İslamseli Anasayfa
...HİZMET NİMETTİR...

Karşılıklı Hak ve Sorumluluklar

Karşılıklı Hak ve Sorumluluklar Konusu, İslamda Aile Forumunda Tartışılıyor.

Ana Sayfa Kimler Online Bugünki Mesajlar İletişim MODERATÖR BAŞVURUSU!
Geri git   İslami Forum, İslam Hakkında Herşey Bu Forumda... |İslamSeli.Com > AİLE YAŞAM > İslamda Ailemiz > İslamda Aile
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Konularım Forumları Okundu Kabul Et


Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler
Alt 09-07-2009, 04:18 PM   #1 (permalink)
Thumbs up Karşılıklı Hak ve Sorumluluklar

Karşılıklı Hak ve Sorumluluklar İslamseli.Com  Karşılıklı Hak ve Sorumluluklar

Karşılıklı Hak ve Sorumluluklar


Aile sevgi ve fedâkârlık üzerine kurulan bir küçük devlettir. Eşler evlâtlarını ve birbirlerini Allah’ın emaneti olarak görmek zorundadırlar. Emânete ihânet etmek mü’minin değil; münâfığın özelliğidir. Mü’minler sorumluluk bilincini kuşanarak kendi haklarından önce mes’uliyetini taşıdıkları kişilerin haklarını öncelikler. Zâlim olmayı büyük bir suç gördükleri gibi mazlum olmaya da rızâ göstermez onurlarına sahip çıkarlar. Ama zâlimlik ve mazlumluktan birini az da olsa tercihle karşı karşıya kaldıkları zaman mazlumluğun daha ehven olduğunu bilirler. O yüzden mü’min için sorumluluk ve görev bilinci özgürlüğünden ve haklarından da önemlidir. Aile bireylerinin tartışma ve geçimsizliğinin temelinde bu önceliği nefsin hevâsı doğrultusunda ters çevirmek ve böylece şeytana kapı açmak yatmaktadır. Sorumluluk bilinciyle davranmayan bireylerden oluşan aile içinde yaşayanlara huzur yuvası ve mutluluk ocağı olmaktan çıkacak; zindana yarış pistine boks ringine despot ve faşist devlete dönüşecektir.

Kur’ân-ı Kerim’de gerek yaratılış gerekse hak ve sorumluluklar yönünden erkeklerle eşit konumda olan bir kadın portresi çizilmektedir. Kadın Allah’ın kulu olması bakımından erkekle eşit seviyededir; dinî hak ve sorumlulukları da aynı düzeydedir.

Karı-koca birbirlerine iyi niyet ve güzel ahlâk ile davranacaklardır. "İyileriniz âilesine karşı iyi olandır..." Ufak tefek huysuzluk geçimsizlik ve kusurlara sabredecek yuvanın yıkılmaması için tahammül göstereceklerdir: "...Kadınlara normal ve iyi davranın; onlarda hoşunuza gitmeyen bir şey olursa belki bir şey hoşunuza gitmediği halde Allah onu birçok hayırla doldurmuştur." Anlaşmazlık büyürse hakeme başvurulacak hakemler de âilenin devamını sağlayamazlarsa son çare olarak usûlüne uygun "tedricî boşanma" sistemi uygulanacaktır.

Kocanın karısı üzerindeki yetkileri de âile birliğini devam ettirme esâsına yöneliktir ve bununla sınırlıdır. İslâm'da kadın kocası karşısında bağımsız bir kişiliğe sahip olduğu gibi iktisâdî bakımdan da bağımsızdır.

"Erkeklerin kadınlar üzerinde kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır. Yalnız erkekler için onlar üzerinde bir derece vardır" buyurulmaktadır.

Evlenme sırasında erkek kadına mehir adıyla belirli bir para veya mal öder veya ödeme borcu altına girer. İslâm hukukunda mehir evlenecek kadının âilesine değil; bizzat kendisine verilir ve kadın diğer mallarında olduğu gibi onda da dilediği gibi tasarrufta bulunur. Mehrin amacı kadına iktisadî bir güç kazandırma ve boşanmanın sûiistimal edilmesini önlemektir. Özellikle boşanmalara sıkça başvurulduğu dönem ve bölgelerde yüksek tutulan ve çoğu kere boşanma ânında ödenmesi kararlaştırılan mehrin bu nevî sebepsiz boşanmalara önemli ölçüde engel olduğu bir gerçektir.

