Doğan Çocuğa Ad Koymak

Konusu 'Dua ile ilgili yazılar/Tavsiyeler' forumundadır ve ALLAH ASIKLARI tarafından 10 Eylül 2009 başlatılmıştır.

  1. ALLAH ASIKLARI

    ALLAH ASIKLARI islamseli

    Katılım:
    8 Ocak 2009
    Mesajlar:
    12.084
    Beğenileri:
    0
    Doğan Çocuğa Ad Koymak


    Sünnet olan, doğan çocuğa yedinci günde yahut doğum gününde ad vermektir. Yedinci günde isim vermenin sünnet oluşu, şu rivayet ettiği­miz delile dayanır:
    733- Amr İbni Şuayb'dan, o babasından, babası da dedesinden şöyle rivayet etmiştir: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, doğan çocu­ğun yedinci gününde adlandırılmasını, ondan eziyet verici şeyleri gider­meyi (saçlarını kesmeyi, temizlik yapmayı, sünnet etmeyi) ve akıka kur­banı kesmeyi emretti."[1]
    734- Sahih isnadlarla Semüre İbni Cündüb'den (Radıyallahu Anh) ya­pılan rivayete göre Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Her oğlan akîka kurbanı karşılığında bir rehindir. (Akıka kurbanı kesi­lince Şeytan tasallutundan kurtulur). Yedinci gününde onun kurbanı ke­silir, traş edilir ve adlandırılır. "[2]
    Doğum gününde çocuğa ad vermenin dayanağına gelince, önceki bö­lümde rivayet ettiğimiz Ebû Musa'nın hadisidir.
    735- Enes'den (Radıyallalahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Re­sûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Bu gece bir oğlan çocuğum doğdu. Ona (asıl soyum olan büyük) babam İbrahim'in (Aley-hisselâm) adını verdim."[3]
    736- Enes'den (Radiyallahu Anh) yapılan rivayetde o şöyle anlatmış­tır: "Ebû Talhâ'nın bir oğlu doğdu. Ben onu Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e götürdüm de, Peygamber (s.a.v) onun damağına mama çaldı ve ona Abdullah ismini verdi."[4]
    737- Selh İbni Sa'd El-Saîdî'den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde şöyle demiştir: "Ebû Üseyd'in oğlu Münzir doğduğu zaman Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e götürüldü. Peygamber (s.a.v) onu dizinin üzerine koydu. Ebû Üseyd de oturmaktaydı. O sıra Peygamber Sallalla­hu Aleyhi ve Sellem bir şeyle meşgul oldu. Ebû Üseyd oğlunun geri götü­rülmesini emretti. Böylece Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in di­zinden alınıp eve döndürüldü. Peygamber (s.a.v) meşguliyetinden kurtu­lup çocuğu hatırlayınca: Çocuk nerededir? buyurdu. Ebû Üseyd: Onu eve geri çevirdik, ey Allah'ın Resulü, dedi. Peygamber (s.a.v) sordu: İsmi ne­dir? Babası (ismi) falandır, dedi. Peygamber, hayır, onun ismi Münzir'-dir, dedi. Böylece ogün çocuğa Münzir ismini verdi."[5]


    Düşük Çocuğa İsim Koymak


    Düşük çocuğa isim koymak müstehabdır. Erkek yahut dişi olduğu bi­linmiyorsa, her ikisi için kullanılabilecek bir ad verilir. Esma, Hind, Hü-neyde, Hârice, Talhâ, Umeyre, Züraa ve benzerleri gibi...
    İmam Beğavi demiştir ki, düşük hakkında hadis varid olduğundan ona isim vermek sünnettir. Onun arkadaşlarından başkası da böyle demiştir. Bizim Şafi'i âlimlerimiz: Doğan bir çocuğa ad vermeden ölürse, ona isim vermek müstahab olur, demişlerdir.


