Fahrettin Hocamız İle Soru Cevap

Konusu 'Dini Sorular...' forumundadır ve bunyamin tarafından 26 Eylül 2008 başlatılmıştır.

  1. bunyamin

    bunyamin Admin

    Katılım:
    9 Haziran 2007
    Mesajlar:
    2.576
    Beğenileri:
    0
    Değerli Üyelerimiz;

    Sitemizin moderatörlerinden ve 10 yıldır imamlık yapan Fahrettin TIRINK Hocamıza aklınıza takılan bütün soruları bu bölümden sorabilirsiniz...

    Bizlere böyle bir imkan sağladığı için kendisine teşekkür ederiz...Allah Razı Olsun...
     
  2. Gula Dilemin

    Gula Dilemin islamseli

    Katılım:
    19 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    8.357
    Beğenileri:
    0
    Bu başlığa kendi adıma çok sevindim:ok:

    Rahman razı olsun hocamdan:gül:

    İlk soruyu ben soram müsadenizle..

    Malum Kuranı Kerime abdestsiz dokunulmaz ve okunmaz ama ezbere abdestsiz el sürmeden ayetler veye sureler okunabilir mi?? mesela mezarlığa yolumuz düşebiliyor abdestsiz Fatiha okunabilir mi?
     
  3. fahrettin tırınk

    fahrettin tırınk islamseli

    Katılım:
    4 Haziran 2008
    Mesajlar:
    3.507
    Beğenileri:
    0
    çok kıymetli kardeşim bünyamin,ben acızaneye böyle mesuliyeti büyük ve ağır vazifeyi tevdi ettiğinizden dolayı en samimi dugularımla şükranlarımı arz ederim. tüm kardeşlerimiz bilsinlerki sorulan sorulara kur'an ı krime, sünneti resule uygun ve hak mezhplerin ictihadı dairesinde ehli sünnet çercevesi içinde cavablamaya gayret edeceğimden emin olmalarını temin eder,bu vesile ile tüm müslümaanların ve hasseten sitede buluna kardeşlerimin mübarek kadir gecesini tebrik eder daha nice kandiller dilerim. fahrettin tırınk saygılarımla........
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 27 Eylül 2008
  4. fahrettin tırınk

    fahrettin tırınk islamseli

    Katılım:
    4 Haziran 2008
    Mesajlar:
    3.507
    Beğenileri:
    0
    evet benim kardeşim Gula dilemin, her zaman olduğu gibi hep ön saflarda oluyorsunuz yine tebrikler ALLAH sizdende razı olsun...
    gelelim sualinize cenabu ALLAH cc vakıa suresinin 79. ayetinde mealen şöyle buyurmaktadır.(kur'anı kerime ancak temiz olanlar tutar)yani abdestsiz, ve yıkanılması farz olanlar tutamz,ancak 4 mezhebtede kur'anı kerime tutmadan abdestsz olarak ezbere okuyabilirlar.tutması haram.şunuda arz edeyim. (hayızlı ve cünüp olan kur'an dan bir şey okuyamaz.)Tirmizi....
     
  5. Gula Dilemin

    Gula Dilemin islamseli

    Katılım:
    19 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    8.357
    Beğenileri:
    0
    Rahman razı ve memnun olsun hocam:gül:

    Ben şimdi ikinci sorum diye devam ederim ama kardeşlerimin hakkına girmeyim...

    İlmin yarısı soru sormaktır ( Hadisi Şerif ) buyrun inşAllah..
     
  6. RuBaNa_

    RuBaNa_ Active Member

    Katılım:
    22 Mart 2008
    Mesajlar:
    5.888
    Beğenileri:
    0
    hocam siz imam mıydınız ......:whistle:

    bi soru da benden ....
    ramazan da zekat fitre sadaka fln veriyoruz yaa ...ihtiyacı olan insanlara verdiğimizi sanıyoruz ama bazen de öle olmuyor ....bu verilen parayla KUMAR oynayan bi insanı gördüm...acaba veren insan da da sorumluluk oluyormu ??? kumar oynasın die verilmiyor ama bizden çıkan bi para olduğu için,düşündürdü beni biraz bu konu.....
     