İslâm'da âile esas itibarıyla tek evlilik (monogomi) üzerine kurulmuştur. Fakat belirli durumlarda kocanın dörde kadar evlenmesine izin verilmiştir. Ancak bunun bir emir değil; belirli şartlarla başvurulan bir ruhsat olduğu unutulmamalıdır. Böyle bir evliliğe izin veren Nisâ sûresinin 3. âyetinin devamında: "...Şâyet adâleti gözetmekten korkarsanız o zaman bir tane ile veya câriyenizle yetinin. Doğru yoldan ayrılmamak için bu daha elverişlidir" buyrularak tek evlilik teşvik edilmiştir. Uygulamada müslüman toplumların genellikle tek evliliği tercih ettikleri bazı zengin kimselerin ve tarımla uğraşanların çok evliliğe belirli ölçüde başvurdukları görülmektedir.

İslâm dini belirli şartlarla âile birliğinin bozulmasına müsâade etmiştir. Boşanma konusunda kabul edilen sistem boşanmayı yozlaştıran yahûdi uygulamasıyla onu asla kabul etmeyen hıristiyan tatbikatı arasında yer alan orta bir yol görünümündedir. Hz. Peygamber'in eşlerin birbirlerine iyi davranmaları ve âile birliğini devam ettirmeleri hakkında çeşitli emir ve tavsiyeleri vardır. Birbirleriyle uyuşamayan eşlerin en son başvuracakları çözüm şekli boşanmadır. Bundan önce uyuşmazlığın eşler arasında çözülmesi bu mümkün olmazsa iki tarafın âilelerinden seçilecek birer hakeme havâle edilmesi başvurulacak usullerdendir. Eğer bunlar bir fayda vermezse son çâre olarak boşanmaya izin verilmektedir. Ne var ki bu izinle birlikte boşanma yine de hoş görülmemiştir. Bir hadis-i şerifte: "Allah'ın helâl kıldıklarının en kötüsü boşanmadır"buyrulmuştur. Özellikle sebepsiz boşanmalar hiçbir şekilde hoş karşılanmamıştır. Bununla beraber artık bir arada bulunmasına imkân kalmayan eşlerin genel olarak boşanma hakları kabul edilmiştir. Hıristiyanlıkta olduğu gibi eşlerin evlenmekle artık ayrılmaz bir bütün teşkil ettikleri anlayışı ve dolayısıyla âile birliğinin her durumda devamının istenmesi lüzumsuz bir ifrat kabul edilmiştir.

İslâm kuruluşunu düzenlediği aile yuvasının mutluluğu için eşlere karşılıklı sevgi ve fedakârlığa dayalı görevler de yüklemiş bu görevlerin içtenlikle yapılmasının erkek ve kadın için birer ibâdet olduğunu bildirmiştir. Ailenin temel hikmeti neslin devamını sağlamak ve müslüman bireyler yetiştirmek olduğu için çocuklara karşı görevler de anne ve babanın birbirleriyle yardımlaşarak yerine getireceği ortak sorumluluklarıdır. Kur’an erkek ve kadının aile içinde birbirlerine karşı görevlerini ve haklarını değişik âyetlerinde açıklar. Aile bireylerinin görev ve haklarını şöyle özetleyebiliriz:




a- Kadının Ailedeki Görevleri


İslâm ahlâkı hayatın tüm alanlarında olduğu gibi aile kurumunda da başıbozukluğu kabul etmez. Bu sebeple bir sosyal kurum olması itibariyle aile içinde de bir düzenin hakim olması gerekir ki bu da ailede bir otoritenin bulunması ile sağlanır. İslâm bu yetki ve sorumluluğu belli şartlar içinde erkeğe vermiştir. Bu durumda aile düzeninin huzur ve saadetinin sağlanması için her otorite sahibine olduğu gibi aile reisine de saygılı olmak kadının başta gelen ailevî sorumluluğudur. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Kadın kocasının hakkına riâyet etmedikçe Rabbinin hakkını (emrini) yerine getirmiş olmaz."; "... Erkek ailede yöneticidir ve yönetiminden sorumludur. Kadın da kocasının evinde yöneticidir ve elinin altındakilerden sorumludur."; "Kocasını memnun bırakmış olarak ölen kadın cennete girer."Kadın yöneticilik ve sorumluluk bakımından aile reisliğine getirilen kocasının meşrû arzularına saygı göstermekle mükelleftir. Kocasının malını aile sırlarını namusunu ve çocuklarını da korumak mecburiyetindedir. Kocasını meşrû yollarla tatmin/memnun etmeye çalışmak çocuklarını güzelce yetiştirmek ve yabancılara karşı tesettürüyle davranışlarıyla namusunu muhafaza etmek: Müslüman hanımın ailedeki en önemli üç vazifesi bunlardır. "Sâliha (iyi) kadınlar itaatkârdır. Allah kendilerini (haklarını) nasıl koruduysa onlar da öylece gizliyi (kimse görmese de namuslarını) koruyanlardır." Peygamberimiz'in müjdesi de şöyledir: "Kadın namazını kıldığı orucunu tuttuğu namusunu koruduğu ve kocasına itaat ettiği zaman cennet kapılarının dilediğinden girsin."

Kadının en başta gelen görevi iffet ve namusunu korumasıdır. Kadın gözünü haramdan sakınarak ırzını koruyarak görülmesine müsaade edilen yerlerin dışında örtülmesi gerekli yerlerini örterek bu görevini yerine getirir. Evdeki işlerle ve çocukların yetiştirilip büyütülmesiyle daha çok ilgilenme durumunda olan kadın dışarı çıkarken câhiliyye çıkışı ile çıkmayacaktır. Câhiliyye çıkışı yabancı erkekler için süslenme ince veya dar elbiseler giyme açılıp saçılarak sokağa çıkmayı içermektedir. Kadınlar cinselliklerini sadece kocalarına karşı kullanmalı kocasının yanında dişi; diğer insanların yanında kişi olarak yer almalıdır. Kocasına karşı süslenmeyi ibâdet bilmeli onu doyurabilmelidir.

Kadın iyiliği emir ve kötülükten yasaklama görevini sadece fıtrî öğretmenleri olduğu çocuklarına karşı değil; eşinde gördüğü yanlışları düzeltmek ve doğrularını arttırmak için kocasına karşı da uygulayabilmelidir.

Hanımların bu aile içi görevleri yanında tabii ki erkeklerin de görevleri vardır.



b- Kocanın Ailedeki Görevleri


"Erkeklerin kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi kadınların da erkekler üzerinde belli hakları vardır." Hanımını Rabbinin emâneti olarak alan ve iffetini Allah adına söz vererek helâl edinen koca da karısına karşı sevgi ve şefkat göstermek yediğinden yedirmek giydiğinden giydirmek ona ve yaptığı işlere çirkin dememek fena söz söylememek hoş görülü olmak gibi görevlerle mükelleftir. İslâm'ın aile düzenini yaşatmak üzere kocaya tanımış olduğu otorite hakkı ona kadın üzerinde haksız bir baskı ve zorbalık imkânı vermez. Zira bu konuda vârid olan âyet ve hadisler bir anlamda kadının müdâfiisi/avukatı olmak suretiyle İlâhî kaynaklı bir dengeyi temin etmektedir. Yüce Rabbimiz aile reisliğinin mutlak bir hâkimiyet demek olmadığını açıklayarak şöyle emreder: "Kadınlarınızla iyi geçinin. Eğer kendilerinden hoşlanmazsanız olabilir ki bir şey sizin hoşunuza gitmez de Allah onda birçok hayır takdir etmiş olur." Anlayışlı ve şefkatli bir eş olmanın en güzel örneklerini sunan Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyurur: "Bir mü'min mü'mine hanıma buğz etmesin. Onun bir huyunu beğenmezse başka bir huyunu beğenir."; "Sizin en hayırlınız kadınlarına karşı en hayırlı olanlarınızdır." "Kadınlarınıza karşı hayırlı olmayı birbirinize tavsiye edin."; "Kadınlarınız konusunda Allah'tan korkun. Çünkü siz onları Allah'tan emânet olarak aldınız."