    Güzel İsim Vermenin Müstahablığı


    738- Güzel bir isnadla Ebu'd-Dardâ'dan (Radıyallahu Anh) yapılan ri­vayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyur­du: "Siz kıyamet gününde isimlerinizle ve babalarınızın isimleri ile çağrı­lırsınız. Onun için isimlerinizi güzel koyun."[6]


    Aziz Ve Yüce Allah Yanında İsimlerin En Sevimli Olanı


    739- İbni Ömer'den (Radıyallahu Anhüma) yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
    "Aziz ve yüce olan Allah yanında isimlerinizin en sevimlisi Abdullah ve Abdurrahman'dır.[7]
    740- Câbir'den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde şöyle anlatmıştır: "Bizden bir adamın oğlu doğdu da ona Kasım adını verdi. Biz (ona) de­dik: Ebû'l-Kasım diye künyelendirmeyiz. (Çünkü bu, Peygamberin kün-yesidir.) Senin bunda bir kerametin olmaz. Bu hal Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bildirildi. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v): Oğluna Abdurrahman ismini ver, buyurdu."[8]
    741- Sahabî olan Vüheyb İbni Cüşemî'den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayete göre Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Pey­gamberlerin isimleri ile adlanın. Allah Tealâ yanında isimlerin en sevim­lisi Abdullah ve Abdurrahman'dır. İsimlerin en doğrusu da Haris ve Hemmâm'dir. İsimlerin en çirkini ise, Harb ve Mürre'dir."[9]


    Doğumu Tebrik Etmek Ve Tebrike Cevab Vermek Müstahabdır


    Çocuğu doğan bir adama tebrikte bulunmak müstahabdır. Hazreti Hü­seyin'in (Radıyallahu Anh) bir adama öğrettiği tebrik ve göz aydınlığı ile tebrikte bulunmak müstvahabdır. Adama demişti ki, tebriğinde şöyle söyle:
    ''Allah'ın sana ihsan etmiş olduğu çocuğu Allah sana mübarek kılsın. Onu sana bağışlayana şükredesin. Erginlik çağma ulaşsın ve iyiliğini göresin."
    Böyle tebrikte bulunana şöyle cevab vermek müstahabdır: "Allah sa­na da bereket versin, üzerine bereket indirsin, sana hayırlı mükâfat versin, bunun benzerini sana ihsan etsin yahut Allah sevabını çok yapsın gi­bi sözlerle karşılık verir."


    Hoş Olmayan İsimleri Vermenin Yasak Oluşu


    742- Semüre İbni Cündüb'den (Radıyallahu Ahh) rivayet etiğimize gö­re, o demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Oğluna (ve kölene) asla Yesar, Reban, Necah ve Eflah adım verme. Çün­kü sen sorarsın o (Yesar) oradamıdir? Bulunmaz da, hayır, denilir. (Ko­laylığın bulunmadığı manası çıkar da uğursuzluğa yorumlanmaya sebe­biyet verilir. Yesar, Kolaylık manasmdadır.) Bunlar dört isimdir, benim sözüme ilâve yapmayınız. "[10]
    Ebu Davud'un ve ondan başkasının Sünenlerinde Câbir'den rivayeti­mizde "Bereket" adını çocuğa vermek de yasaklanmıştır.
    743- Ebu Hüreyre'den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde, o Peygam­ber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu anlatmıştır: "Al­lah katında en düşük isim, kişinin Mülklerin Sahibi (Melikü'l-Emlâk) di­ye adlanmasıdır."[11]
    Müslim'in bir rivayeti şöyle: "Kıyamet gününde Allah yanında en ba­yağı adam, o adamdır ki, dünyada Melikü'l-Emlâk adım taşıyordu. Oy­sa kİ Melikülemlâk (Mülklerin sahibi) Allah'tır."
    Süfyan İbni Uyeyne'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Malikü'I-Emlâk, Şâhinşâh gibidir.


    Terbiye Etmek, Kötü Hareketten Sakındırmak, Nefsine Hâkim Olmasını Sağlamak İçin Ve Buna Benzer Maksatlarla Oğlu, Hizmetçisi, Öğrencisi Gibi Kendisiyle Yakın Alâkası Olan Birine Çirkin Bir İsimle Çıkışması


    747- Sahâbî Abdullah İbni Büsr'den (Radıyallahu Anh) yapılan riva­yetde şöyle demiştir: "Annem, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bir salkım üzüm götürmek için beni gönderdi. Onu Peygambere ulaştır­madan önce ondan yedim. Salkımı götürünce Peygamber kulağımdan tuttu ve: Ey vefasız! (Neden emâneti teslimden önce salkımdan yedin. Her za­man emâneti gözetmen gerek).[12] Buyurdu.
    Ebû Bekir El-Şıddık'ın oğlu Abdurrahman'dan (Radıyallahu Anhüma) uzun bir hadis rivayet edilmiştir. Bu hadisi şerif, Sıddîk (Radıyallahu Anh) Hazretlerinin keramet ve iyiliklerini açık bir şekilde kapsamaktadır. Asıl manaya gelince: Sıddîk (Radıyallahu Anh), bir cemaati müsafirliğe davet etti ve onları evinde oturttu. Sonra Resûlüîlah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem' Hazretlerine gitti. Dönmesi gecikti. Dönüşünde (ev halkına) sordu: Mü-safirlere akşam yemeğini yedirdiniz mi? Hayırs dediler. Bunun üzerine oğlu Abdurrahman'a dedi: Ey anlayışsız! Sonra burnu kırılası diye bed­dua etti ve kötü söyledi.[13]


