Ayet-el Kürsi Okunuşu ve Anlamı

Konusu 'Kur'an Arapça & Türkçe meal' forumundadır ve Magrip tarafından 3 Şubat 2009 başlatılmıştır.

  1. Magrip

    Magrip Hizmet Nimettir. Yönetici

    Katılım:
    11 Ocak 2008
    Mesajlar:
    20.430
    Beğenileri:
    1
    Ayet-el Kürsi Okunuşu ve Anlamı

    Allahü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm. Lâ te’huzühû sinetün ve lâ nevm. Lehû mâ fis-semâvâti vemâ fil erd. Menzellezî yeşfeu indehû illâ biiznihi. ya’lemü mâ beyne eydîhim vemâ halfehüm velâ yühîtûne bişey’in min ilmihî illâ bimâ şâe vesia kürsiyyühüssemâvâti vel erd. Velâ yeûdühü hıfzuhumâ ve hüvel aliyyül azîm.

    [​IMG]


    Allah… O’ndan başka İlah yoktur. Diridir, Kaimdir. O’nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. İzni olmaksızın O’nun Katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının dışında, O’nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar. O’nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların korunması O’na güç gelmez. O, pek Yücedir, pek büyüktür.
     
  2. Magrip

    Magrip Hizmet Nimettir. Yönetici

    Katılım:
    11 Ocak 2008
    Mesajlar:
    20.430
    Beğenileri:
    1
    Hadis-i Şerif’te Rasulü Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurdu:

    “Cibril bana geldi. Cinden bir ifrit sana tuzak kurmak istiyor. Yatağına girdiğin zaman Ayetel Kürsi’yi oku. Yani yatmadan evvel Ayetel Kürsi’yi oku.” dedi.”

    “Kim farz olan her namazın ardından Ayet’ül Kürsi okursa ondan sonraki namaza kadar mahfuz kalır.” Bu hadis sebebiyle her farz namazdan sonra ayetül kürsi okunur.

    “Kim sabah çıkınca Ayetül Kürsi ile Ha-mim tenzilül kitabi minellahil azizil
    alim suresinin evvelindeki iki ayeti okursa o gün akşama kadar (bela ve kazalardan) mahfuz kalır. Kim de akşama dahil olunca onları okursa o gece sabahlayıncaya kadar mahfuz olur.”

    “Uyurken ayetel kürsi okuyana şeytan yaklaşmaz.”
     
  3. Magrip

    Magrip Hizmet Nimettir. Yönetici

    Katılım:
    11 Ocak 2008
    Mesajlar:
    20.430
    Beğenileri:
    1
    AYETÜ’L-KÜRSİ

    Bakara suresinin ikiyüzellibeşinci ayeti. Ayette geçen kürsi tabirinden dolayı bu ismi almıştır. Kur’an-ı Kerim’in bütünü içinde ayrı bir fazileti olan bu ayet hakkında Resulullah’tan bazı hadisler nakledilmiştir.

    MUHAMMED b. İsa’dan nakledildiğine göre İbnü’l-Aska şöyle der:

    “Adamın biri Hz. Peygamber’e gelip Kur’an’ın en faziletli ayeti hangisidir?” diye sordu. Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: ALLAH’u Lailahe illa huve’l-Hayyu’l-Kayyum...” (Müslim). Başka bir hadiste de: “Kur’an’ın en faziletli ayeti Bakara suresindeki Ayetü’l-Kürsi’dir. Bu ayet bir evde okunduğu zaman şeytan oradan uzaklaşır” (Tirmizi).

    Resulullah (s.a.v.) bir defa Ka’b oğlu Ubey’e, ezberinde olan ayetlerden hangisinin daha yüce olduğunu sormuş, “ALLAH ve Resulu daha iyi bilir” cevabını alınca, soruyu tekrar etmiş, bunun üzerine Ubey bildiği en yüce ayetin “ALLAHu la ilahe illahüve’l-Hayyu’l-Kayyum” olduğunu söylemiştir. Resulullah (s.a.v.) aldığı cevaptan memnun olarak Ubey’in göğsüne vurarak “Ey Ebu Münzir! İlim sana kutlu olsun” buyurmuştur. (Ebu Davud) Ayrıca Hz. Peygamber (s.a.v.) “Ayetü’l-Kürsi Kur’an ayetlerinin şahıdır” buyurmuştur. (Tirmizi)

