İslamseli Anasayfa
...HİZMET NİMETTİR...

Evliliğin İmanla Kopmaz Bağı

Evliliğin İmanla Kopmaz Bağı Konusu, Eş seçimi & Evliliğe Hazırlık Forumunda Tartışılıyor.
Konu Etiketleri: müslümanın evliliği, allahin emri peygamberin kavli inglizce, nikah ile ilgilidini bilgiler, eş seçerken allah ın emirleri,

Ana Sayfa Kimler Online Bugünki Mesajlar İletişim MODERATÖR BAŞVURUSU!
Geri git   İslami Forum, İslam Hakkında Herşey Bu Forumda... |İslamSeli.Com > AİLE YAŞAM > İslamda Ailemiz > Eş seçimi & Evliliğe Hazırlık
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Konularım Forumları Okundu Kabul Et


Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler
Alt 09-07-2009, 04:12 PM   #1 (permalink)
Thumbs up Evliliğin İmanla Kopmaz Bağı

Evliliğin İmanla Kopmaz Bağı İslamseli.Com  Evliliğin İmanla Kopmaz Bağı

Evliliğin İmanla Kopmaz Bağı

"Allah'ın emri Peygamber'in kavli/sünneti" diye başlanan hayırlı bir iş düğün töreninden başlayarak yuva ve aileyle ilgili tüm uygulamalarda şeytanın emrine göre değil; Allah'ın emrine Peygamber'in sünnetine uygun olmalıdır. "Allah ve Rasûlü bir işe hüküm verdiği zaman mü'min erkek ve mü'mine hanıma o işi kendi isteklerine göre seçme (özgürce farklı eylem yapma) hakkı yoktur. Kim Allah ve Rasûlüne karşı gelirse apaçık bir sapıklığa düşmüş olur."

Nikâh bir ibâdettir. Her ibâdette aranacak ilk şart da imandır. Müslümanın evliliği kâfirlerin yuva kurmalarından çok farklı ve Allah'ın hudûdu çerçevesinde olacağı için bir ibâdettir. Eş seçerken çeyiz ve düğün masraflarında gereksiz harcamalar konusunda akıl dışı ve din dışı örf-âdetlere uymada ev yönetiminde eşine davranışında doğum kontrolü husûsunda çocuklarını yetiştirmede haramlardan kaçınıp farzlara riâyette... imanını ispat edecektir mü'min. Nikâhın imanla kopmaz bir bağı vardır. İman etmeyen bir kimseyle kıyılan nikâh geçersiz olduğu gibi evlendikten sonra ağzından çıkan imana zıt bir söz kafasında oluşan bir küfür düşüncesi sebebiyle de nikâh gidecek eşler birbiriyle zinâ yapmış olacaktır. Mü'min olmak belki o kadar zor değil; ama mü'min kalmak müslüman olarak ölmek bizim gibi İslâm'ın hâkim değil; mahkûm olduğu topraklarda yaşayanlar için hiç de kolay değildir.

Sözü ve hükmü sadece göklerde geçen yalnız tabiat güçlerine karışan insanı yarattıktan sonra başıboş bırakan sınava tâbi tutmayıp her konuda özgür bırakan Allah inancı müşriklerin Allah inancıdır; mü'minlerin değil. İnsanın işine eşine aşına aile yuvasına okuluna mahkemesine sokaklarına medyasına meclisine kanunlarına devletine... karışmayan bir Allah'a inanmak kişiyi mü'min yapmaz. Böyle bir yaratıcıya ama dünyalarına yönetimlerine karışmayan bir Allah'a câhiliyye dönemindeki müşrikler Ebû Cehil'ler de inanıyordu.

Günümüzde müslüman olduğunu iddiâ eden hatta namaz kılıp oruç tutan nice kimsenin Allah düşmanlarına/tâğutlara itaat edip onların hükümlerine rızâ gösterdikleri sadece Allah'a mahsus olan sıfatları başkalarına verdikleri görülmektedir. Yine bazı kimselerin Allah'ı bırakıp birtakım şiar/sloganları işaretleri sembol ve bayrakları gelenek ve görenekleri artist ve futbolcuları liderleri parti ve grupları yücelttikleri ve bu sayılan (benzerleri de eklenebilecek) değerler uğruna büyük fedâkârlıklarda bulundukları böylece bu değerlere kulluk ettikleri ortadadır. Bu şahısların tâğutun (azılı kâfir yöneticilerin) ortaya koyduğu nefsânî şeytanî indî değer yargılarıyla Allah'ın kanunları ve şeriatı çatışacak olsa hep Allah'ın dinini onların istekleri doğrultusunda yontarak şekil verdikleri bir gerçektir. Putların putlaştırılanların ve onların arkasına sığınanların emir ve yasaklarını harfiyyen yerine getirdikleri ve Allah'ın dinine tümüyle zıt olan sistemleri ideolojileri kabul ederek onların hükümlerini tatbik ettikleri gözle görülen bir hakikattir. Bu tür insanların müşrik değil de; mü'min olduklarını nasıl kabullenebiliriz? Böyle kimselerin nikâhı ve ibâdeti de geçerli olmayacaktır.