    İsmi Bilinmeyene Seslenmek


    Adı bilinmeyen bir kimseyi üzülmeyeceği bir sözle çağırmak uygundur. Sözde yalan ve aşırı bir iltifat olmamalıdır. Ey kardeşim, Ey Fakîh, ey fakîr, ey efendim, ey kimse, ey falan elbise sahibi, ey falan ayakkabı sa­hibi, yahut at, deve, kılıç, mızrak sahibi ve benzeri sözlerle çağırmak gi­bi.. Bu sözler çağıran ve çağrılan kimsenin haline göre değişir.
    745- güzel bir isnadla İbni Hasâsıye (Radıyallahu Anh) diye tanınan Beşir İbni Mabed'den yapılan rivayetde şöyle demiştir: "Ben, Peygam­ber Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile beraber yürürken baktı ki, mezarlar arasında yürümekte olan bir adamın üzerinde iki ayakkabı var. Ona şöy­le dedi: Ey Sibtî ayakkabılarının sahibi, sana yazık. Sibtiyye ayakkabıla­rını bırak."[14] Bu şekilde hadisin tamamını anlattı. Derim ki, Sibtî ayakkabısı bir cins ayakkabıdır.
    746- Sahabî olan Ensar'dan Câriye'den (Radıyallahu Anh) yapılan ri-, vayetde şöyle demiştir: "Ben Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in
    yanında bulunmuştum. İnsanın adını hatırlamadığı zaman ona: Ey Ab -dullahmoğlu (Ey Allah'ın kulunun Oğlu) diye hitab ederdi.[15]


    Çocuğun, Öğrencinin Ve Talebenin Babasını, Hocasını Ve Şeyhini İsmi İle Çağırmaması


    747- Ebû Hüreyre'den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde şöyle an­latmıştır: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem beraberinde bir oğlan bulunan bir adam gördü. Oğlana sordu: Bu (beraberindeki) kimdir? Ço­cuk, babamdır, dedi. Peygamber (s.a.v): Önünde yürüme, sana kötü söz söylemesini gerektirecek bir iş yapma, ondan önce oturma, ismi ile de onu çağırma." dedi.[16]
    Salih olduğu ittifakla kabul edilen büyük İmam Ubeydullah İbni Zahr'~ dan yapılan rivayetde demiştir ki: Babanı ismi ile çağırman ve yolda onun önünde yürümen (babaya karşı) asî olmaktan sayılır.[17]


