Cihan Aktaş, Şapka Kanunu'na muhalefet suçuyla asılan ilk kadının, Şalcı Bacı'nın ol

Konusu 'Konu Dışı Başlıklar' forumundadır ve ihvaniddin tarafından 9 Ocak 2010 başlatılmıştır.

  1. ihvaniddin

    ihvaniddin islamseli

    Katılım:
    13 Kasım 2009
    Mesajlar:
    509
    Beğenileri:
    1
    Kılık Kıyafet Kanunu ve İlk İdamlık Kadın
    Cihan Aktaş, İskilipli Atıf hocanın yanısıra İstiklal mahkemeleri'nce idama mahkum edilen ilk kadını gün yüzüne çıkarttı.
    [​IMG]


    Cihan Aktaş, Şapka Kanunu'na muhalefet suçuyla asılan ilk kadının, Şalcı Bacı'nın olayına ışık tuttu.


    Aktaş, İstiklal Mahkemeleri'nce İskilipli Atıf Hoca ve beraberindeki 25 alimin yanısıra Erzurum'da idama mahkum edilen Şalcı Bacı'ya dikkat çekti.
    Aktaş, Şalcı Bacı'nın idamında rol oynayan Tatar Hasan Paşa'nın Çetin Altan'ın dedesi Tatar Hasan Paşa olduğunu da vurguladı.

    Bir alim, bir bohçacı ve idam/Cihan Aktaş

    1987-88 yıllarında Tanzimat'tan Günümüze Kılık Kıyafet ve İktidar isimli kitabım için Beyazıt Kütüphanesi'nde araştırmalar yapmaya başladığımda, bir yerde konu İstiklal Mahkemeleri'ne geldi dayandı ve orada da karşıma dönemsel şiddetin rüzgârının darağacına sürüklediği iki isim çıktı: İskilipli Atıf Efendi ve Şalcı Bacı. Bu iki isim, biri ulemadan ünlü bir kişi, diğeri ise Erzurum çevresinde bohçacılık yaparak hayatını kazanan Şalcı Bacı, arka arkaya çıkartılan devrimlerin kabulü yönünde psikolojik bir ortam hazırlanmasının kurbanı olmuşlardır. Öyle ki âhlarını işitmek hâlâ mümkün, yazılı tarihin sunduğu kısıtlı satırların aralarında.

    İlki, bütün ömrünü ilim yoluna adamış ve ölüme de ilmiyle bütünleşen bir sebatla giden 1876 doğumlu bir âlim, ikincisi idamına götüren suçu nasıl işlediğine dair yeterince bilgiye sahip olamadığımız, ekmeğini kapı kapı dolaşarak çarşaf, havlu, yatak örtüsü, puşu, şal satışıyla kazanan bir Anadolu kadını. Bir medeniyetin birikimini taşıyan ilmi hükümsüz kılınmak istenen âlimle, geçimini şal satışına bağlamış kadın, aynı gerekçeyle idam sehpasına çekiliyorlar: Şapka Kanunu'na muhalefeti etkilemek.

    Atıf Efendi Şapka Kanunu çıkmadan önce başörtüsü konulu bir risale yazıyor ve bu risale İstanbul Maarif Müdürlüğü'yle Matbuat Umum Müdürlüğü'nün resmi neşir müsadesinin ardından, 1924'te basılılıyor. Şalcı Bacı ise, isminin gösterdiği gibi bohçası içinde herhalde şal, yani bir tür baş örtüsü de bulunduruyor. Bohçasıyla girdiği evlerde, avlularda şallarını sergilerken Şapka Kanunu hakkında ileri geri laflar etmiş olabilir mi, emin olamıyoruz.

    Şalcı Bacı'nın idamını, Nimet Arzık'ın bir kitabında okudum önce. Arzık bu hadiseyi duyduğunda çok etkilendiğini ve "Şalcı Bacı Asılmaya Gidiyordu" başlığını taşıyan bir hikaye yazdığını anlatır. Şapka Kanunu'na muhalefet suçuyla jandarmalar tarafından ite kaka götürülen kadıncağızın hali, yol üzerinde bu duruma tanık olan "donuklaşmış insanların içlerini kabartmıştır".