    Bu ayet-i kerimede Cenab-ı ALLAH’ın yüceliği, sıfatları, kainatta meydana gelen büyük olayların tamamen onun iradesi doğrultusunda vuku bulduğu, onun isteği ve izni olmadan hiç bir kimsenin başkasına şefaat edemeyeceği, O’nun kürsüsü, göklerde ve yerdekilerin ona ait olduğu hakkında bilgi verilmektedir. Meali şöyledir:

    “ALLAH (İbadete en layık olandır), O’ndan başka ilah yoktur. Diridir (ezeli ve ebedidir), Kayyumdur (yaratıkların bütün işlerini düzenleyicidir. Yaratmada, rızık vermede mahlükatın yegane sahip ve hakimi olup her şey onun sayesinde ayakta durur). O’nu ne bir uyuklama alır ne de uyku. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi onundur. O’nun izni olmaksızın yanında kim şefaat edebilir? O, (bütün yaratılmışların) önlerindekini (dünyadaki bütün yaptıkların, açıklayıp gizlediklerini), arkalarındakini (Ahirette olacak şeyi) bilir. O’nun ilminden, kendisinin dilediğinden başka hiçbir şeyi kavrayamazlar. O’nun kürsüsü (ilmi) gökleri ve yeri kuşatmıştır. Ve onların (göklerin ve yerin) korunması O’na ağır gelmez. O, çok yüce çok büyüktür.”

    Ahmed AĞIRAKÇA
     
  4. Magrip

    Magrip Hizmet Nimettir. Yönetici

    Katılım:
    11 Ocak 2008
    Mesajlar:
    20.430
    Beğenileri:
    1
    Kıymetli hocamız Ali KÜÇÜK'ün âyetel kürsî ile ilgili yorumundan bir bölüm:

    "O ALLAH�tır. Ondan başka İlah yoktur. O Hayy ve Kayyum'dur. Onu ne uyuklama (gaflet) ne de uyku tu*tar. Göklerde ve yerdekilerin hepsi O�nundur. O�nun izni olmadan huzurunda şefaat edecek kimmiş? O kullarının önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bilir. Onlar ise O�nun ilminden ancak O�nun dilediğinden başka bir şey kavrayamazlar. O�nun kürsüsü gökleri ve yeri kuşatmıştır. Onların korunması ona ağır gelmez. O yücedir, büyük*tür."



    İlâh, kendisine kulluk edilen varlık demektir. İlâh, kişinin boy*nun*daki ipin ucu elinde olan varlık demektir. İlâh, kişinin hatı*rını ka*zanmak için çırpındığı, arzularını gerçekleştirmek için can attığı, iti*razsız ve gönül rahatlığıyla isteklerini yerine getirdiği varlık demektir. İlâh, kişinin uğrunda seve seve malını ve canını fedâ ettiği varlık de*mektir. İlâh, kişinin hayat programını kendisi için ha*yat programı kabul ettiği varlık demektir.



    İnsan kul olmaya müsait yaratılmıştır. ALLAH herkesi do*ğuştan kul olmaya müsait yaratmıştır. Herkesi boynunda bir iple dünyaya ge*tirmiştir Rabbimiz. Yâni bir şeylere tapacaktır o. Ta*pınmaya hazır ya*ratılmıştır. İşte boynunda böyle bir iple dünyaya gelmiş ve tarihin de şehâdetiyle mutlaka bir şeylere tapınmak zo*runda kalmış olan bu in*san boynundaki bu ipin ucunu kimin eline vermişse ona kulluk ediyor demektir. Boynundaki ipin ucu kimin elindeyse o bu kişinin İlâhı de*mektir. Bu durumda insanları dört kademede görüyoruz:



    1-) Boynunda doğuştan getirdiği ipin ucunu ALLAH�a vererek: �Al ya Rabbi! Bu ipin de benim de sahibim sensin. Mademki beni boy*numda bir iple dünyaya getirdin. Yâni beni kulluğa mü*sait yarattın. Al öyleyse bu ipin sahibi sensin. Senin elinde dursun ve sen nereye çe*kersen ben o tarafa gideceğim. Ben sadece sana kulluk yapacağım. Sadece senin dediklerini dinleyecek, sa*dece senin seçimini seçim kabul edecek, sadece senin arzularını gerçekleştireceğim. Zira beni sen yarattın. Beni sen programladın. Benim bilgim kıttır, benim aklım sınırlıdır. Geçmişimi geleceğimi, hayrımı şerrimi, menfaatimi zararımı senin kadar bilemem.� diyerek iradesini ALLAH�a teslim eden kişiye Müslüman denir ve bu kişinin İlâhı ALLAH�tır.