    Bir İsmi Daha Güzel Bir İsme Çevirmenin Müstahablığı


    Bu konu üzerinde Münzir İbni Ebî Üseyd'in kıssasında doğan çocuğa ad vermek bölümünde anlatmış olduğumuz Sehl İbn-i Sa'd El-Sa'idî'nin hadisi vardır.
    748- Ebû Hüreyre'den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde şöyle an­latmıştır: "Zeyneb'in adı Berre idi. (Berre kelimesi iyi kimse manasını ta­şıdığı için, insanlar tarafından) denildi ki, kendini bu isimle temize çıka­rıyor. Bunun üzerine Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun adını Zeyneb koydu.[18]
    749- Ebû Seleme'nin kızı Zeyneb'den (Radıyallahu Anh) yapılan riva­yetde şöyle demiştir: "Bana Berre adı verilmişti. Resûlüllah Sallallahu Aley­hi ve Sellem, buna Zeyneb ismini verin, dedi. Ebu Seleme'nin kızı Zey­neb demiştir: Cahş'in kızı Zeyneb Peyamberle evlendi. O zaman ismi Berre idi. Peygamber ona Zeyneb ismini verdi."[19]
    750- İbni Abbas'dan yapılan rivayete göre şöyle demiştir: "Cüveyri-ye'nin adı Berre idi. Resûlüllah Safdallahu Aleyhi ve Sellem onun adını Cüveyriye olarak değiştirdi. (Peyganiber, zevcesi) Berre'nin yanından çıktı, denmesini hoş görmüyordu."[20]
    751- Saîd İbni Müseyyeb'den, Müseyyeb de Hazen'den rivayet edildi­ğine göre, babası Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e geldi. Peygam­ber ona: Adın nedir? sordu. Hazen'dir, dedi. Peygamber ona: (senin adın) Sehl'dir, dedi. Hazen dedi ki, ben, babamın bana verdiği ismi değiştir­mem. İbni Müseyyeb demiştir ki, artık ondan sonra bizden üzüntü ve ke­der ayrılmadı."[21]
    752- İbni Ömer'den (Radıyallahu Anhüma) yapılan rivayetde o şöyle anlatmıştır: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Asiye ismini değiş­tirdi ve şöyle buyurdu: Sen Cemîle'sin." Müslim'in bir rivayeti de şöyle: "Ömer'in kızına Âsiye denilirdi. Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona Cemîle ismini verdi."[22]
    753- Güzel bir isnadla sahâbî olan Üsâme İbni Ahderî'den (Radıyalla­hu Anh) yapılar rivayete göre: "Asrem adını taşıyan bir adam, Resûlül­lah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelen bir heyet içinde bulunuyordu. Pey­gamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem (ona) ismin nedir? dedi. Adam:
    Asrem'dir, dedi. Peygamber:
    Hayır, senin adın Zür'a dır, dedi. (Hayır ve bereketi kesik manasında-ki bir ismi bereket manasına gelen bir isimle değiştirdi.)"[23]
    754- Haris oğullarından sahâbî olan Ebu Şüreyh Hânı'den (Radıyalla­hu Anh) rivayet edildiğine göre: "Ebu Şureyh, kavmi ile beraber bir he­yet halinde Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e geldiği zaman, ar­kadaşlarının ona Ebu'l-Hakem künyesi ile hitab ettiklerini işitti. Resûlül­lah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu çağırıp şöyle dedi:
    Gerçekten Allah Hakem'dir, hüküm de O'na aittir. Sen niçin Ebu'l-Hakem künyesi ile adlanıyorsun? Bunun üzerine adam:
    Benim kavmim bir işte ayrılığa düştükleri zaman bana gelirler, ben de onlar arasında hüküm veririm. Her iki taraf da razı olurlar. (Bundan do­layı bana bu künya ile seslenirler), dedi. Peygamber (s.a.v):
    Bu ne güzel şey! Çocuklardan kimin var?
    — Benim, Şureyh, Müslim ve Abdullah isimli çocuklarım var, dedi. Peygamber (s.a.v) sordu:
    — En büyükleri hangisidir?
    — Şüreyh, dedim. Peygamber, O halde sen Ebû Şüreyh'sin, dedi. (Bu künye ile anılacaksın.)"[24]
    Ebû Dâvud demiştir: Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem El-Âsî, Aziz, Atle, Şeytan, Hakem, Gurab, Hubab, Şihab isimlerini değiştirdi. Şihab'a Haşim adını verdi. Harb'a Silm ismini verdi. Muztaci'a Münb^is adını verdi. Akıra diye adlanan yere Hadıra ismini verdi. Şa'buddalâleye de Şa'bu'1-Hüdâ adını verdi. Zinye Oğullarına Rişde Oğulları adını ver­di. Muğviye Oğullarına Rişde Oğulları adını verdi,
    Abdü'1-Ganî demiştir: Atle'ye Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Utbe ismini verdi. Bu da Utbe İbni Abdi's-Selma'dır.


    İsim Sahibi Rahatsız Olmazsa İsmi Kısaltmak Caizdir


    755- Değişik rivayet yollarından nakledildiğine göre Resûlülah Salîal-lahu Aleyhi ve Sellem, ashabından çok kimselerin isimlerini kısaltmıştir. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ebû hüreyre'ye: "Yâ Ebâ Hirrü, Âişe'ye (Radıyallahu Anhâ) "Ya Âişû" (hizmetçisi) Enceşetü'ye (Radı-yallahu Anh): "YaEnceşü" Üsame'ye: "Ya Üseym". Mikdad'ada: "Ya Kudeym" diye hitab etti.[25]