Erkek gözünü harama bakmaktan ırzını ve namusunu zina yapmaktan koruyacaktır. Erkeğin bu hareketi kendini haram işlemekten koruduğu gibi; karısının hukukuna da riâyetin bir gereği olmaktadır.

"Allah'ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınlar üzerinde kavvâmdırlar. Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır." Âyette geçen "kavvâm" kelimesini 'hâkim' diye tercüme etmek yanlıştır. Eğer Allah'ın muradı bu olsaydı yine Arapça olan "hâkim" kelimesini kullanırdı; ama "kavvâm" kelimesini kullanmış. Bu kelime Türkçedeki kayyim kelimesiyle aynı köktendir. Kayyim tayin edildiği kurumu keyfine göre yönetmez. Hâkimin gösterdiği doğrultuda yönetir. İşte evi üzerinde "kavvâm" olan erkek de aileyi kendi keyfine göre yönetemez; Allah'ın koyduğu kuralları yürürlükte kılar. Erkekler kadınların kavvâmı yani Allah'ın hükümleri çerçevesinde onların yöneticisi ve koruyucusudur.

Kayıtsız şartsız hâkimiyet ancak Allah'ındır. Ailede uyulması gereken İlâhî kurallara muhatap olmada kadınla erkek eşit statüye sahiptir. Ailede Allah'ın koyduğu kuralları yürürlükte kılma yetkisi kocaya verilmiştir. Evin reisi Allah'ın koyduğu kurallara göre aileyi yönetecek ve Allah'ın hükmüne zıt bir emir ve yasak koymayacaktır. Eğer İlâhî emir ve yasakları çiğneyen bir istekte bulunursa hanım bu isteğe itaat etmeyecektir. "Allah'a isyanı emreden kişiye itaat olunmaz." Kadının kocasına itaati mutlak değil; helal ve meşrû konularda Allah'ın hükmü doğrultusundadır ve itaat daha çok kocanın cinsî konulardaki istekleriyle ve temel dinî hususlarla ilgili olarak değerlendirilmelidir.

Her konuda İslâm'la câhiliyye arasında büyük farklar vardır. İslâm vahiy kaynağından ilham almayan kanunlar ve geleneklerden farklı olarak aile kurumunu değerlendirir. Aileyi içinde Allah'a ibâdet edilen bir mâbed olarak tanıtır. Öyle mâbed ki orada yapılan her müsbet iş ibâdettir. Erkeğin ailesinin nafakasını temin etmesi hanımına ve çocuklarına şefkat göstermesi büyük bir ibâdet olarak vasıflandırıldığı gibi; kadının itaati sevgi dolu bir bakışı da bir ibâdet olarak takdim edilmiştir. En doğal bir davranış olan cinsî ilişkiler dahi hayırlı bir amel yani bir sevap olarak kabul edilmiştir. Hele çocuk dünyaya getirmek ve o çocukları İslâm'ın istediği gibi güzel terbiye ile yetiştirmek çok büyük ecir ve mükâfatla karşılık verilecek olan büyük bir ibâdettir.

