7.Haftanın Konusu: (Haremlik-Selamlık)

Konusu 'Haftanın Konusu' forumundadır ve Magrip tarafından 3 Temmuz 2009 başlatılmıştır.

  1. Magrip

    Magrip Hizmet Nimettir. Yönetici

    Katılım:
    11 Ocak 2008
    Mesajlar:
    20.430
    Beğenileri:
    1
    7.Haftanın Konusu: (Haremlik-Selamlık)

    Arkadaşlar bu hafta bir çoğumuzun ilgisini çekecek bir konuyu seçtik yönetim olarak. Mutlaka sizinde merak ettiğiniz sorularınızda vardır bu husuta. İnşallah sizlerinde katılımıyla bu HAFTA HAREMLİK ve SELAMLIK hakkında konuşacağız.

    Haremlik-Selamlık nedir?
    İslamda yeri var mıdır?
    Var ise nasıl uygulanır?
    Yok ise neden böyle bir kanı var dır?
    Bu gün uygulanması ne derece doğrudur?
    Yada uygulanabilme olasılığı var mıdır?
    Sizlerinde böyle sıkıntı çektiğiniz anı yada hatıralarınız var mı?
    Bazı toplantılarda yada düğünlerde yapılan kadın erkek ayrı oturması ne kadar doğrudur?
    Haremlik selamlık uygulaması gericilik mi?
    Bu bir örf mü yoksa islami bir yaşam tarzı mı?
    Neye ihtiyaca binaen ortaya çıkmıştır?
    Kur'an-ı Kerim yada Efendimiz Haremlik-Selamlık hakında ne buyurmaktadır?

    Acizanekul.


    Evet abimizin görüşleri bu şekilde idi inşallah bu soruların hepsinin cevabı

    hayırlı olsun inşallah . hep birlikte bulacağız Başlayalım.
     
  2. gizemli

    gizemli islamseli

    Katılım:
    9 Haziran 2007
    Mesajlar:
    8.456
    Beğenileri:
    0
    yine güzel bir konu seçilmiş...:zgd:

    haremlik-selamlık çok önemli bir konu...

    tabi günümüzde ne kadar uygulanıyo yada uyguluyoruz tartışılır...:whistle:

    bu soruların cevabını bende merak ediyorum...:cicek:öğrenicez inşaallah:P

    hadi bakalım bismillah:gül:
     
  3. Gûl-i Misbah

    Gûl-i Misbah Astemerya

    Katılım:
    18 Mart 2008
    Mesajlar:
    2.374
    Beğenileri:
    0
    :zgd::zgd::zgd:

    Büyüklerimizin cevaplarını bekliyoruz sabırsızlıkla inşaallah.:cicek:
     
  4. gullerderya

    gullerderya islamseli

    Katılım:
    3 Mart 2008
    Mesajlar:
    6.038
    Beğenileri:
    0
    Haremlik-Selamlık nedir?
    Harem yani girilmesi uygun görülmeyen yerdir...



    İslamda yeri var mıdır?

    İslamda yeri vardır Kadın ve erkek ilişkilerindeki sınırı Allah c.c. Kur'anı Kerim de şöyle buyurur:
    “Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir; iyiyi emreder kötülükten alıkorlar; namaz kılarlar, zekat verirler, Allah'a ve peygamberine itaat ederler. İşte Allah bunlara rahmet edecektir. Allah şüphesiz güçlüdür, hakimdir.” 9/ Tevbe 71

    “Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına, dışarı çıkarken üstlerine örtü almalarını söyle; bu, onların hür ve namuslu bilinmelerini ve bundan dolayı incitilmemelerini daha iyi sağlar. Allah bağışlar ve merhamet eder.” 33/ Ahzab 59

    “Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini bakılmasi yasak olandan çevirsinler, iffetlerini korusunlar. Süslerini, kendiliğinden görünen kısmı müstesna, açmasınlar. Baş örtülerini yakalarının üzerine salsınlar. Süslerini kocaları veya babaları ve kayınpederleri veya oğulları veya kocalarının oğulları veya kardeşleri veya erkek kardeşlerinin oğulları veya kızkardeşlerinin oğulları veya müslüman kadınları veya cariyeleri veya erkekliği kalmamış hizmetçiler, ya da kadınların mahrem yerlerini henüz anlamayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süslerin bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar. Ey inananlar! Saadete ermeniz için hepiniz tevbe ederek Allah'ın hükmüne dönün.” 24/ Nur 31

    “Ey inananlar! Allah'tan sakınırsanız, O size iyiyi kötüden ayırdedecek bir anlayış verir, kötülüklerinizi örter, sizi bağışlar. Allah büyük, bol nimet sahibidir.” 8/ Enfal 29



    “Şeytandan ne zaman kötü bir düşünce zihnini tırmalarsa, ALLAH'a sığın; O İşitendir, Bilendir.

    Korunup sakınanlar, kendilerine şeytandan bir görüntü/dürtü gelip dokunduğunda, hemen Allah'ı hatırlarlar. İşte o anda bir de bakmışsın ki basiretli insanlar oluvermişlerdir.” 7/ Ar’af 200-201





    “İnanan erkeklere, gözlerini sakınmalarını (kadınlara gözünü dikip bakmamalarını) ve iffetlerini korumalarını bildir. Bu, onlar için daha temiz bir davranıştır. Elbette ALLAH yaptıklarından haberdardır.” 24/Nur 30



    “Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini bakılmasi yasak olandan çevirsinler, iffetlerini korusunlar...

    "Gizledikleri süslerin bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar.”
    24 Nur 31

    “Ey peygamberin hanımları, siz herhangi bir kadın gibi değilsiniz. Takvalıysanız (Allaha karşı sorumluluk bilinciniz varsa) işveli konuşmayın ki kalbinde hastalık bulunan birileri size yönelmesin. Güzel ve normal biçimde konuşun.” 33/Ahzab 32



    “Andolsun, kadın onu (Yusuf’u) arzulamıştı. Eğer Rabbinin gerçeğe dikkat çeken delilini görmeseydi, o da onu arzulamıştı. Biz böylece ondan, kötülüğü ve fuhşu uzak tutuyorduk. Çünkü o, bizim samimi/seçkin kullarımızdandı.” 12/Yusuf 24

    “Adem oğulları, size, bedenimizi örtecek ve süsleyecek elbiseler hazırladık. Takva elbisesi ise daha hayırlıdır. Bunlar, ALLAH'ın işaretleridir, olur ki öğüt alırsınız.” 7/Ar’af 26

    Hadislerde ise şöyle geçmektedir:
    Halvet, yani birbirlerinin mahremi olmayan bir kadınla bir erkeğin başbaşa kalmaları ise, haramlığı kesin olan daha kötü bir davranıştır. Peygamberimiz böyle zamanlarda üçüncü kişinin mutlaka şeytan olacağını söylemiş ve inananların bundan sakınmalarını emretmiştiir. (Tirmizî, radâ' 10, fitne 7; Müsnerl 1/18, 26 NI/339, 446. )

    "Kayınbiraderler de mi Ey Allah'ın elçisi," diye soran sahabiye, "o zaten ötüm demektir!" cevabını vermiştir.
    (Tirmizî, radâ' 16; Dârimî, istizân 16; Müsned IV/149,153.

    Başka söze ne hacet bu yeterli sanırım....




    Var ise nasıl uygulanır?
    Vardı ve nasıl uygulanır bir kadın ile bir erkek bir yerde tek başlarına kalamazlar bunu biliyoruz şimd kadın her zman tesettürüne dikkat ederek bu emre itina ile bakmalıdır kadının erkeğe göre cazibeli oluşu ayetlerde de gecer ki ve bizler de bunun doğru olduğunu bliyoruz kadın gülüşüyle konuşmasıyla areketleriyle dikkatleri ceken bir yaratılışa sahiptir ki erkekte öyledir am kadın kadar değildir o yüzdendir ki kadının erkeklere karşı korunması emredilmiştir bu emir erkekler içinde gecerlidir kadın ve erkeklerin ayrı yerlerde oturulması dinimizde emredilmiştir Farz dır bakışların art niyetlerin şeytani duyguların tetiklenmesi acısından sakıncalı olduğu içindir kişi ne kadar temiz olursa olsn haremlik selamlık uygulanmayan ortamlarda bu günah kaçınılmazdır.
    Eğer ki haremlik selamlık ortamı kurulamıyorsa (günümüzde ne kadar da dışlanıyorsa da)kadının örtüsüne ve sözlerine dikkat etmesi lazım gelir...
    Mesela evde eğer ki hizmet edecek kişi yoksa bir kadının tesettürüne (tesettür mana itibariyle sadece örtü değildir her bir şeyi ile korunmaktır gerek kıyafet gerek konuşmasıyla) dikkat ederek hizmette bulunur
    (bu olayı da kendim yaşadığım için söylüyorum dinimiz kolaylık dinidir elhamdülillah)




    Yok ise neden böyle bir kanı var dır?
    Vardır eğer ki yok dersek Allah korusun Kur'an ayetini inkara sebebiyet veririz.