    Hoşlanmadığı Lakabla Sahibini Çağırmamak


    Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: "Birbirinize lâkab takıp atışmayın."[26] İnsana hoşlanmadığı bir lâkabı takmanın haram olduğu görüşün­de âlimler ittifak etmişlerdir. Lâkab, adamda bulunan bir vasıf dahi olsa yine (hoşlanmadığı takdirde) haramdır. Gözleri az görene A'meş, saçsıza Aclah, görmeyene A'ma, topala A'rec, şaşıya Ahvel ve bunlar gibi Ab­raş, Yarık, Sarı, Kambur, Sağır, Mavi, Kırık burunlu, Yarık dudaklı, Kı-nkdişli. Kesik, Kötürüm, Oturak, Çolak, lâkabları sahibleri tarafından hoşlanmadıkları için haram olur. Yine ana-baba için olan ve hoşlanılma­yan lâkablar da böyledir. Bir adamı başka bir isimle tanıtmak mümkün olmadığı zaman böyle lâkablarla onu tanıtmanın caiz oluşu üzerinde âlimler ittifak etmişlerdir. Bu anlattıklarımızın delilleri çok ve meşhur olduğu için şöhretleri ile yetinerek onları kısalttık.


    Sahibi Tarafından Sevilen Lâkabı Söylemek Caizdir Ve Müstehabdır


    Ebû Bekir El-Siddîk (Radıyallahu Anh) Hazretleri bu şekilde anılan­lardandır. İsmi Abdullah'dır. Babasının adı Osman'dır. Lâkabı da Atîk'-dir. Hadis, siyer, tarih âlimleri ve başkaları tarafından kabul edilen bu­dur. İsminin Atîk olduğu da söylenmiştir. Hafız Ebu'l-Kasım İbni Asa-kir, Etraf adlı kitabında bunu anlatmıştır. Doğrusu önceki sözdür. Atîk sözünün hayır ifade ettiği görüşünde âlimler ittifak etmişlerdir. Âlimler, Atîk lâkabı ile onun adlandırılması sebebi üzerinde ihtilâf etmişlerdir:
    756- Hazreti Aişe (Radıyallahu Anhâ'dan) değişik şekillerle rivayet edil­diğine göre, Resülüllah Sallallahu Aleyhi ve Seîlem şöyle buyurdu:
    "Ebû bekir, Cehennem'den Allah'ın âzâdlısıdır." O günden beri "Atîk" olarak isimlendirildi. Mus'ab İbni Zübeyr ve neseb âlimlerinden olan baş­kası da demiştir ki, Ona Atîk adı verildi; çünkü onun soyunda ayıblana-cak bir hal yoktu. Bundan başka bir sebeb olduğu da söylenmiştir. Allah en iyisini bilir.
    Ebû Türab da bu türdendir. Peygamber Ebû Tâlib'in oğlu Alî'ye (Radıyallahu Anh) bu lâkabı vermiştir. Künyesi de Ebu'l-Hasan'dır.[27]
    757- Sahih hadiste sabit olduğu üzere: "Resülüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Hazreti Ali'yi Mescidde uyurken buldu. Üzeri topraklanmıştı. Bundan dolayı ona: Kalk, Ebâ Türab! (toprak babası), kalk Ebâ Türab! dedi." Böylece bu güzel ve iyi lâkab onda yerleşmiş oldu. Başka bir riva­yette Selh şöyle demiştir: Bu lâkab Hazreti Ali'ye en sevimli gelen isim idi. Bununla çağrılmaktan hoşlanırdı.
    Bu hoşlanılan lâkablardan biri de "Zülyedeyn (iki el sahibi) dir. Bu­nun adı Hırbak'dır. Bunun elleri boylu idi. Buhârî'nin Sahih'inde sabit olduğuna göre: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu (Hırbak'i) Zülyedeyn diye çağırırdı." Onun adı Hırbak idi.[28]

    Künye İle Ad Vermenin Caizliği Ve Fazilet Sahihlerine Bununla Hitab Etmenin Müstahablığı


    Bu konu hakkında herhangi bir delil nakletmemize gerek olmadığı aşi­kârdır. Çünkü bunun delilleri üzerinde hem seçkin insanlar, hem de seç­kin olmayanlar iştirak halindedirler. Fazilet sahibi olanlara ve bunlara yakın bulunanlara künye ile hitab etmek sünnettir. Yine böyle bir kimse­ye mektub yazılırsa ve bundan bir rivayet yapılırsa ona künyesi yazılır ve isnad edilir. Şöyle denir: Falanın babası, falanın oğlu Şeyh, yahut İmam bize anlatmıştır. Buna benzer ifade kullanılır.
    Bir kimsenin kendi mektubuna künyesini yazmaması edebdir. Mektub-dan başka yazılarında da durum böyledir. Ancak künyesi ile tanınıyorsa yahut künyesi isminden daha meşhur ise, o zaman kendi yazılarında kün­yesini kullanır.
    Nahhas demiştir: Künye meşhur olduğu zaman emsal kimseye yazılan yazılarda künye belirtilir ve kendisinden faziletçe üstün olana kendi adını yazıda söyler ve sonra ilâve eder: Falanın yahut falancanın babası diye tanınan...