    Giresun havalisindeki Şapka Kanunu'na muhalefet iddiasıyla suçlanan tutukluların yargılanmasının ardından 22 Aralık 1925'te Karadeniz Vapuru'yla İstanbul'a gelen İstiklal Mahkemesi, İskilipli Atıf Efendi ve yanı sıra ulemadan 27 kişiyi (25 Kasım 1925'te çıkartılmış olan) Şapka Kanunu'na karşı gelenler üzerinde etkili oldukları gibi bir gerekçeyle tutukluyor ve yargılamaları başlatıyor. Savcı Necip Ali'nin Şapka Kanunu çıkarılmadan bir yılı aşkın bir süre önce yazdığı "Frenk mukallitliği ve Şapka" isimli risale nedeniyle üç seneden az olmamak üzere hapis ve küreğe koşulmasını talep etmesine karşılık, Atıf Efendi 4 Şubat 1926 tarihinde "şapka kanununa muhalefet' gibi bir suçlamayla idam ediliyor ve Mamak Mezarlığı'ndaki "kimsesizler" bölümüne defnediliyor. 1954'te bu mezarlıktaki kabirler Asri Mezarlık'a taşınırken, onun korkudan kimsenin sahip çıkmadığı kabri bulunduğu yerde kalıyor. .

    Atıf Efendi'nin mezarı, idamına tanık olan bir zabıt katibinin oğluna vasiyetinin ışığında, yedi yıllık bir araştırmadan sonra yenilerde tespit edilebildi. Adaletin rafa kaldırıldığı mahkemelerin açacağı mezar, ya topludur ya da kayıp.

    İstiklal Mahkamesi istatistiklerine göre, Şapka Kanunu'nun yürürlüğe sokulduğu iki buçuk ay içinde tam 57 kişi idam edilmiş, yüzlerce kişi de çeşitli hapis cezalarına çarptırılmışlardır. Darağacı yolunda şaşkınlık içinde, "Kadın şapka giye ki asıla!" diye soran bir bohçacının idamının, kadınlara şapka giyme yolunun hazırlanmasında fayda sağladığından söz edenler olur. Erzurum'da Vali ve Kumandan Paşa biraraya gelmiş, Şapka Kanunu'nun muhayyelelere dehşet salmak suretiyle kabulü için bir kadını asma gibi bir karara varmışlardır. Asılacak kadın, iki metre boyuyla, "izli" yüzüyle, yılan yılan incelmiş örgüleriyle, siyah puşusuyla ve bütün sabır felsefesiyle, Şalcı Bacı'dır. Ağzı laf yapan, bazen "bir kitaplık" laf eden bohçacı kadın, bir ihbarın kurbanı olmuştur.

    Şalcı Bacı'nın idamında rol oynayan Kumandan Paşa, Çetin Altan'ın dedesi Tatar Hasan Paşa'dır. Çetin Altan bu konuyu anlatırken, söz konusu kadının tarihimizde siyasal suçtan asılan ilk kadın olduğunun altını çiziyor. Şalcı Bacı'nın sehpaya çıkmadan önce "Ben bir hatun kişiyim. Şapka ile ne derdim ola ki!" dediğini aktaran Altan, "Ben o tarihte doğmamıştım. Çok ama çok sonradan öğrendim bunları. Ve inanın ince sızı gibi tatsız bir burukluk kaldı içimde", diyor.

    Yukarıda sözünü ettiğim kitabımı hazırladıktan sonra İskilipli Atıf Efendi'ye ve onunla aynı anlam dünyasını paylaşmanın mücadelesini veren başörtülü öğrencilere ithaf etmiştim. Şalcı Bacı hakkında ise bir roman yazmayı umuyordum. Geçen yıllar içinde Şalcı Bacı üzerine araştırmalar yapmayı, bunun için de öncelikle Erzurum'a giderek, idamının gerçekleştiği dönemin tanığı olan insanlarla konuşmayı hep istedim.