  7. fahrettin tırınk

    fahrettin tırınk islamseli

    Katılım:
    4 Haziran 2008
    Mesajlar:
    3.507
    Beğenileri:
    0
    eselamu aleyküm enjüli kardeşim, çok güzel düşündünüz müslüman ibadet ile alakalı hususlara böyle dikkat etmeli
    fıtır sadekası,sevab için verilen yaradılış ikramı demektir. İhtiyacı olan eşyadan ve borçlarından fazla olarak zekat nisabı kadar malı, parası bulunan Müslümanın fitre vermesi vacip olur. Nisaba malik değilse fitre vermesi vacip olmaz. Fakat vermesi iyidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Ramazan orucu, gökle yer arasında durur. Sadaka-i fıtr verilince yükselir.) [Ebu Hafs]

    Sadaka-i fıtr, oruçlunun, uygunsuz sözlerinden hasıl olan günahları temizler.) h ş [Beyheki]

    evet kardeşim, fitede zekatta olduğu gibi önce yakın fakir olan akrabaya vermek evladır,amca, dayı, teyze gibi böyle devam eder. ancak yakın akraban olan zevat,salih kişiler dediğimiz kişilerden deyilse, tercihiniz salih olan kişileri arayıb bulmak gerekmektedir. müslüman bu hususda uyanık olmalı ve araştırarak ona göre vermelidir.verdiğiniz zekat veya sadaka yerini bulmalı ve dumana,kumara gitmemelidir.ama verdiniz kişi salih diye biliyorsanız, ancak bilmeden namazsız, abdest siz birine verdi iseniz tabiki mes'ul olmazsınız.....
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 29 Eylül 2008
  8. maverat

    maverat Active Member

    Katılım:
    24 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    6.940
    Beğenileri:
    0
    hocam Allah razı olsun cevaplarınız için.bizde zaman zaman aklımıza takılan soruları soracağız inş..
     
  9. Gula Dilemin

    Gula Dilemin islamseli

    Katılım:
    19 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    8.357
    Beğenileri:
    0
    Ben hemen başlayım :pembeli:

    Hocam yatsı namazından sonra kılınan vitir namazı kılınmaması halinde kaza gerekirmi??

    Affınıza sığınaraktan ikinci sorum dinimizde ölülerin arkasından gün belirtilerek ( yedisi,kırkıncı ve elliikinci gecesi gibi ) okunan mevlidler ve yapılan şeyler ne kadar doğru?? gün belirtmeden yapmak daha doğru olmaz mı?

    Rabbim razı ve memnun olsun hocam :gül:
     
  10. bunyamin

    bunyamin Admin

    Katılım:
    9 Haziran 2007
    Mesajlar:
    2.576
    Beğenileri:
    0
    Uyarı:Üslubunuza biraz dikkat edin yoksa hakkınızda gereken yapılacaktır...
     
  11. maverat

    maverat Active Member

    Katılım:
    24 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    6.940
    Beğenileri:
    0
    güzel kardeşim o zaman sende bizim anlayabileceğimiz seviyede konuş daha sade ve kolay anlaşılabilecek cümlelerle konuyu toparla..
    yazılarının inkar bölümleriyle gerçekci bölümünü ayırt etmek biraz zor oluyorda..
     
  12. fahrettin tırınk

    fahrettin tırınk islamseli

    Katılım:
    4 Haziran 2008
    Mesajlar:
    3.507
    Beğenileri:
    0
    kıymetli kardeşim lesepase,bize tevdi buyurmuş olduğunuz soruyu evet okudum ancak vazifemiz yoğun olması münasebeti ile cevablayamadım.deyerli kardeşim bizim maksadımız birilerinin ilmi derecesini ölçmek,birilerine çamur atmak falan deyil,din kardeşlerimize islami çercevede nasıl yardımcı olabiliriz,rızayı ilahiyi nasıl kazanabiliriz, ve siz değerli kardeşimizde dahilbütün müslümanlar,ve hatta ben acızanede olmak üzere cennete nasıl girebiliriz diye uğraşmaktayız. dolayısıile kelimelere de takılmadan, (küfre sebebiyyet veren hariç) sadece hizmet yapmak maksadımız.sizin sorunuza gelince


    İslâm'ın başlangıcında Hz. Peygamberin kabir ziyaretlerini yasaklamasının sebebi bu idi. Yahudi ve Hristiyanlar, aziz saydıkları kimselerin kabirlerini ibadet yeri edinmişlerdi. Cahiliyye devrinde kabirlere secde ediliyor, putlara tapılıyordu. Putperestlik, büyük tanınan kimselerin heykellerine saygı ve ta'zim ile başlamış, neticede bu saygı putlara ibadete dönüşmüştü. İslâm Dininin gayesi tevhid akidesini (Allah'ı yegane hâlık ve müessir tanıyıp yalnızca ona ibadet etmeyi) kalblere yerleştirmekti. Önceleri Hz. Peygamber (s.a.s) bu sebeple tehlikeli gördüğü kabir ziyaretini yasaklamıştı. Fakat tevhid inancı gönüllere iyice yerleşip müslümanlar tarafından gayet iyi anlaşıldıktan sonra, kabir ziyaretine izin verilmiştir.