    İnsanın En Büyük Çocuğu İle Künyelenmesi


    Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem oğullarından en büyüğü olan Kasım ile Ebu'l -Kasım diye künyelendi. Bu bölümle ilgili Ebu Şüreyh'in hadisi vardır ki, biz onu daha önce "Bir ismi ondan daha güzeli ile değiş­tirmek bölümünde" anlatmıştık.


    Çocukları Olan Kimsenin Çocuklarından Başkası İle Künyelenmesi


    Bu bölüm geniştir. Bu şekilde vasıflananlar sayılamayacak kadar çok­tur (Hazreti Ali'nin Ebû Türâb, Abdurrahman'ın Ebû Hüreyre diye kün-yelenmeleri gibi...) Böyle künyelenmekte bir sakınca yoktur.


    Evladı Olmayanın Ve Çocuğun Künyelenmesi


    758- Enes'den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde şöyle demiştir: "Pey­gamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem ahlâk bakımından insanların en gü­zeli di. Benim Ebû Ümeyr diye künyelenen bir kardeşim vardı. -Ravi der ki, mamadan kesilmiş bir kardeşim vardı dediğini sanıyorum.- Peygam­ber onun yanına gittiği zaman ona şöyle derdi: Ey Ebû Umeyr! Serçe kuşu ne oldu?" Çocuğun oynamakta olduğu bir serçe kuşu vardı. Sonra kuş ölünce. Peygamber çocuğa böyle künye ile hitab ederek sormuştu.[29]
    759- Sahih isnadlarla Hazreti Aişe Radıyallahu Anha'dan yapılan ri­vayetde şöyle demiştir:
    "Yâ Resûlellah! Arkadaşlarımın hepsinin künyeleri vardır. Peygamber (s.a.v): Öyle ise oğlun (kız kardeşinin çocuğu) Abdullah ile künyelen." dedi. Ravi der ki: Peygamber bu Abdullah ile Zübeyr'in oğlunu kasde-der. Bu da Ebu Bekir'in kızı Esmâ'mn oğludur. Esmâ'da Âişe'nin kız kar­deşidir. Böylece Âişe, Ümmü Abdullah diye çağrılırdı."[30] Derim ki, sa­hih ve meşhur olan budur.
    760- İbni Sünnî'nin kitabında Hazreti Aişe'den (Radıyallahu Anh) yapı­lan rivayetde o şöyle demiştir: "Ben Peygamberden olma bir çocuk düşür­düm. Peygamber ona Abdullah ismini verdi ve beni de onunla "Ümmü Abdullah" diye künyeledi! Bu hadis zayıftır.
    Ashab içinde çok kimseler, daha çocukları olmadan önce künyelenmiş-lerdi. Ebu Hüreyre v.s. gibi. Enes'in de Ebû Hamza diye künyelenmesi gibi. Sahabe ve tabiînden ve bunlardan sonra gelen sayılamayacak kadar çok kimselerin böyle künyelenmeleri vardır. Bunda bir kerahat yoktur, Şartına uygun olmak halinde bu künyeler sevimlidir ki, bunu söylemiştik.