    Bu gün uygulanması ne derece doğrudur?
    Bugün değil her zaman vardı ve var olması da lazımdır zina unsuru taşıma gibi bir amelde bulunmamak için derecesi olamaz üstün mertebe uygulanması en doğru olanıdır inşallah temizim diye saftirik olmamak lazımdır çünkü yanında dolaşan insana düşman olan bir şeytan vardır...


    Yada uygulanabilme olasılığı var mıdır?
    Eğer ki bir insan bunu yapamıyorum diyorsa kendini kandırır başka bir şey demeyiz çünkü insan niyetlendi mi Allah o kişinin yolunu acar kolaylaştırır yeter ki niyetler halis olsun....Kişi nasıl namazı zekatı farz olarak görüyorsa emir olarak bunu yapmadığı süredede günah işlediğini nasıl algılıyorsa bu emirde aynısıdır...


    Sizlerinde böyle sıkıntı çektiğiniz anı yada hatıralarınız var mı?
    Bizlerin sıkıntı çekmesi çoktur ceveremizde haremlik selamlık uygulamsı olur ama bu emir olduğundan ziyade rahat oturmalar olsun diyedir yoksa haremlik selamlık adabında değildir adabında olsaydı erkeklerin ve kadınların tesettürlerne dikkat etmesi lazım gelirdi oda yoksa nasıl bir haremlik selamlık oluyor yaşanmıyor maalesef anılar hatıralar çok acı olarak eskiden eşim rahatsız değilken erkeklerin ortamına girmez konuşma yapmazdık amam kıyafette düzen yoktu şimdi ise kıyafet var malum hizmeti yapmak zorundayım Allah c.c. biliyor halimizi dikkate alıyoruz inşallah...


    Bazı toplantılarda yada düğünlerde yapılan kadın erkek ayrı oturması ne kadar doğrudur?
    Çok doğrudur yukarıdada değindiğim gibi bu emirden ziyade farklı bir oturum oluyor yapılması uygundur fitneye sebbeiyet vermeme acısından neden güzel olanı secilmesin ki bahce varken kim ne yapar bataklığı...


    Haremlik selamlık uygulaması gericilik mi?
    Asla bunu yaşamak istemeyen kesimlerde kendini kandırma teorisidir onalar göre doğru odur gerciliktir kişi yaşamak istemiyorsa ona muhakka bir kulp takar buda onların kendilerini ikna cabasıdır Allah şaşıranlardan kılmasın


    Bu bir örf mü yoksa islami bir yaşam tarzı mı?
    Örf olarak görenlerde hiç olmazsa gericilik diyenlerden daha iyi olsa gerek ama iSlami bir yaşam olarak görene hani ayette de diyor ya Takva elbisesi onu giymek ne güzeldir

    Neye ihtiyaca binaen ortaya çıkmıştır?
    İhtiyactan ziyede korunma amaçlıdır temiz bir hayat huzurlu bir yaşam gereğidir bir insan nasıl ki hastalıklardan korunmak için mesela boğazı ağrıyan bir insan soğuk suyu içtiğinde boğazın rahatsızlığından dolayı ölüme kadar bile gidebiliyorsa ve bu kişi kendini bu hastalık veya ölümden korumak için soğuk suyu içmiyorsa bu kendini korumaktır vucüdüna gine dağılan mikropları iltihapları defi içindir ki buda o kişinin daha güzel br yaam sağlıklı bir ortamda kalmasına sebebtir ki haremlik selamlıkta takva ca en güzel yapılandır ki amelleri saf temiz tutmaktır günahlar batağındaki pislikten korunmaktır...

    Kur'an-ı Kerim yada Efendimiz Haremlik-Selamlık hakında ne buyurmaktadır?

    Yukarıda değindik inşallah....

    soruları cevapladık inşallah bir daha nasip olursa buradayız inşallah...
     
  5. Acizanekul

    Acizanekul islamseli

    Katılım:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    2.940
    Beğenileri:
    0
    Güller ablamız gerçi gündüzleri pek bu aralar uğrayamıyorlarama ben yinede gecelerde okusun diye bir adet cevap gereken soru demetciği bırakayım kendisine.:uyyyy:
    Haa... birde sadece buırası acizanekul ve güller abla köşesi değil... Sizde görüşlerinizle, sorularınızla katılımda bulununuz. Emme basma tulumba gibi baş sallayıp geçmeyiniz...:hihi:
    Biliyorsanız niçin bilgilerinizi esirgersiniz ?
    Bilmiyorsanız, hiçmi sormak istediğiniz yok ?
    ŞAŞIYORUM VALLA...:neki:
    KATILIM BEKLİYORUM HANIMLAR BEYLER...:uyyyy:

    Misal güller ablanın yazdıklarını okuyanlardan biri olarak bu fakirin aklına şu soru geldi...
    EY GÜLLER ABLA ,VERDİĞİNİZ CEVAPLARLA KADININ ÖRTÜNMESİNE CEVAP VERMİŞSİNİZ GİBİME GELDİ. HAREMLİK SELAMLIKLA ALAKALI SÖYLEYECEĞİNİZ BAŞKA ÖRNEKLER YOK MU?:uyyyy:

    AYRICA BU HAREMLİK SELAMLIK SADECE BAYANLARA HAS MI BİR ŞEYDİR?

    DAHA DOĞRUSU HAREMLİK DEYİNCE GİRİLMESİ UYGUN OLMAYAN YERDENDİĞİNDE BİZ NE ANLIYACAĞIZ. CEVABI BU KADAR KISAMI OLMALI?:uyyyy:

    GİRLMESİ UYGUN OLMAYAN YER DENİLİNCE YATAK ODASI, KAPISI KAPALI ODALAR, YABANCI EVLER, TUVALETLER AKLA GELİYOR, BAŞKA YERLERDE VAR MI?:uyyyy:


    MİSAL, KADIN ÇARŞIDA, PAZARDA,BAKKALDA, MANAVDA YABANCI ERKEKLERLE ALIŞ VERİŞ YAPIYOR, AMA EVDE KAYNINDAN BİLE UZAK DURMASI GEREKİYOR, NEDEN ?

    YADA BU HAREMLİK NASIL BİR ŞEYDİR Kİ, AKLA KADININ SAKINMASI GEİLİYORDA; ERKEĞİN SAKINMASI GELMEZ!!!!!!:neki:

    YADA PEYGAMBERİMİZİN HAYATINDA HAREMLİK SELAMLIK UYGULANMASINA ÖRNEK VEREBİLİRMİSİNİZ?

    Tabiki bu sorular latife maksatlı hatta imalı güller ablamıza sorulmuştur. Çünkü, görüyoruz ki bir tek güller kardeşimiz olaya ehemmiyet verip önemsiyor... Halbu ki her kesin söyleyeceği bir gramda olsa bir şeyleri vardır. Fahrettin hocamız neden ortalıklarda görünmezler... Burada birçok imam arkadaşlar vardır, neden fikirlerini beyan etmezler? Yoksa bu konuyu önemsemezler mi? Halbuki bu konu hakkında ACAİP ÇARPIK DÜŞÜNENLER VARDIR. Aydınlatmak ve bu çarpık düşünceye düşmemeleri için söyleyecek birşeyleriniz yok mu?

    Misal Yaşar Nuri Öztürk denilen bir adam ve onun mudavimleri bu konuyu tamamen zırva olarak görüyorlar ve onların bu görüşlerini haklı gören bir çok insanımız var...

    HELE ŞU ETEKLERDEKİ TAŞLARINIZI BİR DÖKÜN BAKALIM...
    DÖKÜN Kİ DAHA NELER ÇIKACAK BAKALIM.:uyyyy:
     
  6. Acizanekul

    Acizanekul islamseli

    Katılım:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    2.940
    Beğenileri:
    0
    Bu arada GÜLLERDERYA ablamıza TEŞEKKÜR etmeyi unutmuşum. ÖZÜR DİLERİM ABLAM.

    ABLAM :arrow: :razi: VE ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM.
     