    Çünkü kabir ziyaretinde, hem hayattakiler, hem de ölüler için faydalar vardır. Resulullah (s.a.s) Mekke seferi sırasında annesi Amine'nin kabrini ziyaret ederek ağlamış, etrafındakileri de ağlatmış ve müslümanların kabirleri ziyaretine de izin verilmişti (İbn Mâce, Cenâiz 48; Nesâf, Cenâiz; 101;Müslim, Cenâiz, 36; Ebû Dâvud, Cenâiz, 77). Bu izin hatta ziyareti teşvik konusu meşhur rivayetlerle sabittir (İbn Mâce, Cenâiz, 47; Tirmizî, Cenâiz, 60).

    Kabir Ziyaretinin Faydaları

    a) İnsana ölümü ve ahireti hatırlatır ve ahireti için ibret almayı sağlar (Müslim, Cenâiz, 108; Tirmizî, Cenâiz, 59; İbn Mâce, Cenâiz, 47-48; Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 145).

    b) İnsanı zühd ve takvaya yöneltir. Aşırı dünya hırsını ve haram işlemeyi engeller. Kişiyi iyilik yapmaya yöneltir (İbn Mâce, Cenâiz, 47).

    c) Salih kişilerin kabirlerini, özellikle Hz. Peygamber'in kabrini ziyaret, ruhlara ferahlık sağlar ve yüce duyguların oluşmasına yardım eder. Hz. Peygamber'in ve Allah'ın veli kullarının kabirlerini ziyaret için yolculuğa çıkmak menduptur. Bir hadis-i şerifte; "Kim, beni öldükten sonra ziyaret ederse, sanki hayatımda iken ziyaret etmiş gibi olur" buyurulmuştur. (Mansur Ali Nasif, et- Tâc, el-Câmiu'l-Usûl, II, 190).

    d) Ziyaret; insanın geçmişi, dinî kültürü ve tarihi ile bağlarının güçlenmesine yardımcı olur.

    Ziyaretin Ölüye Faydası

    a) Özellikle anne, baba diğer akraba ve dostların kabirleri, ruhları için Allah'a dua ve istiğfar etmek amacıyla ziyaret edilir. Ölüler adına yapılan hayır ve hasenâtın sevabının onlara ulaşacağı sahih hadis ve icmâ delili ile sabittir. Ölüler ziyaret edilirken, onların ruhları için Allah'a dua edilir, Kur'an okunur, yapılan iyiliklerin sevabı bağışlanır. Kabre ağaç dikmek sevabtır. Dikilen ağaç ve bitkinin ölünün ruhundan azabın hafifletilmesine sebep olacağına dair hadisler vardır. Hristiyanların yaptığı gibi kabre çelenk götürmek mekruhtur.

    Dua ve istiğfarın ölülerin ruhları için faydalı olacağına şu ayet-i kerime de delâlet eder: "Ey Rabbimiz, bizi ve iman ile bizden önce geçmiş olanları yarlığa. İman etmiş olanlar için kalbimizde bir kin bırakma" (el-Haşr, 59/10). Bu konuda varid olan pek çok hadis vardır (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 509; VI, 252; İbn Mâce, Edeb,

    b) Ölünün dirileri işitmesi. Kabir ziyareti sırasında konuşulanları kabirdeki kişinin duyduğu ve verilen selâmı aldığı hadislerle sabittir.

