Cemaatle Namazın Önemi

Konusu 'İslamda İbadetlerin Fazliletleri' forumundadır ve Oyuncu tarafından 10 Nisan 2010 başlatılmıştır.

  1. Oyuncu

    Oyuncu Active Member

    Katılım:
    21 Ocak 2009
    Mesajlar:
    6.259
    Beğenileri:
    1
    CEMAATLE NAMAZIN ÖNEMİ


    Beş vakit namazın cemâatle kılınması, erkekler için sünnet-i müekkededir. Hatta sabah namazının sünnetinden de kuvvetlidir ki, vacib derecesindedir.

    Cemaate gitme imkanı varken ve meşru bir mazeret yokken, cemaatin terki caiz değildir. Meşru mazeretler ise: hastalık, hasta bakıcılık, takatsizlik, yolculuk, korku, yoğun ilmî meşguliyet... gibi hususlardır. Bilhassa yakın yerde ezan okunuyorsa mutlaka cemaate gitmeye gayret göstermelidir.

    Cemaatle kılınan namazın sevabı, yalnız başına kılınan namazdan yirmibeş veya yirmiyedi derece fazladır. Yatsı ve sabah namazları cemaatle kılındığı zaman, o gece ibadetle geçirilmiş sevabı alınır.

    Cemaatle namaz, İslâm’ın çok önem verdiği vazifelerdendir. Terkinde ise, ağır kerahet ve sorumluluk vardır.

    Cemaatle farz namazlar kılınır. Teravih dışında nafile ve sünnetlerin cemaatle kılınması, Hanefîlere göre mekruhtur. (Şafiîlerde mekruh değildir). Cuma ve bayram namazlarının ise cemaatle kılınması şarttır.

    Kadınlar için cemaatle namaz, emredilmiş sünnet değildir. Fakat adabıyla katılırlarsa, bunun sevabına kavuşurlar. Kadınlar için daha faziletli olan, cami cemaatine çıkmak değil; namazları evde kılmaktır. Erkekler içinse sünnet olan, namazları cami cemaatiyle kılmaktır.

    Camiye gitme fırsatı bulamayan erkeklerin de, bulundukları yerde cemaat yapmaları esastır. Fakat mazeretsiz olarak cami cemaatini terkedip, evde veya iş yerinde cemaat yapmak mekruhtur. Bununla birlikte, camiler dışındaki cemaatler de, tek başına kılınan namazlardan üstündür.

    Cemaatle Namazı Terkedenler

    Birçok kimse, beş vakit namazı aksatmadığı halde, cemaat hususunda yersiz mazeretler ve çeşitli bahanelerle gevşek ve ihmalkâr davranıyor. Bu durum ise, nefis ve şeytanın önemli bir hilesi olarak kabul edilmeli; bir an önce bu gevşekliğe son verip cemaate devamda karar kılmalıdır. Müslüman erkeğe yakışan, kadınlar gibi namazlarını evde kılmak değil, cami cemaatiyle kılmaktır. Beş vakti cemaatle kılamayan, hiç olmazsa sabah ve yatsı namazlarını cemaatle kılmaya gayret etmelidir.

    Cemaati terkeden insanlar, zaman zaman namazlarını sünnet vaktinden mekruh vaktine geciktirir, hatta gaflet içinde namazı kaçırabilirler de... Namazı geçirmek ise gerçekten büyük günahtır. Hem çok zaman namaz tesbihatını ihmal ederek, sevabından mahrum kalırlar. En önemlisi de, asgari yirmibeş kat cemaat sevabından mahrumiyettir. Meşru mazeret olmadan cemaati terketme alışkanlığı münafıkların adetidir, müminlere yakışmaz!

    Sahabeden Abdullah İbn-i Mes’ud (R.A.) diyor ki: ”Kim yarın Allah’a müslüman olarak kavuşmak isterse, şu namazlara ezan okunan yerde (cemaatle kılmaya) devam etsin. Çünkü Allah Peygamberimiz (A.S.)’e hidayet sünnetlerini (yollarını) açmıştır. Cemaat namazları da hidayet sünnetlerindendir. Eğer cemaati terkedip namazı evinde kılan kimseler gibi, siz de namazları (camiye gelmeden) evlerinizde kılmaya devam ederseniz, Peygamberiniz’in sünnetini terketmiş olursunuz. Peygamberiniz’in sünnetini terkettiğinizde ise muhakkak sapıtırsınız... Yemin olsun ben öyle halimizi görmüşümdür ki, nifakı malum münafıktan -ve hastadan- başka bizden hiç kimse cemaati terketmiyordu.”
    Anlayana bu kadarı kâfi gelmelidir.