    Geçtiğimiz günlerde Atıf Efendi'nin kimsesizler mezarlığında unutulmaya terkedilen kabrinin bulunduğunu öğrendik. Şalcı Bacı'yı ve aynı şiddet fırtınasının kimsesiz kıldığı kabir sahiplerini aramak için bir fırsat olabilir bu. Tarihimizde siyasi suçtan asılan, hem de çok tuhaf bir suçlamayla, "Şapka Kanunu'na muhalefet suçuyla asılan ilk kadının, Şalcı Bacı'nın mezarı da ola ki bir kuytudan hatırlatır kendini.


    dunyabulteni
     
  2. redyellow

    redyellow New Member

    Katılım:
    29 Nisan 2009
    Mesajlar:
    17
    Beğenileri:
    0
    Teşekkürler alıntı için.
     
  3. Ziyaretci

    Ziyaretci Guest

    İSTİKLAL MAHKEMELERİ MAĞDURLARI
    İSTİKLAL MAHKEMELERİ MAĞDURLARI

    Erzurumlu Şeyh İbrahim Hakkı Efendi: İstiklal Mahkemeleri tarafından çıkarılan idam fermanını görmeden vefat eden şeyh efendiyi rivayete göre mahkeme heyeti mezardan cesedi çıkarıp astı ve tekrar gömdü.hazırlanan tutanak Ankara İstiklal mahkemelerine yollandı.

    İskilipli Atıf Hoca:Devrim kanunlarından olan şapka kanunu çıktıktan sonra yurdun dört bir yanında bu kanuna muhalefet ettikleri için yüzlerce insan hakkında idam kararı çıkmış ve bunlar infaz edilmiştir 25 Kasım 1925. Birçok insan vatanını terketmek zorunda kalmıştır.Rıza Nur hatıralarında "Şapka giymemek için varını yoğunu satıp Suriyeye hicret edenler oldu", der.Akifinde bu yüzden Mısır a gittiğini söyler. o dönem Takriri Sükun kanununa dayanılarak bir çok gazete ve dergi kapatılmış, pek çok tanınmış gazeteci tutuklanmış ve hapsedilmiştir. :Mesela Diyarbakır İstiklal Mahkemelerine çıkarılan bazı gazeteciler şunlardı: Eşref Edip, Ahmet Emin Yalman,Velid Ebuzziya, İsmail Muştak gibiler.Seyyid Tahir efendi,Tahirül Mevlevi, Ömer Rıza Doğrul,Hasan Basri Çantay başka tarafta derdest edilip mahkemeye çıkarılanlardan bazılarıydı.
    İşte bu dönemde İskilipli Hoca kanundan evvel çıkan bir kitabından -1924-dolayı mahkeme tarafından idam edilerek şehit edilmiştir 4 ŞUABAT 1926. MAhkeme heyeti tarihe 3 Aliler diye geçen kişilerdi. Ali Saip, kılıç Ali,Ali Çetinkaya tarafından. İdam edilmeden önce başına o şapkalardan biri geçirilecek ve alay edilecekti.BİR DÖNEM HALKI YANLARINA ÇEKMEK İÇİN "Yunan gavuru size şapka giydirecek" diyen kesim bugün Şapka giymeyenleri idam ediyordu. Milli şef döneminde ise ev aramaları daha genişleyecek Kuran ve Elifba dahi suç delili sayılacak ve evinde Kuran cüzü bulunduran insanlar cezalandırılacaktı. olaylar tıpkı kurtla kuzu hikayesinde olduğu gibiydi. sistem kendine muhalifleri bir bir yemeye kararlıydı.