    Abdullah b. Ömer (r.a)'den nakledildiğine göre Hz. Peygamber Bedir gazvesinden sonra yerde yatan Kureyş büyüklerinin cesetlerine karşı: "Rabbinizin va'dettiği azabın doğru olduğunu anladınız mı?" diye seslenmişti. Hz. Ömer'in: "Ey Allah'ın Resulu! Bu duygusuz cesetlere mi hitap ediyorsunuz?" demesi üzerine, Resulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: "Siz bunlardan daha fazla işitici değilsiniz. Fakat bunlar cevap veremezler" buyurmuştur (Ahmed b. Hanbel, II, 121). Bu konuda Hz. Aişe'den, ölülerin işitmesi yerine, Resulullah'ın; "Gerçeği ölünce şimdi daha iyi anlarlar. Nitekim Cenâb-ı Hak'da: "Habibim sen, sözünü ölülere duyuramazsın " hadisi nakledilmiştir. Ancak çoğunluk İslâm bilginleri bu konuda Hz. Âîşe'ye muhalefet etmişler, başka rivayetlere uygun düştüğü için yukarıda zikrettiğimiz Abdullah b. Ömer'in hadisini esas almışlardır (bk. ez-Zebîdi, Tecrid-i Sarih Terc. Kâmil Miras, Ankara 1985, IV, 580).

    Ziyaretin Âdabı

    Ziyaretçi mezarlığa varınca yüzünü mezarlara döndürerek Peygamberimizin dediği gibi şöyle selâm verir: "Ey müminler ve müslümanlar diyarının ahalisi, sizlere selâm olsun. İnşaallah, biz de sizlere katılacağız. Allah'tan bize ve size âf yet dilerim" (Müslim, Cenâiz, 104; İbn Mâce, Cenâiz, 36).

    Hz. Âîşe'nin rivayetinde anlam aynı olduğu halde ifade biraz farklıdır. Tirmizi'nin İbn Abbâs'tan rivayetinde Resulullah bir defasında Medine mezarlığına uğradı ve onlardan tarafa dönerek şöyle dedi:

    "Ey kabirler ahâlisi, size selâm olsun! Allah bizi ve sizi mağfiret eylesin. Sizler, bizden önce gittiniz, biz de sizin ardınızdan (geleceğiz)" (Tirmizi, Cenâiz, 58, 59). Kişi, tanıdığı bir kimseye kabrinin başından geçerken selâm verirse, ölü selâmını alır ve onu tanır. Tanımadığı bir kimsenin kabrinin yanından geçerken selam verirse, ölü, selâmını alır (Gazzâli, İhyau Ulûmi'd-din, IV, Ziyâretü'l-Kubur bahsi).

    Kabir ziyareti sırasında mezarda namaz kılınmaz. Kabirler asla mescid edinilmez. Kabre karşı da namaz kılmak mekruhtur. Kabirlere mum dikmek ve yakmak caiz değildir (Müslim, Cenâiz, 98; Ebû Dâvud, Salât, 24; Tirmizî, Salât, 236).

    .saygılarımla.....
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 30 Eylül 2008
  13. darkinsect

    darkinsect islamseli

    Katılım:
    2 Eylül 2008
    Mesajlar:
    584
    Beğenileri:
    0
    S.a
    FahrettinTırınk hocamızın imamlık yaptığını bu vesile ile öğrenmiş oldum .Çok memnun oldum.Hazır soru cevap bölümüne gelmişken bir soruda ben sorayım;

    Hocam Borç ile Emanet arasındaki fark ı tam olarak izah etmeniz mümkün mü?
    Birine borç verirken hüküm ve gerekleri nelerdir? Emanet verirken hüküm ve gerekleri nelerdir?
     