    Cemaatle İlgili Bazı Hususlar

    Haramlardan sakınmayan “fâsık” kimsenin ve iman dairesinden çıkmamış, fakat Ehl-i Sünnet itikadına uymayan sapık görüşlü “bid’atçı”nın imamlığı mekruhtur. Fakat imamlığı mekruh kimseyle kılınan namazda dahi cemaat sevabı kazanılır.

    İmamın abdestinin ve namazının bozukluğundan haberi olmayan cemaatin namazı tamamdır. Bundan kesin haberdar olunursa, namaz yeniden kılınır. Namazı abdestsiz kıldırdığını sonradan farkeden imamın, cemaati belirli kişilerse durumu onlara haber vermesi uygun olur. Fakat şahısları belirsiz, kalabalık bir cemaate bunu haber vermek gerekmez.

    Bir kimsenin, gerekli vasıfları taşıyan imamları kendisi beğenmediği için veya temelsiz şüphelere takılarak cemaati terketmeye hakkı yoktur. Ancak namaza engel olacak derecede imam ve cemaatin noksanlıklarına şahid ve vakıf olan, bu noksanlıkları gidermeye de imkan bulamayan kimsenin, daha uygun imamlarla cemaat yapması lazımdır. Cami ve cemaatlerde görülen hataların düzeltilmesi de, cemaatin devam ve disiplinine önem vermekle mümkündür.

    Camilerde lüzumsuz ve düzensiz hoparlör gürültüleri, cemaatin huzur ve ahengini kaçıran mekruh işlerdendir. Mikrofon açılacaksa, ancak büyük ve kalabalık camilerde, düşük ayarda açılmalıdır. Ezanlar da, mikrofonla olsa bile cami içinde değil, minare şerefesinden; hiç olmazsa minarenin bir bölümünden ve kıbleye karşı okunmalıdır.

    Cemaatten sonra eli göğse koyup selamlaşma ve “tekabbelallah” diye dualaşmalar, cemaat dağılırken toplu musafahalar bid’at ve mekruhtur.

    Camilerde namazlar sonunda, sağa sola tesbih fırlatmalar iyi olmuyor, huzur ve sükûneti bozuyor. Efdal olanı, tesbihatı parmak boğumlarıyla saymaktır. Bir de tesbih ve duaların cemaat halinde yapılması zorunlu değil, herkes kendiliğinden serbest de yapabilir.

    Kimler İmamlık Yapabilir?

    Bir kimsenin cemaate imam olup namaz kıldırabilmesi için, en azından aşağıdaki özellikleri taşıması gerekir:

    1- İtikadı düzgün müslüman olması
    2- Akıllı olması, deli veya sarhoş olmaması
    3- Ergenlik çağında, yani bâliğ olması. (Şafiîlerde şart değil.)
    4- Erkek olması. Kadın ve hünsa, erkeklere imam olamaz. Kadın kadına imamlık yapabilirse de mekruhtur.
    5- Namaz sahih olacak kadar Kur’an’dan ezbere yanlışsız okuyabilmek. Fatiha Suresi’yle en az üç ayet okumak vacibtir. (Şafiî mezhebinde, Fatiha ve Tehıyyatın doğru okunabilmesi, imam ve cemaat için farzdır.)
    6- Özür sahibi olmamak. Mesela abdest tutamayan, rükû ve secdeleri yapamayan özürlü kişi, kendi gibi özürlülere imam olabilirse de, özürsüz kimselere veya ondan farklı bir özrü bulunanlara imam olamaz. (Şafiîlere göre, abdest tutamayan özürlüler de özürsüzlere imam olabilir.)

    Bu zaruri şartlardan sonra, imamlığa daha lâyık kimseler de şunlardır:
    1- Namaz meselelerini daha iyi bilen,
    2- Sonra okuması daha güzel olan,
    3- Sonra haramlardan daha ziyade sakınan,
    4- Sonra yaşı daha büyük olan,
    5- Sonra ahlâkı daha güzel olan,
    6- Sonra da -sünnete uygun kıyafetiyle- kendisi daha güzel olandır.

    Bunlardan sonra da: Sesi daha güzel, rütbesi daha yüksek, elbisesi daha temiz ve düzenli, misafire görü mukim kimseler, imamlıkta tercih sebebidir. Fakat cami görevlisi ve hane sahibi, imamlıkta öncelik hakkına sahiptir.


    Yusuf Özcan
     

Sayfayı Paylaş