    Şeyh Esad Erbilli: 1921 ve 1924 anayasasında yer alan "Devetin dini, Dini İslam'dır" maddesi kaldırılmıştı. 6-7 yıl içinde yapılan devrim kanunları 300 yılda yapılamayan değişiklikler yapmıştı.Bu icraatlara karşı çıkacak potansiyel güç de türlü usüllerle devre dışı bırakılmıştı.Bu icraatlara karşı çıkan gücün büyük ekseriyeti zaten çok önceleri Çanakkalede, Trablusgarpta,Hicazda, Yemende, Irakta şehit düşmüştü.Kalanlar Takriri Sükun ve İstiklal Mahkemeleri tarafından devre dışı bırakılmıştı.Yüzlerce Alim, Molla Şeyh ya sürgün edilmiş ya da darağaçlarında sallandırılmış, zindanı boylamıştı. Rejimin yine de içi rahat değildi.Tek parti CHP iktidarı vardı.Muhalif basın, muhalif parti yoktu.Halkın iktidara bakış nabzını ölçmek için bir muhalefet parti kuruldu. Böylelikle sisteme muhalif olan kesim tespit edilecek ve yine Gereken ders verilecekti.Serbest Cumhuriyet Fırkası SCF. Atatürkün talimatıyla kurulan bu parti ile CHP arasında Danışıklı bir kavga baŞladı. bu muhalefeti ciddiye alan halk burada kenetlenmeye başlayınca Parti başkanı dahi bu çoğunluktan korkup Partiyi kapatma kararı almıştır A.Fethi Okyar 17 kasım 1930. yapılan seçimlerde büyük çoğunluğu SCF almış ama Seçim "açık oy, gizli tasnif" usülüne göre yapıldığı için bir kaç yer dışında seçimi CHP nin kazandığı ilan edildi. bu birkaç yerden biri de Samsun ve Menemen di. Muhalefetin köküne kibrit suyu dökmenin zamanı gelmişti. ama operasyon için bir hadise gerekliydi.
    MENEMEN HADİSESİ: uygun yer bulunur, uygun adamlar seçilir.manisalı beş esrarkeş para karşılığı ayarlanır. Şeriat isteriz diye Hükemet konağına saldırılacak ve asker vurulacaktı. Olaydan habersiz Kubilay yakalanır ve başı kesilir 23 aralık 1930. yakalananlardan biri; Hani bize para vereceklerdi.Bu ne İş! der. Ve bu tür provakasyonlar daha sonra rejimin sık sık uygulayacağı taktiklerin başında gelecekti. yurdun dört bir yanından 105 insan toplanır.Şeyh, hoca, alim, din adamı, göze batan kim varsa topanır. bunlar arasında en dikkar çekici isimlerin başında Şeyh Esad Efendi, oğlu Mehmet Ali ve Abdülhakim Arvasi vardır.37 idam kararı verilir. Mehmet ali İdam edilir. Şeyh 87 yaşında yaşlı biri. Halkın tepkisinden dolayı idam edilmez ama hastanede zehirletilerek öldürülür.


    Süleyman Hİlmi Tunahan: öyle bir zamanki Kuran a bağlı olmak suç, Allah bile demek suçtu.Basın yayın organlarında Allah tan, peygamber den, İslamiyet den bahsetmek yasaktı.Ezan okyan hocalar sakallarından tutulup sürükleniyor, hapse atılıyordu.Kuran öğrenmek ve öğretmek suçtu.bulunanlar toplatılıp yakılıyordu.gizli gizli bodrum katlarında Kuran öğrenen veya öğretenler yakalandığında cezalandırılıyordu. Süleyman Hilmi efendi de defalarca gözaltına alınmış ve türlü türlü hakaretlere maruz kalmasına rağmen bu mücadelesinden vazgeçmeyen biriydi 1939-1944-1957.

    Bediüzzaman Said Nursi:31 Mart Hadisesinden sonra İstanbulda Düzinelerle darağacı kurulmuştu. ortada yine aynı senaryo vardı. Belli kesimden komiteler tarafından seçilen figürler "şeriat isteriz" diye halk ve rütbesiz askerleri bu sloganla sokağa döktüler.bu karışıklığı bastırmak üzere hareket ordusu istanbul a girdi ve Padişah hall edildi.Said Nursinin de yazı yazdığı gazete olan Volkan ın sahibi Derviş Vahdeti ve pek çok kişi idam sehpalarında asıldı. bu asılmalar bahçede yapılırken Said Nursinin içerde mahkemesi yapılıyordu. "Sende şeriat istemiştin! bak isteyenlerin sonu ne oldu diye ilk soru sorulmuştu. medresesinde 500 e yakın talebe okutan Üstad Bitliste ruslara karşı verdiği savaşta talebelerinin tümünü kaybetmişti. kalan 2 kişi ile Ruslara esir düşecekti. 1918 de Rusların elinden kaçıp istanbula gelen Üstad DARÜL HİKMETİL İSLAMİYE azalığına getirildi.1922 de ankaraya meclise davet edilen üstad oradaki havayı beğenmemiş, namazlarında gevşeklik gösteren vekiller hakkında on maddelik beyannameyi okumuştur1923. bu tavrından rahatsız olan komite aşı ile zehirletmeye çalışmış ama başarılı olamamıştır. eserlerini bastırdığı matbaanın sahibi olan trabzon mebusu Ali Şükrü Bey Atatürkün talimatı ile Topal Osman a boğdurularak şehit edilmiştir.