Aile yuvası kuran nice insan Batı tarzı bir yaşayışın ve propagandanın etkisiyle çocuk istememekte veya bir ya da ikiden fazlasını yanlış görmektedir. Bu davranış meşrû bir mâzerete dayanmadıkça dinimizin hoş görmediği bir anlayıştır. Çocuk dünya nimetleri içinde çok önemli bir yer tuttuğu evin neşe ve huzurunu temin ettiği gibi âhiret saâdetine de sebep olabilir. Yuvanın temelini sağlamlaştırdığı gibi özellikle anneleri evine bağlar. Ev kadınının ulu orta çarşı-pazarı sıkça dolaşıp başkalarını fitneye düşürmesine engel olur. Batılı ve Batıya özenen hanımlar eğlenceye engel olduğu gönüllerince gezip tozmaya lüzumsuz işlerle veya televizyon karşısında vakit öldürmeye nefislerini azgınlaştıran başı boşluğa engel olduğu için çocuk istememektedir. Yine Batılılar kendi ülkelerinde vatandaşlarına çocuk başına ekstra para verip çocukların artmasını teşvik ederken; özellikle müslümanların yaşadığı ülkelere doğum kontrolünü ve az çocuğu teşvik etmektedir. Azıcık aklı olanlar bunun emperyalizmin bir oyunu olduğunu hemen anlarlar ve oyuna gelmezler. Boşanmanın ve geçimsizliğin önüne geçmede çocuğun rolünü dikkate alırlar. Hanımların eve bağlanıp hayırlı işlerin en önemlilerinden olan insan yetiştirmeye çalışmalarının kıymetini ve ecrini bilirler.



c- Kardeşlerin birbirlerine karşı görevleri


Kardeşler birbirlerine karşı iyi davranmalı küçükler büyüklere itaat edip onlara saygı beslemeli büyükler de küçüklere hoşgörü ile davranmalıdırlar. Ancak bu şekilde âilede mutluluk ve huzur sağlanabilir. Kardeşler maddî hırs sebebiyle aralarındaki birlik ve beraberliği âhengi bozmamalıdırlar.

Kardeşlerin kabiliyetleri birbirlerini kıskançlığa sevk etmemelidir. Kimi insan ilme meraklıdır o sahada ilerler şan şöhret sahibi olur; kimi insan da ticarete meraklıdır o sahada çalışır ilerler zengin olabilir. Bunları olgunlukla karşılamalı herkesin aynı karakter ve yetenekte olamayacağı aynı sahada çalışamayacağı gerçeği unutulmamalıdır. Aralarındaki -varsa tabii- fikir ayrılıklarını konuşarak birbirlerinin düşüncelerine hürmet duyarak çözüm yoluna koymalıdırlar. Sertlikler ve tartışmalar daima kötü sonuçlar doğurur. Âilevî huzursuzluklara tatsızlıklara neden olur.



d- Evlâtların Görevleri (Ebeveynin Çocuk Üzerindeki Hakları)


Evlâtların ana ve babalarına karşı nasıl davranmaları gerektiğine ait çok sayıda âyet-i kerime vardır. Çocukların ana ve babalarına karşı görevlerini özet olarak belirtelim: Meşrû isteklerine itaat etmek onlara ihsânla mûamele etmek yani güzel ve iyi davranıp saygısızlıkta bulunmamak onları incitecek kötü bir söz söylememek onların rızâlarını almaya çalışmak maddî ihtiyaçlarını gidermek öldüklerinde hayırla anmak ve arkalarından duâ etmek

Evlât/yavru sevgisi bütün hayvanlarda da görülen bir içgüdüdür Allah’ın onların yaratılışlarına yerleştirdiği bir sünneti kanunudur. İnsanda da evlât sevgisi yaratılıştan gelen fıtrî bir sevgidir. Hz. Âdem ve Havvâ’dan itibaren tüm anne babalardaki bu fıtrî meyilden dolayı çocuklarının bakım ve geçimini hemen her ana baba yerine getirir. O yüzden “evlâtlarınızı sevin onlara merhametle muâmele edin” gibi emir Kur’an’da yer almaz zaten fıtratta olduğundan sevmemesi ilgisiz kalması pek düşünülemez. Hz. Âdem’le Havva’nın ana babası olmadığından olsa gerek insanın ana babasına sevgi ve saygısı fıtratın mecbur ettiği hususlardan değildir. Fıtrattaki güzelliklere ters düşmediği ve vicdanın mantığın kadir bilmenin teşekkür etme ihtiyacının gereği olan sevgi ve saygıyı ihsanı aynı zamanda tüm kutsal kitaplar gibi Kur’an da ısrarla emretmiştir.