  14. istanbulsivas

    istanbulsivas islamseli

    Katılım:
    27 Eylül 2007
    Mesajlar:
    1.687
    Beğenileri:
    0
    İlk olarak "Dokunmak" okumaktan daha ağır bir fiil demişsiniz burda şunu sormak isterim neden? Zira bir kimse hırsızlık yapmayı düşünse ve buna niyetlense bu günah olmamakla birlikte bir malı çalmak için elini uzatsa ki burda temas vardır bu günahtır. Yani burda söylemek istediğim Dokunulması söz konusu olan şey Kitab'dır kişinin aklındaki veya hafızasındaki şeyler değildir. Ayrıca bahsi geçen ayette mealen ".. bu Kitab'a temiz olanlar dokanabilir..." demektedir. Buradaki dokunma ve temizlik tartışılabilir ancak dokunma okumaktan ağır bir fiil derseniz Allah'a hakaret etmiş olursunuz zira bu fiili kullanan ben ya da bir başka hoca değil Cenab-ı Hakk'tır.
    Bir diğer mesele Hanefi mezhebi ile ilgili uslubunuz. Hanefi mezhebinin temel prensipleri daha imam Hanefi hayatta iken yazılmıştır az merak edip araştırırsanız bu eserlere ulaşabilirsiniz. Ayrıca İmam'ın 2 büyük öğrencisi tarafından (İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed) bu prensipler anlatılmış ve yine yazılmıştır. Zira bahsettiğiniz gibi "Osmanlı Beyefendileri" ile alakalı bir durum değildir hem öyle olmuş olsada bahsettiğiniz beyefendiler zamanlarının ilmini okumuş KURAN ve HADİS ilimlerine vakıf olmuş şahıslardır bu kimseleri incitmeye hakkınız yoktur. Kusura bakmayın bu yaptığınıza saygısızlık denir.
    Son olarak burada bir bildiğiniz varsa bizlerle paylaşırsınız burası kimsenin kimseye "alt" veya "üst" yapı ile caka sattığı bir yer değildir. Bizler burada sadece bildiklerimizi paylaşmaya çalışırız ha eksiktir tamamdır eksikse bir kardeşimiz tamamlar veya eksik yerleri tamamlar.
    Uslubumdan dolayı herkesten özür dilerim ancak bu tür usluplara karşı çok hassasım özellikle son yıllarda mezhep imamları başta olmak üzere pek çok alimimize uygunsuz dil kullanılması beni bu üsluba itiyor. Unutulmaması gerek ki şuan elimizdeki ilmin tamamı bizden öncekiler vasıtasıyla bize ulaştı eğer selefe laf atılacaksa selefin argümanları kullanılmasın. Saygılarımla.
     
  15. fahrettin tırınk

    fahrettin tırınk islamseli

    Katılım:
    4 Haziran 2008
    Mesajlar:
    3.507
    Beğenileri:
    0
    istanbulsivas,kardeşime yazısından dolayı teşekkür ederim.bayram münasebetiyle ben yoktum şimdi buradayım.şimdilik siz cevab verdiğiniz için ben cevaba lüzüm görmüyorum.cevabi paylaşımınızdan dolayı tekrar şukranlarımı arz ederim.
     
  16. fahrettin tırınk

    fahrettin tırınk islamseli

    Katılım:
    4 Haziran 2008
    Mesajlar:
    3.507
    Beğenileri:
    0
    kıymetli kardeşim:dakinsect: kardeşime sorusundan dolyı teşekkürederim..

    borç,ne demektir
    Geri verilmek üzere alınan para veya eşya; bir veya birkaç kişiye yahut bir kuruma karşı yerine getirilmesi gereken yükümlülüğe borç denilir.

    Borç yahut fıkhî terim olarak "deyn" genellikle borçlunun ödemeyi teahhüt ettiği nakit veya borçlunun zimmetinde bulunan mislî eşya; yani ölçü, tartı vb. yollarla benzeri ile ödenebilen eşya karşılığında kullanılan bir terimdir. Borcun zimmetinden maksat da şahsın borcu yüklenme kabiliyetidir.

    İnsanların birbirleriyle yardımlaşma yollarından biri de borç alıp vermedir. Borç alıp verme işlemi İslâm'da nakit para gibi sayılabilen; buğday, arpa, pirinç gibi ölçülebilen; yahut altın, gümüş ve et gibi tartılabilen; ya da yumurta ve ceviz gibi büyüklükleri birbirlerine yakın olan mallarda geçerlidir. Fakat hayan vs. gibi her birinin kendine göre ayrı ayrı değer ve özelliği bulunan mallarda borçlanmanın olup olmayacağı hususu ise İslâm hukukçuları arasında ihtilaflı bir konudur. Böyle bir borçlanmanın caiz olmadığı kanaatinde olan Hanefî hukukçuları; "alınan borç harcanır, sonra benzeri ödenir. Canlı bir koyun borç alındığında tamamen aynı özelliklere sahip bir koyun bulunmayabilir. Onun için bu gibi borçlanmalarda taraflardan biri mağdur olabilir" demektedirler. Borç alınan para para ile; buğday buğday ile ödenir. Fazla bir şey verilmez, istenirse faiz olur.

    Borç verme İslâm'da sevaptır. Dinimiz bunu teşvik etmiştir. Hatta bazı durumlarda sadaka vermekten de sevaptır. Cenâb-ı Hakk şöyle buyurur: "Eğer Allah'a içten gelen istekle ödünç verirseniz, Allah onu sizin için kat kat artırır ve sizi bağışlar. " (et-Teğâbun, 64/17). Peygamber Efendimiz (s.a.s.) de bir sadakaya on misli sevap verileceğini, borç vermeye ise onsekiz misli sevap verileceğini bildirmiştir (et-Tergîb ve't-Terhîb, II, 40).

