cumhuriyet’ten sonra iman ve ahlakta köküne bağlı nesiller yetiştirme yerine, aslından kopuk Batı tipi insan yetiştirmek isteyenlerin, isimler üzerinde oynamaları tesadüf değildir. İslamî ve millî geleneğe dayanan isimleri bırakıp, bir takım cansız varlık ve simgelerin isimlerini koymakta ısrar etmeleri anlamlıdır. Bu tür isimlerden ilk akla gelen birkaçını sıralayacak olursak, karşımıza ilginç bir tablo çıkar: Taş, Tunç, Kaya, Oya, Deniz, Çetin, Tekin, Metin, Savaş vs.
    Katı kalpli, eli silahlı anarşistlerin, elbette karakteri üzerinde oynanan böyle bir nesilden çıkacağında şüphe yoktur.

    Güzel ismin etkisi

    Çocuğun iyi yetiştirilmesiyle güzel ismin ilgisi nedir? Veya güzel isim gerçekten bu kadar önemli midir? Evvela isim, çocuğun mensup olduğu din ve milliyetini belirten bir âlemdir. İsim, aynı zamanda bir duadır. Allah’tan, çocuğun o ismin büyüklerinin ahlakıyla ahlaklanmasını dilemektir. Ahmet, Mehmet, Bekir, Ömer, Ali, Ayşe, Fat­ma, Hatice, Meryem vs. gibi...
    Tek başına güzel isim koymak elbette bir ma­na ifade etmez. Nitekim adı Mehmet veya Ayşe olup da Mehmet ve Ayşe ahlakıyla alakası olmayan niceleri vardır. Çünkü güzel sonuç, tüm şartların bir arada olmasına bağlıdır. Tıpkı ağacın meyve verebilmesi için toprağın verimi yanında su ve güneşin de devrede olması gibi...
    İnsanı her şey etkiler. Güzel isim insanda güzel etkiler bırakır. Bu yüzden Efendimiz (a.s.m.) cahiliye döneminden kalan kötü isimleri değiştirirdi. Hayvan, eşya ve yerlerle ilgili isimlere bizzat müdahale ederdi. Hatta bir toplulukta deveyi sağacaklar arasından ismi Mürre (acı), Harb (savaş) ve Yaiş (yaşar) olanlardan acı ve savaş anlamına gelenleri eleyip bu görevi Yaiş’e vermesi güzel isme verdiği önemi gösterir.
    İsim-müsemma ilişkisi
    İsim-müsemma ilişkisi veya ismin insan üzerindeki etkisini gösteren bizzat yaşamış olduğum bir örnek bu konuda aydınlatıcı olacaktır. Rahmetli Ali Uçar ve Necmeddin Şahiner’le 1975’te Almanya’nın Achefenburg kentinde bulunan Batmanlı bir dostumuzun davetine gitmiştik. Şark misafirperverliğinin tüm güzelliklerini sergilediği bir ziyafetle bizi karşıladı. Yemek sırasında evin küçük çocuğu hiç dirlik düzenlik vermiyor, kâh koltukların üzerinden, kâh soframızın üzerinden atlıyor, büfedeki bardakları “şan­gırrrt” diye kırıp döküyordu. Bedi ağabey üzülüyor, mahcubiyet içinde alnındaki terleri silerken “Yapma oğlum, etme evladım Cengiz” deyip duruyordu.
    Çocuğun ismini duyar duymaz gayr-i ihtiyarî dilimden şu ifadeler dökülüverdi: “Bedi Ağabey, çocuğun adı yanlış duymadıysam Cengiz değil mi?”
    “Evet.”
    “Cengiz, kan döken cenk yapan, savaşçı, kıran döken zalim birinin adı. Şimdi Cengiz, isminin gereğini yapıyor. Yakıyor, yıkıyor, kırıyor, döküyor. Sen adını Cengiz koymakla baştan yanlış yapmışsın.”
    Bedi Ağabey, hidayet yolunu Nur’la bulmadan önce bu adı koymuştu.
    “Yaa,” dedi. “Peki, şimdi ne yapacağız?”
    “Kolayı var, bu ismi değiştireceğiz.”
    “Ne koyalım o halde?”
    “Bunu ancak Osman ismi dengeler. Osman bilindiği gibi, halim selim, hayâ sahibi bir İslam büyüğü ve Resulullah’ın halifesidir. İnşallah bu çocuk da onun gibi halim selim olur.”
    Yemekten sonra bu afacan çocuğu güçlükle zapt edip sağ kulağına ezan, sol kulağına da kamet okudum. “Bundan sonra senin ismin Os­man’dır” deyip bıraktım. Yemeğin sonunda bu ço­cuğun akıllı uslu ve hayırlı bir evlat olması için dua ettik.
    Aradan on beş yıl geçti. Bir daha Bedi Ağabey’le görüşemedik. Almanya’dan döndüğünü ve Kırıkkale’de olduğunu haber aldım. Yolumuz oraya düştü, görüştük. Derken Almanya’da ismini değiştirdiğimiz Osman hatırıma geldi, sor­dum. Bedi Ağabey’in verdiği cevap aynen şöyleydi;
    “Hocam, Osman’ı hiç sorma. Osman ondan sonra gerçekten Osman oldu. O haşarı, o ele avu­ca sığmaz çocuk öyle uslu bir hâl aldı ki tanıyamazsınız.”
    Evet, güzel ismin insan karakteri üzerindeki tesiri inkâr edilmez. Ama tekrar edelim ki güzel isim de ancak diğer şartların bulunmasıyla bir mana ifade eder. Sağlam bir temel üzerine atılmış bir aile yuvası içinde dünyaya gelen yavruya konulan güzel isim ve onu takiben verilen güzel dinî terbiye elbette sonuçsuz kalmayacaktır…

    Senin adın Atan, atarsın

    Vaktiyle bir İstanbul Efendisi Çarşıkapı’dan Beyazıt’a doğru giderken üç-beş yaşlarında bir çocuğun, birini taşladığını görmüş.
    Kadıncağız:
    “Oğlum Atan, atma! Babana söylerim atma!” diye söylendiği halde çocuk:
    “Bana ne, bana ne! Ben Atan’ım atarım” diyerek annesine karşı gelmiş ve ismiyle müsemma olarak taş atmaya devam etmiş.
    Yaşlı İstanbul beyefendisinin nutku tutulmuş ve:
    “Atarsın oğlum” demiş. “Atarsın. Senin adını Atan koyan anana da atarsın, babana da atarsın. Sen daha çoook caka satarsın.”

    İhsan Atasoy
     
  2. dogruluk

    dogruluk Member

    Katılım:
    11 Mart 2010
    Mesajlar:
    50
    Beğenileri:
    0
    :razi: çok güzel olmuş,emeğinize ,yüreğinize sağlık
     

Sayfayı Paylaş