    2-) İkinci tip insan boynundaki ipin ucunu ALLAH�a vermeye*rek kendi elinde tutmaya çalışan kişidir. Ben ALLAH filan tanımam. Ben din filan bilmem. Benim hiç bir şeye ihtiyacım yoktur. Benim aklım vardır, benim fikrim vardır, benim bilgim, benim keyfim var*dır. Ben bildiğimi yaparım. Ben keyfime göre bir hayat yaşarım diyerek boynundaki ipin ucunu elinde tutarak kendi kendisini İlâh*laştıran kimsedir.

    �Kendi hevâsını İlâh edinen kimseyi gördün mü?�

    (Furkân 43)



    Âyeti gereğince kendi hevâsını, havasını put*laş*tıran kişidir ki bu adam kâfirdir ve bu kişinin İlahı da kendisidir.



    3-) Üçüncüsü boynundaki ipin ucunu kendi gönlüyle, kendi arzu*suyla ALLAH�a vermiş, Kelime-i Tevhid okumuş, Kelime-i Şehâdet getirmiş, ama boynundaki ucunu ALLAH�a verdiği bu ipin yanı başına yine kendi arzusuyla bir ip daha bağlamış modaya vermiş, bir ip daha bağlamış âdetlere vermiş, bir ip daha bağlamış töre*lere vermiş, bir ip daha bağlamış çevreye vermiş, müdüre vermiş, amire vermiş, ka*nun-lara vermiş, yönetmenliklere vermiş, vermiş, vermiş.



    Yâni boynundaki ipleri çoğaltmışsa, hem ALLAH�ı hem de baş*kala*rını razı etmeye çalışıyorsa, hem ALLAH�ın götürdüğü yere hem de başkalarının götürdükleri yerlere gitmeye çalışıyorsa yâni arzuları, emirleri ALLAH�ınkilerle çatışan başkalarının arzularını da gerçek*leştir-meye çalışıyorsa işte bu kişinin adı da müşriktir ve ALLAH�la birlikte boynundaki ipleri dağıttığı varlıklar bu kişinin İlâhlarıdır.



    Evet bu adam boynundaki ipin ucunu önce ALLAH�a vermiş ama bu ipin yanı başına yeni yeni kulluk ipleri bağlayıp ALLAH�tan başka bi*rilerine de vermiş ve onların çektikleri yerlere gitmeye çalışan kişi*dir ki bunun adı da müş*riktir ve İlâhı da ipin ucu elinde olanlardır. Şeytanlara vermiştir onların kuludur, ağasına vermiştir onun kuludur, modaya vermiştir onun kulu*dur, âdetlere, törelere vermiş onların kuludur, çevreye vermiş çevre*nin kuludur, kapitalist sistemlere vermiştir onların kuludur, sosyal ha*yatta hıristiyan dünyanın kulu, ekonomik hayatta veya mesleki dünya*sında yahudi âleme vermiştir onların kuludur.



    Ama öyle ki bu boynundaki ipin ucunu ellerine verdiği kişi, ku*rum ya da varlıklar yâni onun İlahı ya da İlahları olan varlıklar çok güçlü, çok becerikli değillerse yâni onun hayatının tümünü dolduracak kadar güçlü değillerse, ya da hayatının tümü konu*sunda ona yol gösterecek kadar becerikli, bilgili değillerse bu se*fer bu adamlar yol gösterebildikleri kadarıyla o İlâhlarının kulu kö*lesi olurken onların ser*best bıraktığı, ya da gaflet edip doldurama*dıkları hayat birimlerinde de başkalarının kulu ve kölesi olurlar. Ama bu kişinin bir de hayatında din birimi vardır ki onda da Al*lah�ın kulu kölesi olur. Öteki İlâhlarının boş bıraktıkları doldurama*dıkları namaz gibi, oruç gibi, zekât gibi, zikir gibi hayat birimlerini de ALLAH�ın dinine göre doldururlar.
     