  7. lal

    lal islamseli

    Katılım:
    17 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    4.677
    Beğenileri:
    0
    MİSAL, KADIN ÇARŞIDA, PAZARDA,BAKKALDA, MANAVDA YABANCI ERKEKLERLE ALIŞ VERİŞ YAPIYOR, AMA EVDE KAYNINDAN BİLE UZAK DURMASI GEREKİYOR, NEDEN ?

    en basiti okuldan çağırıyorlar öğretmenle görüşmeye gidiyorsun yada abimizin dediği gibi alış verişe çıkıyorsun. bu nasıl olacak?ne kadar evimizde oturalım diye düşünürsek düşünelim bir şekilde hayatın içinde olmamız gerekiyor. haremlik selamlık olayını yada sakınma olayını bu alanlarda nasıl yaşayacağız?benim en merak ettiğim konu bu...açıklık getirirseniz çok memnun olurum. Rabbim razı ve hoşnut olsun
     
  8. teyze

    teyze islamseli

    Katılım:
    9 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    270
    Beğenileri:
    0
    Arapça bir kelime olan "Harem", girilmesi yasak olan yer, mukaddes ve muhterem olan şey demektir. Eskiden saray, konak ve evlerin kadınlara ait kısmına "Harem", erkeklere ait kısmına ise "Selâmlık" derlerdi. Kadınlar ayrı, erkekler ayrı yerlerde otururlardı. Bu uygulama örften ve âdetten değil, dinî ernirlerden kaynaklanırdi. Çünkü "Avret ve Örtü" bölümünde de gördüğümüz gibi, erkeklerin mahremi olmayan kadınlara, kadınların da mahremi olmayan erkeklere belli ölçüler dışında bakmaları câiz değildir. Buna göre aralarında birbirinin mahremi olmayan kadınlar ve erkekler bulunan insanlar, birbirlerini görmeyecek şekilde ayrı ayrı yerlerde oturacaklardır. Bu nefislere zor gelir ama, kalplerin ve duyguların selâmeti için daha elverişlıdır.

    Aslında haram olan, bir kadınla bir erkek başbaşa kalmadıktan sonra bir arada oturmak değil, birbirlerinin avret yerlerine bakmaktir. Buna göre; elleri ve yüzünden başka bir yeri açık olmayan kadınların, kendi erkekleri de yanlarında varken, erkeklerin bulunduğu mecliste oturmalarının ne zararı vardır? denebilir. Zararlarını saymadan önce biz aynı soruyu tersine çevirerek soralım: Ne yararı vardır? Öyleyse şimdi de zararlarını söyleyelim:

    Sadece Hanefi mezhebinde kadınların elleri ve yüzü avret değildir, ancak bu fitneye yani kötü bir düşünceye sebep olmamakla sınırlandırılmıştır. Eğer kem düşüncelere sebep olacaksa, onlara göre de kadın elini ve yüzünü kapatmak zorundadır. Ayrıca Kur`ân-ı Kerîm de kadınların seslerine de dikkat etmeleri, kadınlığını hatırlatacak biçimde kırıla döküle konuşmamaları emredilmiştir. (Ahzâb (33) 32.) Çünkü kadının çekici yönü erkekten fazladır. O sırf seşiyle bile bir erkeğin beynini döndürebilir. Gülüsleri, gamzeleri, egilip-bükülmesi, cinsel câzibe açısından özelliği olan yönlerindendir.

    Şimdi bir kadının sadece yüzü ve elleri açık olarak da olsa böyle bir mecliste oturduğunu düşünelim. Sesiyle ve davranışlarıyla mahremi olan erkeğin devamlı dikkatini çekecek ve sırf kalbinde de kalsa, şeytanla nefsin işbirliği yapmasına sebep olacaktır. Bu. yüzde bir ihtimalle de olsa onu, ileride nefsî arzulanın gerçelestirmenin planlarını yapmaya itecektir. Ya da ilk bakışta birşeyler düşünemediği yüzüne uzun zaman bakma imkânı bulunca, yine yüzde bir insan için de olsa kalbine bazı duygular uğrayıp uğrayıp geçecektir ve o takdirde yüz. Hanefîler için de avret olmuş olacaktır.

    Böyle söyleyenleri kalbi pis olmakla suçlayanlar çıkabılir. Onlann da haklı tarafları vardır. Ancak herkesin kendileri gibi temiz kalpli olacağını düşünmek de hatadır.

    Ancak avretini İslam`ın emrettiği şekilde örten, kadınsi konuşma ve gülümseyişlerine dikkat eden, normal bir ev elbisesi üzerine "cilbâb" sayılabilecek geniş ve süssüz başörtü gibi bir üslük atan kadının, fitne endişesi de yoksa, kocasıyla beraber olan misafirlerine edeple hizmet etmesinin câiz olduğu söylenmiştir.

    Halvet, yani birbirlerinin mahremi olmayan bir kadınla bir erkeğin başbaşa kalmaları ise, haramlığı kesin olan daha kötü bir davranıştır. Peygamberimiz böyle zamanlarda üçüncü kişinin mutlaka şeytan olacağını söylemiş ve inananların bundan sakınmalarını emretmiştiir. (Tirmizî, radâ` 10, fitne 7; Müsnerl 1/18, 26 NI/339, 446. )

    "Kayınbiraderler de mi Ey Allah`ın elçisi," diye soran sahabiye, "o zaten ötüm demektir!" cevabını vermiştir. (Tirmizî, radâ` 16; Dârimî, istizân 16; Müsned IV/149,153.) yanlarında başka erkek bulunmaksızın, bir erkeğin birden çok kadınla bir arada bulunmamasının da yasaklanan halvet türünden olduğunu söyleyenler vardır. (Kadızâde Efendi, Netâicül-efkâr N/122; Serahsî
    :razi:

    HAREMLİK VE SELÂMLIK`IN MENŞEİ

    Önce konumuzla çok yakından ilgili bir âyet-i kerime ve bazı hadisleri ele alacak, sonra da "Haremlik-Selâmlık" ın tarihi seyrine kısaca temas etmeye çalışacağız.

    Söz konusu âyet-i kerîme Rasûlüllah`ın Zeynep`le evlendiklerinde verdikleri ziyafet sırasında bazı sahâbîlerin oturma ve sohbeti sıkıntı verecek biçimde uzatmaları üzerine; onları ikaz için gelmiş bir âyet-i Kerimedir: "Ey mü`minler, size yemek için izin verilmeden ve vaktine de bakmaksızın Peygamberin hücrelerine girmeyin, ancak çağırılırsanız girin, yemeği yiyince de dağılıverin. Söz ve sohbet için de girmeyin. Gerçekte bu, peygambere eziyet vermekte ve o da sizden sıkılmaktadır; oysa Allah hak`tan sıkılmaz. Onlardan (peygamberin eşlerinden) bir şey isteyeceğiniz zaman, perde (hicap) arkasından isteyin. Bu sizin kalpleriniz için de, onların kalpleri için de dâha temizdir..."(K. Ahzab (33) 53)

    Buhâri`nin naklettiği habere göre, Ömer b. Hattâb`in : "Ey Allah`ın Rasulü, senin yanına iyiler de giriyor kötüler de Mü`minlerin annelerine "hicâb" emretseniz nasıl olur?" demesi üzerine bu âyet-i kerime indirildi.(Buhari, tefsir (Ahzâb) Enes b. Mâlik`in anlattığına göre: "Düğün yemeğine gelenler dağıldıktan sonra geldim ve "Ey Allah`ın Rasulü, gittiler." dedim. Hemen kalkıp odasına girdi. Ben de girmek üzere kalktım ama, önüme perde (hicap) çekiverdi de bu âyet indirildi."(Buhari, agy; Ibn Kesir VI/441) Kurtubi`nin ifadesine göre, söz konusu âyetin "nüzul sebebi" ile ilgili en sağlam rivâyetler bu ikisidir.(bk, Kurtubi, XIV/224) Âyette geçen "hicâb" kelimesi konumuz açısından anahtar kelimedir ve "Haremlik ve Selâmlık"ın anlaşılabilmesi için se mantık yönünden bu kavram üzerinde durmak gerekir:

    "Hicâb": Örtü, perde. "Hicablanmış kadın": Bir örtü ile perdelenen kadın. "Hicâbul-cevf`: Göğsü karından ayıran zar, diyafram. "Hicâb" : Kendisi ile gizlenilen her şey. Buna göre iki şeyi birbirinden ayıran her engel "hicâb" dır. Bir şeye mâni olan her şey onu "hicâblamış" demektir. Erkek kardeşlerin anneyi mirastan "hacb" etmesi de buradandır.(Ibn Manzûr, Lisânii`1-Arab (Hacb) md.) "Hacb" ve "Hicâb", ulaşmayı, kavuşmayı engellemektir. Vahyin geliş biçimlerini anlatan âyette "ya da hicâb arkasından (getir)"(K. Sura (42) 51) denir ki, konuşuların görülmeyeceği bir yerden demektir.( Ragib el-Isfehânî, el-Müfredât 108.) "Hacb" setr ve nihân eylemek, "Hicâb" isim olur, kendisiyle setr olacak perdeye denir."(Asim Efendi, Kâmûs, (hacb) md.) Ayrıca hadîslerde Güneşi perdeleyen ufuk, müşrik olarak çıktığı için mağfirete engel olan can, öbür âleme muttalî olmayı önleyen ölüm... gibi manalarda kullanıldığına bakılırsa(Ibnül-Esîr, en-Nihâye, I/340)"Hicâb" ın elbise gibi insana bitişik birşey olmadığı, insandan ayrı ve onun görülmesine tamamen engel olan bir hâil olduğu anlaşılır."Hicâb" a gerçi bazı müfessirler "setr", "tesettür" anlamı vermiş ve onu kadının örtünmesi karşılığında kullanmışlardır, ancak bu, kavramın ilk dönemlerdeki manası değildir.(krs. M. Mutahhari, Islâmda Tesettür 68-69) Sanıyorum buna gerek de yoktur. Çünkü kadının her yönüyle tesettürünü anlatan başka âyet-i kerimeler vardır (bk. K. Nûr (24) 31, 60; Ahzâb (33) 59) ve bunun da aynı anlamda algılanması tekrar demek olur. Zaten "setr" ve "tesettür" manasına gelmiş olsaydı, o takdirde kök anlamı (etimolojisi) gereği kadının tamamen örtünmesini, yani yüzüne de peçe kullanmasını farz kılmış olurdu. Gerçi kadının baştan ayağa avret olduğunu, yüzünü dahî kapatması, yani peçe kullanması gerektiğini söyleyen pek çok tefsirci ve fıkıhçı vardır ve bu konudaki delilleri de aksini söyleyenlere göre oldukça güçlüdür; ancak onlâr bu görüşe bu âyetle varmış değil, sadece bu âyeti de o görüşlerine destek olarak kullanmışlardır. Imdi, kadının yüzünün ve ellerinin, hattâ bazılanna göre ayaklarının avret olmadığını söyleyen hatırı sayılır sayıda fıkıhçı bulunduğuna göre, onlar bu âyeti "tesettür" ve "peçe" anlamında görmemişler demektir. Yani "hicâb" kadının bizzat üzerinde olup görülmesine mâni bir perde değil demektir.

    Sözkonusu âyeti ve nüzul sebebini anlatan hadîsleri tekrar gözden geçirirsek, konumuzla ilgili olarak su noktalar dikkatimizi çeker: Hz. Peygamberin "beytlerine", yani geceleme yerleri olan odalarına çagrılmadan girmemelidirler. Onun zevcelerinden bir şey isterlerse "hicâb" (perde) arkasından istemelidirler(Hz. Peygamberin zevcelerinden istenecek "metâ" dört şeyle izah edilmiştir: Âriyet (yani ödünç gereçler), herhangi bir hâcet, fetvâ ve Kur`an sahifeleri, (Ibnü`1-Arabî, Ahkâmü`1-Kur`an NI/158) Rasulüllah`ın yanına iyi-kötü, herkes girip çıkmaktadır. Enes b. Mâlik içeri girmek isteyince önüne perde çekılmıştir...

    Dikkat edilirse bütün bunlar, ev içi düzeniyle ilgili hususlardır. Yani: Kadının evdeki kiyafeti elbette dışardaki gibi değildir. Genellikle yabancı erkeklere görünemeyecek üst-başla dolaşır. O halde eve gelen yabancı erkeklerle evin kadın arasında bir engel (hicab, perde vb.) bulunmalı ve erkekler kadınlardan bir hacet isteyeceklerse bu engelin arkasından istemelidirler. Tabiatiyla bu tür bir hâcet perde arkasından isteniyor ve ihtiyaç halinde dahî bir araya gelinemiyorsa, ihtiyacın olmadığı zamanlarda kadınların yabancı erkeklerle, ev içi oturmaları tarzında bir arada olmaları bu âyetin isteğine aykırı olmuş olur. "Cilbâb", yani dış tesettürüne riâyet eden bir kadının, "halvet" olmamak kaydıyla, yabancı erkeklerin de bulunduğu mekânlara girmesinin câiz olmasıyla bu, farklı farklı şeyler olmalıdır. Tamamen yabancı bir edâ ile, geçici olarak bir arada bulunmakla, ev içi sohbetleri ve beraber oturmalar arasında elbette farklar bulunmalıdır. Çünkü sohbet ülfeti, ülfet de ilgiyi kolaylaştırır. Bu yüzden olmalıdır ki, Islâm`da komşunun hanımı ile zinâ, diğerlerinden çok daha büyük görülmüş, kayınlar gibi yakın-yabancıyla halvet "ölüm" sayılmıştır.Elmalılı, âyetin tefsirine çok kısa değinmiş olmakla beraber meseleyi bizim vaz`ettiğimiz biçimde açıklamıştır: "Artık onlara bir hicab: yani görülmelerine mani bir perde, bir siper arkasından sorun. Bundan böyle Harem farz kılınmıştır ki, o zamana kadar Arapta âdet değil idi".( Elmalıli Hamdi Yazır, VI/3921) Bedîüzzaman da aynı görüştedir Ayet-i kerime muktezâsınca irhâ-yı hicâb ile emrolundu ki , harem ile selâmlığı ayırmak demektir. (bk. Yeni Ansiklopedi "Tesettür" md.)

    Peki bu hüküm ya da uygulama sadece Rasulüllah`ın (s.a.s.) zevcelerine mi hastır yoksa bütün mü`min kadınlar için de istenmiş midir? Bu hükmün sadece Rasulüllah`ın (s.a.s.) zevcelerine has olduğunu söyleyenler yok değildir. Ancak adı geçen âyette böyle bir tahsîs, işaretle dahî olsa, yoktur. Hattâ hangi Ayette Rasulüllah`ın zevceleri zikredilerek bir hüküm bildirilmişse, o hüküm diğer bütün mü`min kadınlar için de geçerlidir. Bundan sadece onun zevcelerinin kendisinden sonra hiç kimse tarafından nikâhlanamayacağı hükmünü istisna edebiliriz ki, bunun da sebebi açıklanmıştır "Onun zevceleri mü`minlerin anneleridirler." (K. Ahzâb (33) Nitekim Kurtubî: "Bu hükme bütün kadınlar dahildirler.( Kurtubî, XIV/27) derken Cessâs da : "Bu hüküm her ne kadar özellikle Rasulüllah ve onun zevceleri hakkında inmişse de, manası onlara da başkalarına da şâmildir. Çünkü biz Allah`ın (c.c.) sadece ona has kıldıkları dışında Rasulüllah`a uymak ve onu örnek edinmekle memuruz". demiştir.(Cessâs, V/249)
     
  9. lal

    lal islamseli

    Katılım:
    17 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    4.677
    Beğenileri:
    0
  10. gullerderya

    gullerderya islamseli

    Katılım:
    3 Mart 2008
    Mesajlar:
    6.038
    Beğenileri:
    0

    Dökmüyorlar kiii çıkacak birşeyletr muhakk vardır yoksa sizler haremlik selamlık yapmıyor musunuz? yapıyorsanız nasıl yapıyorsunuz?
     
  11. Acizanekul

    Acizanekul islamseli

    Katılım:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    2.940
    Beğenileri:
    0
    Maşallah....:zgd:
    Güllerderya kardeşe birde teyze katılmış...:uyyyy:
    Desenize hapı yuttuk....:hihi:
    Yahu kardeşim sizin işiniz gücünüz yokmu bu kadar uzun uzadiye yazıyorsunuz...:lolll::lolll::lolll:
    Şimdi biz amca kızlarımızdan, hala kızlarımızdan uzak durup onlarla sarmaş dolaş olup bayramlaşma bilemi yapamıyacağız...
    Olmaz ki bukadar da...:icon_frown:
    Yani kafamızı kuma mı sokalım....:shocked2:
    Nefes almasak daha iyi...:shock:
    KALBİMİZİ TEMİZ TUTSAK OLMAZ MI?:neki:
    YADA CÜNEYT ARKIN GİBİ ARAMIZA KILIÇ KOYSAK MESELA...:uyyyy:

    TEYZEM TEŞEKKÜRLER.
    :razi:
     
  12. gullerderya

    gullerderya islamseli

    Katılım:
    3 Mart 2008
    Mesajlar:
    6.038
    Beğenileri:
    0

    Tamam bundan sonra yazmıyorum sizinde bizim yanımızda kalır yanınız yok yani protesto ediyorum artık yazmıyorum...