    Bir kimse borç verdiği para vs.'nin bir kısmını veya tamamını bağışlayabilir. Borçlusu güç durumda ise ona kolaylık gösterilmesine, hatta mümkün ise alacağını bağışlamasını teşvik etmiştir. Kur'an-ı Kerîm'de:

    "Borçlu darda ise eli genişleyinceye kadar ona mühlet verin. Bilmiş olsanız borcu bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır" (el-Bakara, 2/280) buyrulur. Yani şayet borçlulardan herhangi bir kimse zor durumda kalmış ise "darda ise, eli genişleyinceye kadar mühlet veriniz. " Böyle bir durumda verilecek olan hüküm, onun borcunu rahatlıkla ödeyebileceği zamana kadar imkân tanımaktır.



    emanet:ise Birisinin koruması için bırakılan maddî ve manevî hak. Emniyet edilip inanılan şey. Peygamberlerde bulunan sıfatlardan biri de "emânet"tir. Kur'an'a, Sünnete ve Resulullah'ın eşyasına da "emânet" denir.

    Resulullah, hicretten önce, kendisinde bulunan emânetleri sahiplerine iade etmişti. Çünkü kâfirler ona "el-emin" olarak mallarını emânet ediyorlardı. Hz. Peygamber "emânete ihânetin münâfıkların alâmetlerinden olduğunu" söylemiştir (Buhâri, İmân, 64; Müslim, İmân, 106). Emânet, müminlerin de vasfıdır (el-Mü'minûn, 23/8). Vedâ Haccı'nda Rasûlullah, kadınların da erkeklere birer emânet olduklarını açıklamıştır (Ebû Dâvûd, Menâsik, 56). Yine Vedâ Hutbesi'nde Rasûlullah, "Size bir emânet bırakıyorum ki, ona sarıldıkça sapıklığa ve dinsizliğe düşmezsiniz. Bu emânet Allah'ın kitabı Kur'ân ve benim sünnetimdir" (Buhâri, Tecrid, 1654; İbn Hişâm, es-Sire, IV, 603; Sahih ve Sünen'lerin Vedâ Haccı bölümleri). İbn Hanbel rivâyet eder: "Emânet sahibi olmayan kişinin gerçek imânı yoktur" (Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 135).

    Allah Teâla, "emânet" kavramını Kur'an-ı Kerîm'de çok geniş bir anlamda zikretmiştir: "Biz, emâneti göklere, yere ve dağlara sunduk da onu yüklenmekten kaçındılar; onu insan yüklendi; çünkü o çok zâlim çok câhildir..." (el-Ahzâb, 33/72). Bu genel anlamlandırmadan sonra, "Emanetleri ehline vermemizi, insanlar arasında hükmettiğimiz zaman adâletle hükmetmemizi emreder" (en-Nisâ, 4/58). Rasûlullah'ın şu buyruğu da emânete riâyetin yozlaşması durumunda neler olacağını açıklamaktadır: "Emânet kaybedildiği aman yani -işler ehli olmayanlara verildiği zaman- kıyâmeti bekle" (Buharı, İmân, 1). İsrailoğulları bu yüzden çökmüş ve sapmışlardı. Beceriksiz, sorumsuz, ahlâksız, adâletsiz kimselere yetki vermişlerdi. Halbuki İslâmî harekette, her işte en ehil kişilerin yeraldığı "Ulu'l-emr"e itâat sözkonusudur. saygılarımla fahrettin tırınk.

     
    Son düzenleyen: Moderatör: 3 Ekim 2008
  17. fahrettin tırınk

    fahrettin tırınk islamseli

    Katılım:
    4 Haziran 2008
    Mesajlar:
    3.507
    Beğenileri:
    0
    Güla dilemin kardeşimin sualini unuttuk bu arada kendisinden özür dilerim.kardeşim sen sorularına devam et müsait olduğum müddetce cevablandırmaya çalışacağım.

    vitir namazı kılımaması halinde kaza gerektirirmi?
    evet gerektirir:şöyleki önce vacib nedir onu anlatalım
    Vacib olan namazlar. Vitir namazı, bayram namazları gibi. Sübut
    yönünden kesin, fakat delâlet bakımından zannî olan delile dayalı emirler vâcib hükmündedir. Bu, Hanefilerin benimsediği bir prensiptir. Diğer mezheplerde farz ile vacib aynı anlamda kullanılır. Onlara göre bir şey farz değilse sünnettir. Vacibin işlenmesine sevap, terkine azap vardır.