  5. Magrip

    Magrip Hizmet Nimettir. Yönetici

    Katılım:
    11 Ocak 2008
    Mesajlar:
    20.430
    Beğenileri:
    1
    İşte kim böyle ALLAH�la beraber birilerini de dinler, İlah ola*rak, söz sahibi olarak, hayatına karışıcı olarak ALLAH�tan başka bi*rilerinin varlığını da kabul ederse, bu iş sadece kendisi için ya*parsa Kaf sûre*sinin 26.âyetinde anlatıldığı gibi bu adam:

    � Ki o ALLAH�ın yanında, ALLAH�la beraber başka İlâh tutmuştur�

    (Kâf 26)



    Âyeti gereğince kendisine İlâh yapmış olur. Yâni ALLAH�la bera*ber başka İlâhlar bulmuş de*mektir. Yâni eğer bu adam boynuna ip ta*kıp da başka efendi*lere verme işini sadece kendisi için yapıyorsa böyledir.



    Ama eğer bu adam bu işi yalnız kendisi için değil de başkala*rı*nın boyunlarına da ipler takarak onları da ALLAH�tan baş*kalarının eline vermeye çalışıyorsa, yâni başka insanları da bu sahte İlâhların kulu kölesi yapmaya çalışıyorsa, yardım ediyor, teşvik ediyorsa o zaman Yâsîn sûresinin 74. âyetinde anlatıldığı gibi:

    �Tuttular da güya kendilerine yardım olunur ümi*diyle ALLAH dûnunda, ALLAH berisinde İlâhlar edindiler�

    (Yâsîn 74)



    Âyetinin delâletiyle min dünillah İlâh yapmış olur. Yâni Al*lah�-tan başka İlâhlar edinmiş demektir. Kendisi için ALLAH�tan başka İlâh edinmenin de ötesinde başkala*rını da ALLAH�tan başka İlâhlar edinmeye teşvik ediyor demektir. İdareciler, babalar, kocalar, analar veya eğiticiler, yöneticiler eğer insanlara her konuda İlâh olarak sa*dece ALLAH�ı tanıtıyorlarsa ta*mam bu tevhittir. Ama ALLAH�tan başkala*rını da dinlemelerini öğüt*lüyorlarsa, öğretiyorlarsa o zaman başkaları için de ALLAH�tan başka İlâhlar buluyor ve teşvik ediyor demektir. Ça*talı şöyle tut*malısın yavrum. Eteğini şöyle kaldırmalısın kızım. Bay*ramda şöyle hareket etmelisin hanım. Misafirlerin yanına çıkıp ellerini şöyle sıkmalısın. diyerek onların da ALLAH�tan başka İlâhları dinleme*sini sağlıyor demektir.



    4-) Dördüncüsü şirkle günahın arasını ayırmamız için bu da çok önemlidir Bir adam ki kendi rızasıyla boynunda Al*lah�a verdiği ipin yanına yeni yeni ipler takıp bunları başkalarına vermeden yana değil*dir, böyle bir şeye razı değildir. Ama zorla bi*rileri uzaktan kement atıp onun boynuna kulluk ipleri geçirmişse, yâni o istemediği halde zorla birileri onu köle konumuna düşür*müşler ve çektikleri yere götürmeye mecbur etmişlerse işte bu adamın adı da günahkârdır. Önceki kişiden farklıdır bu. Zira bu adam öncekisinden farklı olarak kendi arzusunun ve isteğinin dı*şında köle durumuna düşürülmüştür.



    Biz Hz. Yusuf�un Mısır paza*rında köle olarak satıldığını bili*yoruz. Bazen böyle istemediği halde, rızık endişesiyle, maaş korku*suyla, açlık tehdidiyle, ölüm korkusuyla, ya da şu anda olduğu gibi güçsüzlük psikolojisiyle güç*lülerin eline esir düşebilir.



    Veya bazen Müslümanlar cehaletleri sebebiyle, din konu*sun-da, İslâm konusunda, Kitap sünnet konusunda, kulluk konu*sunda bilgisizlikleri sebebiyle, bilgisiz bırakılmaları sebebiyle far*kında olma*dan, farkına varamadan boyunlarına birileri kement atıp onları köle*leştire-bilirler, birileri onları zulüm ağlarına takabilirler.



    O zaman da eğer bunun farkına varır varmaz Müslümanlar bu zulüm ağlarını delerek kurtuluşa kavuşabilmek için gecelerini gün*düzlerine katıp maldan ve candan geçercesine ciddi bir ciha*dın, ciddi bir çalışmanın içine girerlerse ALLAH�ın bunları affedeceği umulur. Ama ALLAH korusun günün birinde böyle bir hayattan razı oluverirlerse, yâni boyunlarındaki öteki iplerden rahatsız olmazlar ve yata giderlerse onlar da aynen berikiler gibi şirki sineye çekmiş müşriklerdir, zâlimler*dir.