    Küstümmmm
     
  13. Acizanekul

    Acizanekul islamseli

    Katılım:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    2.940
    Beğenileri:
    0
    Estağfirullah ablam...
    Şaka bir yana bu konu aslında günlük yaşantımıza direkt etkisi olan bir durum. Dolayısıyla önem ve ehemmiyet arz ediyor. Bunun içinde okuyanlar sıkıntı çekmesin ve muhabbet oluşsun niyeti taşımaktayım. Yoksa bir art niyetimiz yoktur.

    İnsanımız ne hikmetse kopyala bas metodunu seçiyor. Konuyu okumak sıkıcı geliyor. Şimdi bu konu hakkında söylenecekler bu kadar mı? Bakınız ben bu konu hakkında sadece kendimin şahit olduğu en az 3-5 hikaye yazarım buraya...
    Şimdi bu konu önemli değil mi?
    Bir çok günaha dalıyorsak bunun en büyük nedenlerden biride HAREMLİK-SELAMLIK olaylarına dikkat etmememiz olmuştur.
    Hikayeler geçmeden isterseniz bende konuya ciddi yazılarla giriş yapayım bari...
    Sanırım bağışlarsınız....:uyyyy:
    Ben şahsım elimden geldiğince Haremlik Selamlığa dikkat ederim.
    Misal:MAHREM HANIM ELİ TUTMAM.
    Bu dahi bir ölçüde haremlik ve selamlıkla alakalı değil mi ablam...:uyyyy:

    Burada bir cahal siz ve ben varız. Birde lal ile teyzem var. Biz kendi aramızda yazalım baride bu işi öğrenelim inşallah.:D
     
  14. lal

    lal islamseli

    Katılım:
    17 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    4.677
    Beğenileri:
    0
    Burada bir cahal siz ve ben varız. Birde lal ile teyzem var. Biz kendi aramızda yazalım baride bu işi öğrenelim inşallah.:D

    cahilliğmi kabul ediyorum abim.uygulamak istediğim hayatı uygulayamamak benim derdim. eve misafir geliyor hizmetini görmem gerekiyor zira eşim sofra kurup çay ikram edemez.alışverişe çıkmak zorunda kalıyorum. çocuğun okulundan çağırıyorlar gitmek zorundasın. çocuğu parka çıkarıyorsun her şey bir yana telefon geliyor tanıdığın yada tanımadığın bir kişiye sesini duyuruyorsun.... elbette bunları uygularken tesettür ölçülerinde davranıyoruz ama bunun hükmü nedir ben bunu merak ediyorum....kırıtmadan ağır ve vakarlı konuşun hükmüne göre içim rahat ama haremlik selamlık olayına koyarsam kefe dolmuyor....cahillliğmi mazur görün ve beni bilgilendirin lütfen ki içim mutmain olsun. Rabbim razı olsun inşaallah...
     
  15. Acizanekul

    Acizanekul islamseli

    Katılım:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    2.940
    Beğenileri:
    0
    İHTİLÂT

    Birkaç şeyin birbirine karışması. Erkek ve kadınların birbirine karışması, beraber oturup haşır neşir olması.

    İslâm dini yabancı kadın ve erkek ihtilâtını, onların ölçüsüz bir şekilde birbirleriyle haşir neşir olmalarını tasvip etmemiş, pratik hayatta aralarında daima bir mesafe bırakmış ve aralarındaki ilişkilerin belli bir ölçü ve disiplin içerisinde olmasını emretmiştir. Çünkü onların ihtilâtından çeşitli kötülükler, hatta aile ve toplum hayatını çökerten zina gibi büyük günahlar da doğabilir. İslâm dini ise prensip olarak kötülükleri yasak ettiği gibi, ön tedbir olarak kötülüğe vesile olan ve onu tahrik eden durum ve davranışları da yasaklamış ve böylece insanla kötülük arasına bir mesafe koyarak kötülük yollarını tıkamıştır.

    Peygamber efendimiz "Kadınların fitnesinden korkun, çünkü İsrailoğullarının ilk fitnesi kadınlardan olmuştur" (Müslim, Zikr, 99) şeklindeki sözleriyle ümmetini kadın fitnesine karşı uyarırken; yabancı kadına bakmanın (nazar) göz zinası ve haram olduğunu ifade etmiş (Buhâri, İsti'zan 12) kadınla erkeğin başbaşa kalmasını (halvet) ve kadının mahremsiz olarak yolculuk yapmasını yasaklamıştır (Buhârî, Nikah, 111).

    Kadın ve erkeğin ihtilâtı durumunda haram nazarın kaçınılmaz olacağı muhakkaktır. Bunun hükmünü ve ölçüsünü tesbit bakımından şu hadis-i şerif son derece dikkat çekicidir: "Ümmü Seleme der ki: Biz Meymune ile beraber Resulullah (s.a.s)'in yanında iken Abdullah b. Ummi Mektum gelerek onun yanına girdi. Bu hadise bize örtünme emri geldikten sonra idi. Resulullah (s.a.s): "ondan örtünün (gizlenin)" dedi. Bunun üzerine "Ya Resulullah! O a'ma değil midir? Bizi görmez ve tanıyamaz?" dedim. Resul-i Ekrem (s.a.s) "Siz ikiniz de mi körsünüz siz onu görmüyor musunuz?" dedi (Tirmizi, Edeb, 63).

    İslâm dininde cuma namazına ve camide cemaatla kılman namaza son derece önem verildiği halde erkek ve kadın ihtilâtını önlemek için Resulullah (s.a.s) kadınları bu namazlardan muaf tutmuş ve onlar için evde namaz kılmanın camide kılmaktan daha faziletli olduğunu bildirmiştir. "Kadınların en hayırlı mescidleri evlerinin köşesidir" (Ahmed b. Hanbel, VI, 297).

    Hz. Âîşe, Emeviler döneminde kadın ve erkeklerin karıştığını görünce şöyle dedi. "Resulullah (s.a.s), kadınların böyle yaptığını görseydi, tıpkı israiloğulları kadınlarının camiden men edildiği gibi, onları camiden alıkoyardı" (Buhârî, ezân, 163).

    Mescid-i Nebevî'de kadınlara has bir kapı vardı. Hz. Ömer kadın ve erkek ihtilâtını önlemek için kendi döneminde erkeklerin bu kapıdan girmelerini yasak etmişti.

    Peygamber Efendimiz camiye gelmek isteyen kadınları engellememiş ve engellenmemesini emretmiştir (Buhârı, Ezân, 165). Ancak camide namaz kılmaya gelen kadınlar erkeklerle karışık değil onların arkasında saf tutarlar ve namazdan sonra erkeklerle ihtilât etmesinler diye Hz. Peygamber (s.a.s) selam verince ayağa kalkmadan önce bir miktar yerinde durur, kadınlar kalkıp gittikten sonra kalkar ve erkekler de ondan sonra kalkarlardı (Buhârî, Ezân, 162).

    Kadınlar, bayram namazlarına gelirlerdi. Ancak musallada onların yerleri ayrı idi ve Peygamber Efendimiz erkeklerin hutbesini bitirdikten sonra yanlarına gelip onlara nasihat ederdi (Buhârî, İ'deyn, 7).

    Hz. Peygamber (s.a.s) bir gün camiden çıkarken, erkek ve kadınların birbirine karıştığını görünce, kadınlara seslenerek: "çekilin! Yolun ortasında gitmeye hakkınız yoktur, yolun kenarlarında yürüyün" dedi. Bunun üzerine kadınlar duvara bitişik yürümeye başladılar öyle ki elbiseleri duvara takılıyordu (Ebû Davud, Edeb, 179).

    Ukbe b. Âmir (r.a) der ki: Hz. Peygamber (s.a.s) "Sakın (yabancı) kadınların yanına girmeyin" buyurdular. Ensardan bir adam "ya Resulullah! Kocanın akrabaları hakkında ne dersiniz? Diye sorunca Hz. Peygamber (s.a.s) "kocanın akrabaları ölümdür (yani onlar daha da tehlikelidir)" buyurdular (Ahmed b. Hanbel, IV, 149).