    Vitir namazı, üç rekatlı bir namazdır. Yatsı namazının son sünnetinden sonra kılınır. vitir Namazının vakti, yatsı namazının vakti ile aynıdır, yatsı namazının vaktinin bitimi ve sabah namazının vaktinin başlangıcı ile son bulur.

    Vitir namazı Kur'an'da geçmemektedir. Fakat hakkında çeşitli hadisler mevcuttur. Bazısının meâli şöyledir:

    "Ey Kur'ân ehli, vitir namazını kılın! Çünkü Allah tektir, tek'i sever" (Buhârî, Deavât, 69; Müslim, Zikir, 5-6; Nesâî, Kıyâmü'l-Leyl, 27; Tirmizî, Vitir, 2; EbuDâvud, Vitir, 1).

    "Üç Şey vardır ki, bana farzdır. Fakat size farz değildir. Kuşluk namazı, kurban namazı ve vitir namazı" (ez-Zeylaî, Nasbu'r-Raye, II, 105).
    Allah size bir namazı daha fazladan ilâve etmiştir. Bu namaz da vitir namazıdır. Vitir namazını, yatsı ile sabah vakti doğuncaya kadar geçen zaman içinde krlın" (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned,180, 206, 208; V, 242; VI, 7).

    Vitir namazı yine vacip olduğundan, zamanında kılınmadığı takdirde, kazası gerekir. Vitir namazı, zamanında normal olarak nasıl kılınıyorsa, kaza edilince de, aynı şekilde kılınır (İbn Hümâm, Fethu'l-Kadir, Mısır 1315, I, 300 vd).

    - ikinci sorunuza gelince ölülerin arkasından yedsi,kırkıncı ve elli ikinci gecesi diye okunan kur'anı kerim ve mevlidin islam dininde gün belirterek falan gün okunacak diye bir kural yoktur.her zaman kur'anı kerim okumalıyız.tabiki mevlid olayı da farklı bir durum mevlid okunacak diye bir kural yoktur tabiki okunmazda diyemeyiz ancak,kazel gibi okumamak lazım birde mevlidin tamamını bir tarafa koysak kur'anı kerimin bir harfini bir tarafa koysak tabiki kur'anı kerim dah yücedir ve daha sevabtır.
     
  18. darkinsect

    darkinsect islamseli

    Katılım:
    2 Eylül 2008
    Mesajlar:
    584
    Beğenileri:
    0
    Allah razı olsun Hocam
     