    Ebu’l-Kasım İle Künyelenmenin Yasak Olması


    761- Câbir ve Ebû Hüreyre gibi ashabdan çok kimselerden (Radıyalla­hu Anhüm) rivayet edildiğine göre; Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sel­lem şöyle buyurdu.: "Benim ismim ile adlanın, fakat künyemle künye-
    lenmeyiniz."[31]
    Derim ki: Âlimler üç görüşle Ebu'l-Kasim künyesi üzerinde ihtilâf et­mişlerdir. İmam Şafi'i ve ona uyanlar, hiç kimsenin Ebu'l-Kasım ile kün­yelenmesi helâl olmaz demişlerdir. Adamın ismi ister Muhammed olsun, ister başkası olsun. Şâfi'i âlimlerinden büyük ve güvenilir muhaddis ve fakîhlerden Ebû Bekir El-Beyhakî ve Ebû Muhammed el-Beğâvî Et-Tezhib kitabının nikâh bölümünde ve Ebu'l-Kasım İbni Asakir Dimaşk Tarihin­de bu görüşü kabul etmişlerdir.
    İkinci mezheb İmam Malik'in görüşüdür. Allah kendisine rahmet et­sin, ona göre, Muhammed ismini ve ondan başkasını taşıyan kimsenin Ebu'l-Kasım künyesi ile künyelenmesi caizdir. Bu künyeyi almanın ya-saklığını Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'ın hayatı zamanına has kılar.
    Üçüncü mezhebe göre, Muhammed ismini taşıyan için Ebu'l-Kasım kün­yesini almak caiz değildir. Başka bir isim taşıyanın bu künyeyi alması ca­izdir. Mezheb âlimlerimizden İmam Ebu'l-Kasım El-Rafi'i şöyle demiş­tir: Bu üçüncü mezheb sahih olmaya daha yakındır. Çünkü asırlar bo­yunca insanlar yadırganmaksızın bu künyeyi taşımışlardır. Bu görüş sa­hibinin dediği, hadisi şerifin zahir manasına aykırı düşmektedir.
    İnsanların Ebu'l-Kasım künyesini taşımada ittifak etmeleri yanında bu­nunla künyelenmelerinde ve her asırda önemli din işlerinde kendilerine uyulan büyük islâm âlimlerine bu künyenin verilmesinde mutlak surette bunun caiz olduğu hususunda İmam Malik'in mezhebini güçlendirme var­dır. Bu künyenin taşınma yasağından da, Peygamberin hayatı boyunca yasakhğı anlamış bulunmaktadırlar. Bu yasakhğm sebebi de, Yahudile­rin Ebu'l-Kasım künyesini almaları ve Peygambere eziyet için birbirleri­ne Ebu'l-Kasım diye hitab etmeleridir. Bu mana ise şimdi ortadan kalk­mış bulunmaktadır. En iyisini Allah bilir.


    Kâfirin, Bidat Sahibinin Ve Fasıkın İsmibilinmediği Ve Ancak Künyesi İle TanındığıZaman Yahut İsmini

    Anmada Bir Fitnedenkorkulduğu Zaman, Onu Künyelemek Caizdir.


    Allah Tealâ (kâfiri ismi ile değil, künyesi ile anarak) buyurmuştur: "Ebû Leheb'in elleri kurusun."[32]
    Bunun ismi Abdu'l-Uzza'dır. Bu künye ile tanındığı için böyle anıldığı söylenmiştir. Diğer taraftan putun kulu manasını taşıdığı için bu isimden kaçınılarak künyesi ile anıldığı da söylenmiştir.
    762- Üsâme İbni Zeyd'den (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine gö­re: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (hasta olan) Sa'd İbni Ubâ-de'yi (Radıyallahu Anh) ziyaret için bir merkebe bindi." Böylece hadisi şerifi ve Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in münafık Abdullah ib­ni Ubeyy İbni Selûl'e rastladığını anlattı. Sonra ravi dedi: Nihayet Pey­gamber (S.A.V) yürüyüp Sa'd İbni Ubâde'nin yanına vardı da Peygam­ber (S.A.V) şöyle dedi: "Ey Sa'd! Ebû Hubab'ın (münafık Abdullah İb­ni Übeyy'in) ne söylediğini duydun mu? Şöyle, şöyle söyledi dedi." Böy­lece hadisi şerifi anlattı.[33]
    Ben derim ki: Ebû Tâlib'in ismi Abdü Menaf olduğu halde hadisi şe­rifte künyesi tekrarlanmıştır. Buhârî'nin Sahih'inde de: "Bu Ebû RuğaPin kabridir." hadisi şerifi rivayet edilerek münafıkların künyelendiğine işa­ret edilmiştir. Bunun benzerleri çoktur. Bunlar hakkında künye kullanıl­ması, daha önce izah ettiğimiz bazı şartlar bulunduğu zaman caizdir. Eğer şartlar bulunmazsa, isim üzerine bir ilâve yapılmaz. Nitekim Buharı ve Müslim'in Sahihlerinde rivayet ettik ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Rum Melik'ine şöyle mektup yazdı: "Allah'ın kulu ve Peygambe­ri Muhammed'den Hirakl'e..." Onu ismi ile andı ve künye kullanmadı, bir lâkabla da onu lâkablamadı. Rum Melik'i Kayser, demedi. Bunun ben­zerleri de çoktur. Biz, kâfirlere sert davranmakla emredildik. Onları kün-yelememiz, onlara yumuşak ifade kullanmamız, sözü gevşek tutmamız, onlara sevgi göstermemiz ve yakınlık beslememiz uygun, düşmez.