    İşte bütün bunlar, birbirine yabancı erkek ve kadınlardan oluşan meclislerin, sohbetlerin, beraber oturup haşir neşir olmanın, İslam'ın ruhu ve karakteriyle bağdaşmadığını göstermektedir. Erkek ve kadınların ibadet yerlerinde dahi birbirine karışmasına müsaade etmeyen bir dinin, onları başka yerlerde, başka meclis ve sohbet mahallerinde gelişigüzel beraber olmalarına, birbiriyle içli dışlı olup ülfet peyda etmelerine müsaade etmesi düşünülemez (bk. Mevdudî, Tefsiru Sure-i'n-Nûr, s. 141-176).

    Ancak şu var ki fitneden emin olunduğu yerde ve ihtiyaç durumunda İslâm; tesettüre ve kurallara riayet etmek kaydiyle kadının yabancı erkeklere yardım etmesinde ve eve gelen misafir erkeklere hizmet etmesinde bir sakınca görülmeyebilir. Nitekim ashâb-ı kirâmdan Ebû Useyd evlenirken düğünde Hz. Peygamber ve bazı dostlarını davet etmiş fakat onlar için bir şey hazırlayıp ikram etmemişti. Ancak gelin (eşi) Ümmü Useyd geceden bir taş kabın içinde hurma ıslatmış, Hz. Peygamber yemeğini bitirince bunları sulandırmış (şerbet yapmış) ve Hz. Peygamber (s.a.s) ile misafirlere ikram etmişti (Buhârî, Nikâh, 77).

    Muavviz'in kızı Rubayyi'de der ki; Biz Hz. Peygamber (s.a.s) ile birlikte savaşa çıkardık ve askere hizmet edip onlara su içiriyor ve yaralıları tedavi edip ölüleri (şehitleri) Medine'ye getiriyorduk (Buhârî, Cihâd, 68).

    Her ne olursa olsun erkek kadın münasebetlerinde ihtiyat ve tedbir yolunu takip etmek gerekir. İslâm'ın ruhuna uygun haremlik selamlık gibi güzel geleneklerimiz varken bir müslümanın sırf Batı toplumunu taklid edeyim diye Peygamberimizin yolunu ve bu gelenekleri terk etmesi büyük bir vebal ve sorumsuzluktur.

    ABDÜLKERİM ÜNALAN
     
  16. lal

    lal islamseli

    Katılım:
    17 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    4.677
    Beğenileri:
    0
    Ancak şu var ki fitneden emin olunduğu yerde ve ihtiyaç durumunda İslâm; tesettüre ve kurallara riayet etmek kaydiyle kadının yabancı erkeklere yardım etmesinde ve eve gelen misafir erkeklere hizmet etmesinde bir sakınca görülmeyebilir. Nitekim ashâb-ı kirâmdan Ebû Useyd evlenirken düğünde Hz. Peygamber ve bazı dostlarını davet etmiş fakat onlar için bir şey hazırlayıp ikram etmemişti. Ancak gelin (eşi) Ümmü Useyd geceden bir taş kabın içinde hurma ıslatmış, Hz. Peygamber yemeğini bitirince bunları sulandırmış (şerbet yapmış) ve Hz. Peygamber (s.a.s) ile misafirlere ikram etmişti (Buhârî, Nikâh, 77).

    Muavviz'in kızı Rubayyi'de der ki; Biz Hz. Peygamber (s.a.s) ile birlikte savaşa çıkardık ve askere hizmet edip onlara su içiriyor ve yaralıları tedavi edip ölüleri (şehitleri) Medine'ye getiriyorduk (Buhârî, Cihâd, 68).

    Her ne olursa olsun erkek kadın münasebetlerinde ihtiyat ve tedbir yolunu takip etmek gerekir. İslâm'ın ruhuna uygun haremlik selamlık gibi güzel geleneklerimiz varken bir müslümanın sırf Batı toplumunu taklid edeyim diye Peygamberimizin yolunu ve bu gelenekleri terk etmesi büyük bir vebal ve sorumsuzluktur.
    :razi::razi:
     
  17. Acizanekul

    Acizanekul islamseli

    Katılım:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    2.940
    Beğenileri:
    0
    Soru
    Birileri güya müslümanlık adına nerden nasıl çıktığı bilinmeyen haremlik selamlık uygulamalarını bu toplumun içerisine sokmaya çalışıyor. kadını erkeğe yaklaştırmıyor,çünkü bu zihniyete göre kadın evlide olsa yabancı erkeğe göz kırpabilir kucağına atlayabilir; yine erkeği kadından uzaklaştırıyor çünkü onlara göre erkek evlide olsa yabancı kadınları kucağına alma girişiminde bulunabilir. hocam böyle sakat saçma aptalça çağdışı düşünceler yüce dinimizle nasıl bağdaştırılabilir.



    Cevabımız

    Değerli Kardeşimiz;


    Haremlik selamlık İslam’ın bir emri değildir. Uzun süren oturmalarda ve sohbetlerde, rahat olabilmek ve hoş olmayan davranışlardan korunmak için, özellikle Osmanlı döneminde alınmış bir tedbir ve tercihtir. Doğrusu İslam ahlakı açısından fena da değildir, tercihe şayandır. Ancak bunu İslam’ın bir emri gibi görüp, kadınla erkeğin bir arada bulunamayacağını söylemek ve bunu dinin bir vazgeçilmezi kabul etmek doğru değildir.


    İslam’ın kadından da erkekten de istediği bir örtünme/tesettür tarzı vardır, her iki taraf da bunun esas şartlarını yerine getirdikten sonra, halvet, gibi, ten teması gibi, laubalilik gibi diğer mahzurlar da bulunmadıktan sora bir mekânda olmalarının şerî bir engeli yoktur. Mesela, oturup beraber yemek yiyebilirler.
    (Prof.Dr. Faruk Beşer)
     