Tevhidî iman dünyada huzur ve mutluluğun âhirette sonsuz nimetlerin temel sebebi olduğu için eşlerden biri veya her ikisi içine şirk karıştırılmamış bu imandan yoksun ise her çeşit felâkete adım atılmış demektir.

Aile yuvasının âhirette de devam edecek bir huzur ve mutluluk ortamı oluşturması nikâhın ve karı-koca sevgisinin bir ibâdet/sevap olması için Kur'an'ın istediği tevhidî iman ilk esastır. İmamların/hocaların eskiden 32 farzı bilmeyenlerin nikâhını kıymamaları gerçek anlamda ve sağlam bir şekilde iman edip inancını yaşamaya çalışmayanın nikâhının geçersiz olacağı gerçeğiyle ilgilidir. Kişinin bulunduğu halle ilgili bilgileri öğrenmesi farzdır. Evlenecek kişilerin nikâhla talakla aile ve evlilik konularıyla ilgili dinî hükümleri; karı-koca ve çocukla ilgili görevleri ve hakları bilmeleri şarttır. Ama bütün bu bilgilerden de önce; imanla irtidatla ilgili konuları ve bu hususlardaki güncel problemleri bilmek ve tevhide inanıp hayata geçirmeye çalışmak başta gelir. Çünkü iman gidince nikâh da gider. Evli (zannedilen) karı-kocanın zinâsı; ef’âl-i küfür elfâz-ı küfür ve elfâz-ı talâk sebebiyle olmaktadır. Tevhidi şirki kendini toplumun ve düzenin konumunu nikâhın nasıl sahih olacağını mihri talâkı hayızı nifası… bilmek büluğa ermiş ve evlenme çağına gelmiş her müslümanın öncelikli görevidir. İslâm’ı hayatı geleceği tanımayan daha kötüsü yanlış tanıyan bugünün genci soracak elbette: “İlköğretim temel bilgilerinden Atatürk’ü tanıyıp tüm hayatını her yıl döne döne öğrenmekten İngilizce’den diplomadan romandan diziden popçuların soy kütüğünden topçuların hangi mevkide oynadıklarından iyi sayılabilecek maaş ve makamdan babaların hayatî önem atfettiği çok para kazanmaktan anaların olmazsa olmaz gördüğü çeyizden de mi önemli?” diye. Elbette en önemli ve öncelikli uğraş İslâm’ı doğru olarak bilmek ve gereğini yapmaktır; zâten yaratılış amacı da bu değil mi insanın? “Bunca iş-güç arasında (faydasız bilgi ve davranıştan) zaman mı kalıyor?” diyen kimse bilsin ki hayra zaman bırakmayan vakit katili boş şeyler faydasız olmaktan çıkmış en zararlı olmaya başlamıştır.

Zinâkâr olma ihtimali küçük olmayan ve hangi zihniyete/inanca sahip olduğu meçhul (veya olumsuz olarak mâlum) olanlar müslüman kız babasının kapısını çalar dünürcü olur. Kız babasının ilk sorusu dâmat adayının maddî durumudur işidir maaşıdır. Sağlam bir akîdeye sahip olup olmadığını önemsemez önemsemiş olsa bile bunu ortaya çıkaracak araştırmalar yapmaz. Tabii bu erkek tarafı için de geçerlidir; gelin adayı bunca kız içinde niçin tercih edilmiştir bu seçimde dinin tavsiyesine ne kadar uyulmuştur? Gerçi artık dünürcülük görücü usûlü kız isteme tarihe karışmak üzere. Artık gençler (hatta başörtülü ve namazlı olanlar) sokakta işte okulda ya da internette tanışma hatta çıkma ve flört gibi altyapıyı tamamladıktan sonra ailelerini lütfen haberdar ediyorlar artık. Bu tavır da erkek ya da kızın karşı cinste ne aradığını zaten tümüyle ortaya koyuyor.