    ALLAH, boyunlardaki ipin ucu yalnız kendi elinde olması gere*ken sadece kendisine kulluk yapılması gere*ken, sadece onun çektiği yöne gidilmesi ve arzuları gerçekleştiril*mesi gereken tek İlahtır, ken*disinden başka İlâh olmayandır.

    "O Hayy ve Kayyum'dur."
     
  6. Magrip

    Magrip Hizmet Nimettir. Yönetici

    Katılım:
    11 Ocak 2008
    Mesajlar:
    20.430
    Beğenileri:
    1
    Ayet-el kürsÎ’nin değeri ve kıymeti

    - Ebû Eyyûb el Ensarî (r.a.)’den rivâyete göre: “Ebû Eyyûb’un bir hurma deposu vardı. Cin veya şeytan türü birileri gelir ve o depodan hurma alırdı. Ebû Eyyûb durumu Peygamber (s.a.v.)’e şikayet etti. Rasûlullah (s.a.v.)’de şöyle buyurdu: “Git onu tekrar gördüğünde: “Bismillah peygambere icabet et” de buyurdu. Sonra Ebû Eyyûb onu yakaladı bir daha gelmeyeceğine söz verince bıraktı. Sonra Peygamber (s.a.v.)’e geldi. Rasûlullah (s.a.v.): “Esirin ne yaptı” diye sordu. Ebû Eyyûb: Bir daha dönmeyeceğine yemin etti dedi. Rasûlullah (s.a.v.): “Yalan söyledi, O yalan söylemeye alışıktır” dedi. Ebû Eyyûb o kişiyi bir daha yakaladı tekrar gelmeyeceğine yemin edince onu tekrar serbest bıraktı. Rasûlullah (s.a.v.)’e gelince; “Esirin ne yaptı” diye sordu. Ebû Eyyûb: Bir daha dönmemeye ikinci defa yemin etti, dedi. Rasûlullah (s.a.v.): “Yalan söyledi O yalan söylemeye alışıktır” buyurdu. Üçüncü sefer yakalayınca; bu sefer seni Rasûlullah (s.a.v.)’e götürmeden bırakmayacağım dedi. Bunun üzerine o kimse dedi ki: Sana bir şey öğreteceğim “Ayet-el Kürsî”yi evinde bunu oku ne şeytan ne de bir başkası sana yaklaşamaz. Ebû Eyyûb Peygamber (s.a.v.)’e geldi. Rasûlullah (s.a.v.): “Esirin ne yaptı” diye sordu. Ebû Eyyûb olup biteni haber verdi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.): “O doğru söylemiş, fakat aslında kendisi yalancıdır” buyurdu. (Müsned: 22488)


    Bu konuda Übey b. Ka’b’tan da hadis rivâyet edilmiştir.
     
  7. lal

    lal islamseli

    Katılım:
    17 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    4.677
    Beğenileri:
    0
    Rabbim ilmini arttırsın güzel kardeşim
    :a.r.o::a.r.o::a.r.o:
     
  8. Acizanekul

    Acizanekul islamseli

    Katılım:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    2.940
    Beğenileri:
    0
    :razi:

    Paylaşımve bilgiler için TEŞEKKÜRLER KARDEŞİM.
    Sağolasın.:papatya:
     
  9. Şeb-i Hicran

    Şeb-i Hicran sebil

    Katılım:
    20 Ağustos 2009
    Mesajlar:
    1.316
    Beğenileri:
    0
    Rabbim razı olsun...
     
  10. Magrip

    Magrip Hizmet Nimettir. Yönetici

    Katılım:
    11 Ocak 2008
    Mesajlar:
    20.430
    Beğenileri:
    1
    ecmain olsun inşallah kardeşlerim.
     
  11. buket1978

    buket1978 New Member

    Katılım:
    19 Ocak 2010
    Mesajlar:
    22
    Beğenileri:
    0
  12. shenke

    shenke New Member

    Katılım:
    21 Nisan 2009
    Mesajlar:
    8
    Beğenileri:
    0
    yüce Rabbimiz cümlemizden razi olsun :gül:
     

Sayfayı Paylaş