    Ali Şükrü Bey:

    Mustafa Sabri Efendi (1869-1954)
    İttihat ve Terakki Cemiyetine muhalif olup, Beyanü'l-Hak dergisinde baş yazarlık yaptı. Çok zor bir dönemde Şeyhülislamlık yaptı. 1922 yılından sonra Kahire'ye giderek yerleşti ve Camiü'l Ezher'de müderrislik yaptı. 1908 yılında Tokat Mebusu olarak meclise girdi. Cemiyet-i İlmiye-i İslâmiye'nin yayın organı olan "Beyanü'l-Hak" adlı derginin başyazarlığını yaptı. İkinci Meşrutiyetin ilanındaki katkı ve çabalarından dolayı İttihat ve Terakki Cemiyeti ile orduya teşekkür yazılarını kaleme aldı. Ancak, istibdada karşı yola çıkan yeni idarenin eski dönemi aratması ve muhalefete hayat hakkı tanımaması üzerine muhalifler safında yer aldı. Önce Ahali Fırkası ve daha sonra Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın kurucuları arasında yer aldı.1918 yılında tekrar siyasi hayatın içine girdi. Aynı yıl Darü'l-Hikmeti'l-İslâmiye azalığına seçildi. Bir yıl sonra Şeyhülislam oldu. Kısa bir süre sonra bu görevden ayrıldıysa da 1920 yılında tekrar bu göreve atandı. Ancak, kabine üyeleriyle anlaşamadığından bu görevi de kısa süreli oldu ve istifa etti.

    Mehmet Akif Ersoy (1873-1936)
    Mektep ve medreselerde öğretmenlik yaptı. 25 Ağustos 1918 tarihinde kurulan Darü'l-Hikmeti'l-İslamiye Cemiyetinin başkatipliğine atandı.Bu cemiyet, bir tür İslam Akademisi mahiyetinde idi. Üyeleri arasında, Bediüzzaman Said Nursi, Ahmed Cevdet, Hafız İsmail Hakkı, Muhammed Hamdi gibi, dönemin meşhur ilim ve fikir adamları yer aldı. Cemiyetin gayesi; Osmanlı ve İslam Aleminde ortaya çıkan dini meseleleri halletmek ve İslam'a yapılan hücum ve saldırılara cevap vermekti.Üyelerden birisi de Eşref Edip'tir. 1952 yılında kaleme aldığı makalesinde, "Üstadla tanışmamız kırk seneyi geçti. O zamanlar her gün idarehaneye gelir; Akifler, Naimler, Feridler, İzmirli'lerle birlikte tatlı tatlı müsahabelerde bulunurduk.İkinci Meşrutiyet Akif'in hayatında bir dönüm teşkil etmektedir. 1908 tarihinden itibaren şiirlerini Sırat-ı Müstakim dergisinde yayınlamaya başladı. Mondros Mütarekesi'nden (1918) sonra Balıkesir'e giderek, Milli Mücadeleyi teşvik edici hitabelerde bulundu. BMM'ne Burdur mebusu olarak katıldı. Ankara'da Taceddin Dergahında çalıştı. İstiklal Marşını yazdı. Meclisin taahhüt ettiği 500 lirayı orduya hediye ederek almadı. 1923'te Mısır'a gitti. Hastalanınca İstanbul'a döndü ve 27 Aralık 1936 Pazar akşamı, altmış üç yaşında hayata gözlerini yumdu.
     

Sayfayı Paylaş