Tevhidî imana sahip olmayan bir erkekle evlenmek müslüman bir bayan için kesin bir yasak olduğundan cehennemi tercih etmek ve dünya hayatını da cehenneme çevirmek olduğu kadar böyle bir evliliğin İslâm’da ibâdet kabul edilen geçerli bir nikâh kapsamına da girmeyeceği unutulmamalıdır. Müşrik putperest ateist ya da İslâm düşmanı bir kadınla evlenmek de erkek için aynı kapıya çıkar. Sıradan herhangi bir hıristiyan ve yahûdi ile ya da “ben hıristiyanım” ya da “yahûdiyim” diyenle evlenmek de İslâm’ın onayladığı bir hüküm değildir; Ancak bazı şartlara sahip olan ehl-i kitap bir bayanla evlenmek -tavsiye edilmemekle birlikte- ruhsata bağlanmıştır. Öncelikle bilinmelidir ki; Kur’an’daki “ehl-i kitap” ve “kendilerine kitap verilenler” ifâdesi tahrif edilmiş de olsa Kitab’a (Tevrat ve İncil’e) vurgu yapmaktadır. Bu da başta inanç ve düşünce sistemi olmak üzere hayatını (atmalar ve katmalarla tahrif edilmiş ya da şirke götüren yorumlara kurban edilmiş de olsa) vahyin şu veya bu oranda yönlendirdiği kişidir. “Ehl-i Kitab” Kitab’ın dışına çıkmayan ona teslim olan dünya görüşü ve yaşama biçimini inandığı kutsal kitabının yönlendirdiği bir insandır ki günümüz Batı dünyası böyle hıristiyan ve yahûdiler nasıl olmuş da hâlâ kalabilmişse dinozor kalıntısı muâmelesi yapıp müzelere yerleştiriyor kendinden saymayıp dışlıyor. Batıyı yeterince tanımayanlar için bu değerlendirme tuhaf gelebilir ama “elhamdü lillâh müslümanım!” diyen nice insanın bile bu iddiasında yalancı olduğunu İslâm düşmanlarının bile gerektiğinde bu iddianın arkasına sığındığını görmesi ya da Kur’an’ın şu hükmünü bilmesi bu karşılaştırmayı yapmasına yeterli gelir: “İnsanlardan bazıları vardır ki ‘Allah’a ve âhiret gününe iman ettik’ derler hâlbuki onlar mü’min değildir!” Elbette “hıristiyanım” diyenlerin de önemli bir kesimi hıristiyan (ehl-i Kitap) değildir. Gerçekten kutsal kitabına her şeyiyle teslim olup onu yaşamaya çalışan Kitap ehli bayanın müslüman bir erkekle evlenmesi için ekstra şartlar da vardır. Bunları tahriften tümüyle uzak Kitab’ımızdan okuyalım: “…Mü’min kadınlardan iffetli olanlar ile daha önce kendilerine Kitap verilenlerden iffetli kadınlar da nâmuslu olmak zinâ etmemek ve gizli dostlar tutmamak üzere mehirlerini vermeniz şartıyla (onları nikâhlamanız) size helâldir. Kim imanı kabul etmezse onun ameli boşa gitmiştir. O âhirette de ziyana uğrayanlardandır.”

Kur'an'da Rabbimiz şöyle buyurur: "Tertemiz hanımlar tertemiz erkeklere lâyıktır. Tertemiz erkekler tertemiz hanımlara lâyıktır." Yüzünde şeytânî bakışların izi lekesi olmayan kızlarla; gözünde şehevî bakışların izi ve isi olmayan erkeklerin evliliğinden lekesiz stressiz birbirine bağlı huzurlu yuva oluşur ve nurlu yavrular dünyaya gelir. "İman etmedikçe müşrik/putperest kadınlarla evlenmeyin. Beğenseniz bile müşrik/putperest bir kadından imanlı bir câriye/köle kesinlikle daha iyidir. İman etmedikçe müşrik/putperest erkekleri de (kızlarınızla) evlendirmeyin."; "Zinâ eden erkek zinâ eden veya müşrik olan bir kadından başkası ile evlenmez..." Sadece evlenecek kızın değil; erkeğin de bekâretinin bozulmamış olması gerekmektedir. Nâmussuzluk zinâ ve fâhişelik sadece bayanlar için bir suç değil; bu ayıp ve günahlar bu rezillikler aynen erkekler için de geçerlidir. Yani zinâ eden bir erkek de orospudur fâhişe ve nâmussuzdur. Kızda aranan iman ve edep/nâmus damat adayında da aranacak ilk vasıf olmalıdır.

Kur’ân-ı Kerim’de âile ve hukuku ile ilgili çok sayıda âyet-i kerime vardır. Âile anlamına gelen “ehl” kelimesi Kur’an’da toplam 127 yerde geçer. Karı-koca çift anlamına gelen “zevc-zevce” kelimeleri ise toplam 81 yerde kullanılır. Âile bağını oluşturan “nikâh” kelimesi de Kur’an’da toplam 23 yerde zikredilir. Âile bireyleri arasındaki ilişkiler Kur’an’da çok ayrıntılı şekilde ele alınıp hükme bağlanır.

Aradığınız Bilgiye Ulaşamadıysanız Üye Olmadan
Aradığınız Konuyu BURAYA Başlık Olarak Açabilirsiniz.

ALLAH ASIKLARI isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla


Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

WEZ Format +1. Şuan Saat: 08:33 AM.
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.3.0 RC1
İslamseli.Com | İslami Forum
Valid XHTML 1.0 Transitional
Mutlu Olmak