  19. fahrettin tırınk

    fahrettin tırınk islamseli

    Katılım:
    4 Haziran 2008
    Mesajlar:
    3.507
    Beğenileri:
    0
    lesepase efendinin,kur'anı kerime abdestsiz tutulur sözünüzün ısrarı üzerine,cevab yazmayı lüzüm gördüm.kardeşim söylenenlere lütfen tasavvufi anlamda sasavvur ve tahayyul ederek fehm etmeye gayret buyrunuz... şöyleki kur'anı kerimin vakıa suresinin 79. ayetinin mealini ilmi tarafını ele almamız gerekmektedir.cenabu hak önce bir şeyi yasaklıyor gibi başlıyor.yani(la yemessühü)siz o kuranı kerime tutmayın,diyor ondan sonra gelen (illa) kelimesi müthiş derecede katiyyet ifade ediyorki (illa)kelimesi aynı zamanda müsbeti menfi menfiyi müsbet yapar, yani tutmayın buyuran cenabu hak, ancak tutunuz.işte (illel mutahharuun) buyurarak ki burada en önemli kelime (mutahharuun) kelimesidirki arabi kelemda ziyade denilen bir babdan gelmektedir temizilikte maddi ve manevi temizliğe sahib olanlar, cenabetten,haiz ve nifasdan,vesair hallerden,temiz olubta abdestini alarak tutunuz demektedir. bu anlamda efendimiz sav bu ayeti kerimeyi açıklarlarken şöyle buyurmaktadırlar.
    (Hayzlı ve cünüp, Kur’an okuyamaz) buyuruldu. (Tirmizi)
    (Kur’ana temiz olanlardan başkası dokunamaz)
    (Kur’ana ancak [hadesten] temiz olan dokunabilir.) [Nesai]
    Abdestsiz iken bile Mushafa dokunulmaz. (Dürer ve bütün fıkıh kitapları...
    hal böyleyken birde şunu izah edeyim şimdi bizim zamanımızmı rasülüllaha yakın bunca fukahayı kiramın zamanımı rasülüllaha yakın? tabiki fukahanın devri yakın hatta o kadar yakınki, eshabı kiram efendimizlerin bazısını bizzat tanıma şerefine ermiş olan fukahayı kiram onların femi mübareklerinden yakın kaynak olarak alıb bize nakletmeleri yetmezmi?
    tabiki izah edilmesi kereken daha büyük bir mesele varki o da şudur.kur'anı kerimin bir görünen lafzı dediğimiz dünya gözü ile gördüğümüz işte musahfın tamamı, ama bunun birde mana tarafı varki oda bizim dünya gözümüzle göremediğimiz inşaallah ahirette tecelli edecek olan manevi tarafı, işte onun içindirki kur'anı kerim lafız ve manası ile mütemmimdir.yanlız görünen tarafı ile deyil.onu tabiri caizse şöyle izah edelim.nasılki insan oğlunun ALLAH ın izni ile elektiriği buldu ve insan oğlunu aydınlattı ve elektiriğin görünmeyen tarafı olan kablonun içinden geçen akımı nasılki göremiyor ama insan ona tuuttuğu anda çarpılıyor,işte insan oğlunun bu buluşu karşısında yanlış bir hareketle nasıl çarpılıyorsa, ALLAH ın kelamına usulüne göre yani abdestsiz tutarsa manevi ruhsatı olmadığı için insanda günah kiri oluyor ve manevi bir çarpılma hasıl oluyor. tabiki bu kirlenmelar hyatı boyunca tevbe ederek temizlenirse afv olunur ve ahirette bir cezası olmaz.ama tevbe etmezse bir afva da uğramazsa ahirette cezası olurki,tıpti dünyada ceryena çarpılma misali.bunlar akli delillerdir. nakli delilleri zaten ilmi ile izaha çalıştık,mesela namaz abdestsiz kılınmıyor halbuki namazdada ezbere kur'anı kerim okuyorsun ama bire bir ALLAH cc ile irtibata geçiyorsunuz onun için abdestsiz namaz olmaz zaten hakkında ayeti kerime var. işte nasılki namazda direk cenabu ALLAH ile irtibata geçiyorsunuz abdestsiz olmuyor, kur'anı kerimde hiç şüphesiz ALLAH cc kelamı olduğu için lafız ve manasını ihtiva eden mushafa tıpki namazda olduğu gibi abdestsiz tutulmuyor.

    siz kardeşim lesepase ezbere kur'anı kerimi, abdestli okumak gerektini söylüyorsunuz bu çok güzel bir ameldir tabiki abdestli okumak daha çok faziletli,ama lafız ve manasını içinde bulunduran ALLAH cc kelamını abdestle tutmanın ne kadar ehem olduğu ayeti celilenin mucibince anlaşılmaktadır,bizler zaten daha iyisini yapmamız gerekmiyormu?bizler haramlardan kaçtığımız gibi şüpheli şeylerden de kaçmamız gerekmiyormu? öyle ise hala hakkında ayeti kerime bulunan bu hususa daha önemle itaat etmemiz gerekmiyormu? bizler ALLAH ın rızasını kazanmanın yollarını ararken niçin abdestli olan kısmını kabullenemiyoruz?
    ez'cümle cenabu ALLAH cc bir çok ayeti kerimesinde anlatır anlatı ve sonunda (ittekullah) ALLAH cc tan korkun,ALLAH ha sığının demiyormu? öyle ise bizlerde bizlerde ALLAH cc tan korkuyoruz ve ALLAH cc sığınıyoruz. (ALLAHÜ A'LEMÜ)ALLAH cc daha iyisinibilir. saygılarımla. fahrettin tırınk.....
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 7 Ekim 2008
  20. Gula Dilemin

    Gula Dilemin islamseli

    Katılım:
    19 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    8.357
    Beğenileri:
    0
    Ancak bu kadar açıklayıcı ve net olunabilir...
    Rahman razı ve memnun olsun hocam yüreğinize sağlık:gül:
     

Sayfayı Paylaş