  18. lal

    lal islamseli

    Katılım:
    17 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    4.677
    Beğenileri:
    0
    KADIN HAKLARI VE HAREMLİK-SELAMLIK ANLAYIŞI [​IMG] [​IMG] [​IMG] Soru: "Türkiye'de resmi ideolojiyi savunan profesörler; kadın-erkek eşitliğini ve kadın haklarını cumhuriyetin getirdiğini iddia ediyorlar. Bir radyo programında, bu konu ile ilgili olarak şu tez ileri sürüldü: 'Osmanlı döneminde, kadın-erkek eşitliği kabul edilmemiştir. Hatta kadınları sosyal hayattan uzaklaştırabilmek için; Kur'an-ı Kerim'de olmamasına rağmen, haremlik-selamlık icad edilmiştir.' (...) Bu iddiayı ortaya atan bayan; İsmail Hakkı Uzunçarşılı'nın (...) isimli eserinden, konu ile ilgili bazı nakillerde bulundu. Programa katılan (...) isimli Müslüman yazar, Seyyid Kutub'un 'İslam-Kapitalizm uyuşmazlığı' isimli eserinde, haremlik-selamlığın reddedildiğini söyledi. (...) İslam fıkhında; kadın ve erkek birbirine eşit midir? Mahrem ve namahrem anlayışında ölçü nedir? Haremlik-selamlık tatbikatı ve bununla ilgili hükümler; Kur'an-ı Kerim'de ve sünnette yok mudur?"
    CEVAP: Önce "İslam fıkhında; kadın ve erkek birbirine eşit midir?" sualinize cevap vermeye gayret edelim. Bir kimsenin; dünyaya gelirken, kendi cinsiyetini seçme hakkı ve hürriyeti yoktur. Dilediğine kız, dilediğine erkek çocuk veren Allahu Teala (cc)'dır. Ayrıca Resul-i Ekrem (sav), erkeği ve kadınıyla bütün beşeriyetin peygamberidir.(1) Kur'an-ı Kerim'de kadın ve erkek cinsi için "en-nas" (insanlar) denilmiştir. Şerefli bir varlık ve yeryüzünde Allahu Teala (cc)'nın halifesi olan insanoğlu; (en-nas) bir hikmete mebni olarak, kadın ve erkek cinsine ayrılmıştır.Her iki cins de Allahu Teala (cc)'ya ihlasla ibadet etmekle vazifelidir. Zahiri ulemasından İbn-i Hazm, "Resul-i Ekrem (sav) hem erkeklere, hem kadınlara eşit şekilde gönderilmiştir. Kitapta ve sünnette yer alan teklifler; aynı şekilde hem erkeklere, hem kadınlara mükellefiyet getirir. Bu teklifleri, açık bir nass veya icma olmadıkça sadece erkeklere tahsis edip, kadınları dışarda bırakmak caiz değildir"(2) diyerek, önemli bir inceliğe dikkati çekmektedir. Kadın-erkek eşitliği veya kadın hakları meselesi; hevalarını ilah edinen insanların, değişik vesilelerle birbirlerinin haklarına tecavüz etmelerinin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Tecavüz devam ettiği müddetçe, tartışma bitmez. Diğer meseleye gelince: Mahrem ve na-mahrem tasnifinde ölçü, nikahtır. Kur'an-ı Kerim'de, "Birbirleriyle nikahlanmaları müebbeden (ebedi) ve muvakkaten haram olan kimseler" teker teker zikredilmiştir. (En-Nur Suresi, 22-24) Resul-i Ekrem (sav) meseleyi en ince ayrıntılarına kadar insanlara tebliğ etmiştir. Dolayısıyla mahrem ve namahrem konusunda, herhangi bir ihtilaf söz konusu değildir. "İslam'da haremlik-selamlık ayırımının olmadığını ve bunun Osmanlı döneminde ortaya çıktığını" iddia edenler, meseleyi iyi tahkik etmemişlerdir. Zira Kur'an-ı Kerim'de, "Mü'min erkeklere söyle; gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar. Bu kendileri için çok temizdir. Şüphesiz ki Allah (kullarının ne) yapacaklarından hakkı ile haberdardır. Mü'min kadınlara da söyle; gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar..." (En-Nur Suresi, 30-31) hükmü beyan buyurulmuştur. Dikkat edilirse Allahu Teala (cc); (gerek erkeklere, gerek kadınlara) "Gözlerini harama bakmaktan sakınsınlar" emrini, "ırzlarını korusunlar" hükmünden önce zikretmiştir. Bilindiği gibi göz; her şeyi kalbe ve beyne ulaştıran bir organdır. Cinslerin şehvetle birbirine bakmaları, birçok musibete sebep olabilir. Bazı insanların; her gördüğüne aşık oldukları (şıpsevdi) ve arzularına ulaşamadıkları için bunalıma düştükleri de sabittir. Haremlik-selamlık tatbikatı; gözleri haramdan korumak ve nesil emniyetini muhafaza etmek için, meşru kılınan bir tedbirdir. Resul-i Ekrem (sav)'in, bir sahabeye hitaben, "Hanımından ve cariyenden başkasına gözünü yum (bakma)" emrini verdiği malumdur.(3) Yine "Kim yabancı bir kadının güzelliklerine şehvetle bakarsa, kıyamet gününde onun gözlerine kurşun dökülür"(4) hadisi, meseleyi kavramamızı kolaylaştırmaktadır. Hz. Ümmü Seleme (r.anha) validemizden rivayet edilen hadis-i şerif; haremlik-selamlık tatbikatınının Osmanlı'ya değil, sünnete dayandığını göstermektedir. Hadis-i şerif şudur: "Hicab (tesettür) ayet-i kerimesi geldikten sonra, Meymune ile birlikte Resul-i Ekrem (sav)'in yanında otururken, âmâ olan İbn-i Mektum yanımıza çıkageldi. Bunun üzerine Resulullah (sav), bize 'Perde arkasına çekilin' dedi. Biz 'Ey Allah'ın Resulü!.. O âmâ değil mi? Bizi ne görür, ne tanır?' dedik. Bunun üzerine Resul-i Ekrem (sav), 'Siz de âmâ mısınız? Onu görmüyor musunuz?' buyurdu."(5) Dikkat edilirse; gözleri harama bakmaktan korumak hususunda, kadın ile erkek arasında herhangi bir fark yoktur. Meselenin özü budur. Birbirimize dua edelim.
    (1) El Araf Suresi, 158.
    (2) İbn-i Hazm- El İhkam- Kahire: 1927 C: 3, Sh: 81.
    (3) İmam-ı Merginani- El Hidaye Şerhu Bidayetü'l Mübtedi- Kahire: 1965 C: 4, Sh: 84. Ayrıca Şerhu Damad- İst.: 1316 C: 2, Sh: 539.
    (4) Molla Hüsrev- Düreri'l Hükkam fi Şerhi'l Gureri'l Ahkam- İst.: 1307 C: 1, Sh: 314. Ayrıca İbn-i Hümam- Fethu'l Kadir- Beyrut: 1317 C: 8, Sh: 98.
    (5) Sünen-i Ebu Davud- İst.: 1401 C: 4, Sh: 361-362 K.Libas: 37 Had. No: 4112
     
  19. Acizanekul

    Acizanekul islamseli

    Katılım:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    2.940
    Beğenileri:
    0
    Soru
    Kardeş eşleri ve amca dayı eşleri ile birarada oturmak konuşmak yemek yemek caiz mi kaynakları ile belirtirseniz sevinirim.Allah (c.c.) şimdiden razı olsun

    El Cevap:
    Değerli Kardeşimiz;

    Mahremiyet meselesinde, en çok birbirine mahrem olmayan yakın akrabalar arasında dikkat edilmelidir. Çünkü bu kimseler her ne kadar nesep ve evlilik dolayısıyla akraba sayılsalar da, birbirlerine nâmahremdirler. Yani birbirlerine nikâhları düşmektedir. İşte çok kere mahrem sayılmayan erkek ve kadın akrabalar arasındaki münasebetler önemsenmemekte, hassas davranılması gereken yerlerde ihmal edilmektedir. Halbuki erkek ve kadın ancak kendisine ebedî olarak nikâhı düşmeyen kimselerle bir arada bulunup rahat hareket edebilir.

    Mahremi sayılmayan kimseler kadın ve erkek için bir yabancıdan farksızdır ve münasebetler de sınırlıdır. Erkeğin geçici olarak mahremi sayılan hanımının akrabalarıyla da münasebeti mahduttur. Bunlar, hanımının kız kardeşi (baldızı), hanımının halası, teyzesi, kayın biraderinin ve baldızının kızıdır. Erkek, hanımı hayatta olduğu müddetçe ve boşanıp ayrılmadıkça bu kadınlarla evlenemez. Çünkü iki kız kardeşi ve hanımın teyze ve halasını bir nikâh altında bulundurmak âyet ve hadislerde yasaklanmıştır. Ancak, erkek bu kadınlarla da üçüncü bir kişi bulunmadan tek başına bir arada bulunamaz, yolculuk yapamaz. Yüz ve ellerinden başka uzuvlarına bakamaz. Onlarla tokalaşamaz veya birbirlerinin elini öpemezler. Böyle bir durumun sınırını da Peygamberimiz (a.s.m.) çizmişlerdir.

    Hz. Âişe validemizin anlattığına göre, birgün Hz. Ebû Bekir'in kızı Hz. Esma, tenini gösterecek kadar şeffaf bir elbise ile Peygamberimizin huzuruna gider. Bunu görür görmez Peygamberimiz yüzünü bir tarafa çevirerek, "Ya Esma, bir kadın bulûğ çağına erince vücudunun şu ve şu yerlerinden başkasının görünmesi doğru değildir" buyurur ve yüzüyle ellerini gösterir.(1)

    Bilindiği gibi Hz. Esma, Peygamberimizin hanımı Hz. Âişe'nin kız kardeşi olmaktadır. Peygamberimiz ona kendisi yanında, yalnız yüz ve ellerini açabileceğini hatırlatmıştır. Akraba olarak bildiği için çok defa dikkatlidavranmaktadır. Lâkaydlik sonunda bazı vahim ve çirkinneticelerin doğmasına sebebiyet verebilmektedir. Çünkü bu akrabalarla kadının yalnız başına birarada bulunması başkasından daha tehlikelidir. Fitne ihtimali dahakuvvetlidir. Peygamber Efendimiz bu meselede çok titiz davranmaktadır. Bir keresinde "Kadınların bulunduğu yere girmekten sakının" buyurunca, Ensardan bir zat, "Ya Resulallah, kayınlar [erkeğin akrabaları> hakkında ne buyurursunuz? diye sordu. Bunun üzerine Peygamberimiz (a.s.m.), "Kayın ölümdür"(2) buyurdular.
    Sahih-t Müslim Sarihi İmam-ı Nevevî bu hadisin izahında şöyle demektedir: "Burada kayından murad, kocanın babaları ve oğullarından geri kalan akrabasıdır. Çünkü baba ve oğullar kadının mahremleridir. Onlar kadınla birarada bulunabilir ve ölümle de vasıflanamazlar. Burada murat, kocanın kardeşi, kardeşi oğulları, amca, amcaoğlu ve bunlara benzer mahrem olmayan kimselerdir.