    Erkeği Falan Kadının Ve Falan Erkeğin Babası Diye Künyelemenin, Kadını Da Falan Eçkeğin Anası Ve

    Falan Kadının Anası Diye Künyelemenin Caizliği


    Bil ki, bunların hepsi ile künyelenmekte bir engel yoktur.
    Ashab toplululuğundan ibaret önceki mü'minlerden çok kimseler ve on­lardan sonra gelen tabiinden faziletli şahsiyetler "Falan hanımın babası" diye künyelenmişlerdir. Bunlardan biri de Osman İbni Affan'dır. (Radı­yallahu Anh). Onun üç künyesi vardır: Ebû Amr, Ebû Abdullah ve Ebû Leylâ. Bunlardan biri de Ebu'd-Derdâ'dır. Zevcesinin künyesi, Ümmü'd-Derdâ El-Kübrâ'dır. Sahabiyedir ve ismi Hayre'dir. Diğer zevcesinin kün­yesi Ürnrnü'd-Derdâ El-Suğra'dır. Bunun ismi ise Hüceyme'dir. Bu ka­dın kıymeti yüksek, fakıha, faziletli, çok akıllı ve üstünlüğü aşikâr biri idi. Tabi'îndi.
    Onlardan biri de Ebû Leylâ'dır. Abdurrahman İbni Ebû Leyla'nın babasıdır. Zevcesi Ümmü Leylâ'dır. Ebû Leylâ ile zevcesi sahâbidirler. Ebu Ümâme ve ashabdan çok kimseler de böyle künyelenenlerdendir.
    Ebû Reyhane, Ebû Rimse, Ebû Riyme, Ebû Amre Beşir İbni Amr ve Ebû Fâtıma El-Leylâ da bunlardandır. Ebû Fâtıma'nın adı Abdullah İb­ni Üneys olduğu söylenir. Ebû meryem el-Ezdî, Ebû Rukayye Temimu'd-Dâri, Ebû Kerimetü'l-Mikdam İbni Ma'di Yekrib ki, bunların hepse sa-hâbîdir.
    Tâbi'inden ise, Ebû Âişe Mesruk İbni Ecdâ' ve adları sayılamayacak kimseler vardır. El-Ensab kitabında Sem'ânî demiştir ki, Ebû Âişe'nin Mesruk (çalınmış) diye adlandırılmasının sebebi, küçükken onu bir ada­mın çalmış olmasındandır. Sonra çocuk bulundu da bu isim ona veril­miş. Sahih olan hadislerde Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Ebû Hüreyre'ye bu künyeyi verdiği sabit olmuştur.


    [1] Tirmizî. (Tirmizî demiştir ki, bu hadis hasendir.)

    [2] Ebü Dâvud. Tirmizî. Nesâî. tbni,Mâce. (Tirmizî demiştir: Bu hadis sahihdir, hasendir.)

    [3] Müslim.

    [4] Buharı. Müslim. Ebû Dâvud.

    [5] Buharı. Müslim.

    [6] Ebû Dâvud.

    [7] Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî.

    [8] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî.

    [9] Ebû Dâvud. Nesâî.

    [10] Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî.

    [11] Buhârî. Müslim. Ebü Dâvud. Tirmizî.

    [12] İbni Sünnî.

    [13] Ebû Dâvud. Nesâî. İbni Mâce.

    [14] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud.

    [15] İbni Sünnî.

    [16] İbni Sünnî.

    [17] İbni Sünnî.

    [18] Buhârî. Müslim.

    [19] Müslim.

    [20] Müslim.

    [21] Buhârî.

    [22] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud.

    [23] Ebû Dâvıud.

    [24] Ebû Dâvud. Nesâî. İbni Hibbân.

    [25] Buharı.

    [26] Kur'an-ı Kerîm, Hücurat Süresi: 11.

    [27] Buhârî.

    [28] Buhârî.

    [29] Buhâri. Müslim. Nesâî, fil-yevmi velleyleti.

    [30] Ebû Dâvud.

    [31] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî.

    [32] Kur'an-ı Kerim, Tebbet Süresi: 1

    [33] Buhârî. Müslim.
     

Sayfayı Paylaş