Çocuklar ana-babalarına karşı daima saygılı olmalı onlara karşı tatlı dilli güler yüzlü davranmalıdırlar. Ana-babanın bütün söylediklerini Allah'a itaatsizlik söz konusu olmadıkça dinlemek ve kabul etmek gerekir. Her işte onların rızâsını almaya çalışmalıdır. Onların hizmetlerini kendi hizmetinden önce görmelidir. Öldüklerinde de onları rahmetle anmak onlar için hayır duâ etmek hayır yapmak vasiyetlerini yerine getirmek gerekir.

Allah'a şirkten sonra en büyük günah ana-babaya itaatsizliktir. Ana baba İslâmî emirleri yerine getirmede ve yasaklardan kaçınmada titizlik göstermiyorlarsa ve hatta kâfir iseler bu onların ana-baba olmalarından doğan haklarını ortadan kaldırmaz. Dolayısıyla onlara Allah'a isyan teşkil etmeyen hususlarda itaat etmek ve her zaman iyi davranmak gerekir.

Çocuklar anne ve babalarına itaat etmeli ve iyilikte bulunmalıdırlar: "Biz insana ana-babasına iyilik yapmasını da tavsiye ettik." Çünkü bir çocuğun yetişip büyümesinde en büyük fedakârlığı anne ve baba gösterir. Çocuklar anne ve babalarına karşı saygı ve şefkat göstermeli istediklerini yerine getirmeli onları memnun etmelidir. "Rabbin şunları kesin olarak buyurdu: Ancak O'na ibâdet edin ana-babaya ihsan ve iyilik yapın. Birisi yahut ikisi de yanında ihtiyarlarsa sakın onlara "öf" bile deme onlara darılma ve yüzlerine bağırma ikisine de ikram et ve tatlı söz söyle. İkisine de merhamet besleyerek tevâzu göster ve de ki: ‘Rabbim ikisine de merhamet et onlar beni küçükken nasıl terbiye etmişlerse sen de her ikisine merhamet et." Rabbiniz gönlünüzdekini daha iyi bilir. Ana-baba haklarında iyilik ederseniz Allah size mağfiret eder. Çünkü O günaha tevbe edenleri muhakkak affedicidir."

Abdullah bin Mes'ud diyor ki: "Peygamber (s.a.s.) Efendimize: “Allah'ın katında en sevgili amel hangisidir?” diye sordum Peygamber (s.a.s.): “Vaktinde edâ olunan namazlardır” buyurdu. “Namazdan sonra hangisi daha sevgilidir?” dedim. “Ana-babaya iyilik etmektir” buyurdu. “Sonra hangisidir?” dedim. “Allah yolunda cihaddır” buyurdular.

Çocuklar anne-babaları hakkında kötü konuşmamalı onlara saygılı davranmalı vasiyetlerini yerine getirmeli dostlarına ikramda bulunmalıdırlar: "Ey Rabbimiz kıyâmet günü beni anne-babamı ve bütün mü’minleri mağfiret eyle." diye duâ etmelidir.

Bâliğ olan çocuklar ana-babalarının yatak odalarına her zaman izin alarak girmelidirler. Bâliğ olmayan küçükler de şu üç vakitte ana-babalarının veya başkalarının odalarına izin ile girmelidirler: Sabah namazından önce yani yataktan kalkıp giyinileceği zaman; öğle uykusu sırasında ve yatsı namazından sonra yatılacağı zaman. Çünkü bu vakitler karı-koca arasında mahrem vakitlerdir. Allah Teâlâ bütün mü’minlere bunu çocuklarına öğretmelerini emretmiştir.

Hz. Peygamber "kime iyilik edeyim?" diye soran bir sahâbîye şu karşılığı vermiştir: "Ananıza (bunu üç defa tekrarlamıştır) sonra babanıza sonra en yakın olanlara." Yine Peygamber Efendimiz "Anne Cennet kapılarının ortasındadır."; "Cennet annelerin ayakları altındadır" buyurmuştur.

Aradığınız Bilgiye Ulaşamadıysanız Üye Olmadan
Aradığınız Konuyu BURAYA Başlık Olarak Açabilirsiniz.

ALLAH ASIKLARI isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla


Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

WEZ Format +1. Şuan Saat: 08:59 AM.
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.3.0 RC1
İslamseli.Com | İslami Forum
Valid XHTML 1.0 Transitional
Mutlu Olmak