    Halkın âdeti bu hususta kayıtsız olarak serbest davranmaktadır. Bir kimse âdete göre kardeşinin hanımıyla başbaşa kalır. İşte ölüm de budur. Böylesinin yasaklanması yabancı erkeklerden daha lâyıktır. Hadisin doğru mânâsı da budur."(3) Kayınlar zaman zaman kadının evine girip çıktıklarından aile içinde bazı sırlara vakıf olabilirler. Kadınla bu kayınlar arasında istenmeyen bir dururn meydana gelirse, aile içinde büyük bir huzursuzluk ve önü alınmayanbir tehlike vücuda gelmiş olur. Neticede akrabalar arasında kötü zanlar düşünülür, şüpheler başlarsa akrabalık münasebetleri kopmaya yüz tutar.. İşte Peygamberimiz meydana gelmesi muhtemel olan bu tehlikeyi ölüme benzetmiştir. Durumun ehemmiyetini göstermek için de ürkütücü bir tabir kullanarak dikkatli olunmasını, tâvizkâr davranılmamasım tavsiye buyurmuştur. Birbirine nâmahrem olan erkekle kadının yanında emniyeti sağlayacak üçüncü birisi bulunmadan yalnız başlarına kalmalarını Peygamberimiz yine şiddetle yasaklamıştır:

    "Allah'a ve âhiret gününe iman eden kimse mahremi olmayan yabancı bir kadınla bir arada bulunmasın, zira üçüncüleri şeytandır."(4)

    Kadınla erkeğin bir arada bulunması ateşle barutun yan yana bulunması gibidir. Şeytan bu durumda her iki cinsteki kötü duygulan tahrik edip, onları yoldan çıkarabilir.
    Erkeğin yakın akrabalarının, kadınla bir işleri olduğu, takdirde veya kocası evde bulunmadığı zaman eve uğradıklarında ihtiyaçlarını kapı dışından görmeleri gerekir.
    Evde, hayra şerre aklı eren üçüncü bir kimse yoksa içeri girmelerine cevaz verilmez. Bu durumda dahi kadının tesettüre tam manâsıyla riayet etmesi gerekir. Misafirlikte mahremiyet sınırı İmanın zevkine varan ve İslâmın hayata akseden cihetlerine riayet etmek için elinden gelen gayreti sarf eden insan, dünyevî hayatında huzur ve rahat kapılarını açıp sıkıntı ve darlıktan uzak bir düzen kurduğu gibi, ebedî hayatı için de saadet çiçeklerini derlemeye başlar. Dinî yaşayışımızda en çok zorluk çektiğimiz ve inancımızın icaplarını yerine getirmek için karşılaştığımız problemlerin başında şahsî hayatımızda mühim bir yer tutan çevremizle olan münasebetler gelir.

    Dinimizin bizlere emrettiği sıla-ı rahmi yerine getirmek için yakın ve uzak akrabalarımızı, dost ve ahbaplarımızı ziyaret ediyoruz. Bir araya gelip sohbet ve görüşmelerde bulunuyoruz. Zaman zaman da onların bize geldiği, iâde-i ziyarette bulundukları olmaktadır. Bazen bu gelip gitmelere düğün, taziye, davet gibi durumlar da sebep teşkil etmektedir. Bu karşılaşma ve görüşmeler çok defa ailece olmaktadır. Haliyle gerek biz dostlarımızın veya nâmahrem sayılan akrabalarımızın kız ve hanımlarıyla, gerekse onlar bizimkilerle karşı karşıya gelebilmekte, bazı zaruri hallerde bir mecliste geçici de olsa yer darlığı veya birtakım sebeplerle birarada oturabilmekteyiz. Bu durumda dikkat etmemiz gereken hususlar nelerdir?

    Sözünü ettiğimiz bu kimseler dinen birbirlerine yabancı olduğu için, yani mahremleri sayılmayıp, nikâhları birbirine düştüğü için mahremiyet sınırını aşmamaya dikkat etmek gerekir. Bu hususa uyulmadığı takdirde bazı istenmeyen hallerin ve mahzur teşkil eden durumların meydana gelme ihtimali vardır. Bunun için Kur'ân-ı Kerim "[Resulüm> mü'min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve namuslarını da korusunlar"(5) buyurmakta, aynı şekilde kadınlar için de "Mü'min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve namuslarını da muhafaza etsinler. Görünmesi zarurî olan kısımlar müstesna olmak üzere zinetlerini açığa vurmasınlar"(6) ikazı yapılmaktadır.

    Bu âyetler istizan (birisinin evine girmek için izin isteme) âyetlerinden sonra zikredilmektedir. Buhari'nin şerhinde bu hususa dikkat çeken Aynî, "istizan" âyetlerinden sonra bu âyetin zikredilmesindeki asıl maksat, ev sahibi erkeğin aile kadınlarına bakmaları helâl olmayan misafirin nazarından sakınması ve yabancı erkeklere göstermemesidir, demektedir.(7)

    Yine Buharîde bu âyetin tefsirinden sonra, "Allah hem hain gözlerin [tecessüslerini> hem de [fasit> gönüllerin gizlediği temayülleri bilir"(8) mealindeki âyeti zikretmektedir. İbni Abbas ise bu âyeti tefsir ederken şu açıklamayı yapmaktadır: Hain gözlü o kimsedir ki, bir mecliste otururken yanından güzel bir kadın geçse veya misafir bulunduğu bir evde güzel bir kadın görse yanın dakilere sezdirmeden kadına sinsi sinsi bakar. Yanındakiler de kendisine bakınca hemen gözünü ayırır. Fakat Allah bilir ki, o hain gözlü kimse kadının mahremiyet dairesine girmeye gücü yetse harama tevessül edecektir.(9)
    Bu hususta Bediüzzaman'ın "Bir meclis-i ihvana [dost meclisine> güzel karı girdikçe riya ile rekabet, haset ile hodgâmlık debretir damarları"(10) şeklindeki tespiti ne kadar manidardır.

    Her ne kadar bakmak zina derecesinde bir mes'uliyet getirmese de o tarafa açılan bir kapı olduğundan mü'minler sakındırılmışlardır. İnsanların diğer âzalarının da zinadan nasibinin olduğu ve bunların küçük günahlar

    sınıfına girdiği hakkında bir hadis rivayet eden Ebû Hüreyre, Peygamberimizin şöyle buyurduğunu bildirmektedir: "Hiç şüphe yok ki, Allah, Âdemoğlunun zinadannasibini yazmıştır. Buna behemehal erişecektir. Gözlerin zinası bakmak, kulakların zinası dinlemek, dilin zinası konuşmak, elin zinası tutmak, ayağın zinası da yürümektir. Kalb ise heves eder, temenni eder. Tenasül uzvu bunu tasdik eder veya yalanlar."(11)
    Mecazî zina sınıfına giren bu hallerden, bakışta şehvet ve lezzet bulunur, helâl olmayan gayr-ı meşru konuşmalarda bulunulur ve dinlenir ve nefis de şiddetli arzu ederse mes'uliyet sahası daha da büyümektedir. Bu hususlar küçük günahlar sınıfına girdiği için, zinaya yol açmadığı müddetçe, tevbe edildiği zaman Allah'ın mağfiretine yaklaşmaktadır.

    İşte, bu nevi istenmeyen hallere meydan verilebileceği için, kadın ve erkek davetlilerin ayrı ayrı oturmaları ve zaruret olmadan birbirlerini görmemeleri en emin yoldur. Ancak bu kötü duygulara kapılmaktan emin olunduğu zaman kadının tesettüre riayet ettiği ve tahrik edici davranışların bulunmadığı zamanlarda ev hanımının erkek misafirlere hizmet edebilmesinin caiz oluşu hakkında Buharı ve Müslim'de, şöyle bir hadis zikredilmektedir. Hz. Ebû Üseyd, düğününde Peygamberimizi ve bazı Sahabîleri davet etti. Misafirlere hizmeti hanımı [gelin> yapıyordu. Geceden, bir taş kabın içine hurma ıslat-
    mıştı. Peygamberimiz yemeği bitirince, hurmaları ezdi, sulandırdı, şerbet yapıp misafirlere ikram etti.(12)

    Bu hadisi zikreden muhaddisler, fitneden emin olmak şartıyla bir kadın, kocasının misafirlerine hizmet edebileceği hükmünü çıkarmaktadırlar.(13)
     
  20. lal

    lal islamseli

    Katılım:
    17 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    4.677
    Beğenileri:
    0
    birde bana ters gelen bir konu var. haşema diye bişey icat ettiler giyen etrafının kalabalığına aldırmadan kendini denize atıyor... Rabbim denizi sırf açık kardeşlerimize yaratmadı tamam ama daha dikkatli olmak gerekmez mi?
     

Sayfayı Paylaş