Allah Resûlü'nün eşi menendi yoktur
![]()
AllahEfendimiz'e (sallallahu aleyhi ve selem) iç ve dış yapısı itibarıyla öyle bir genişlik bahşetmişti ki
fevkalâde mütevazı olmasının yanında olabildiğine mehîb ve büyüleyiciydi; huzuruna giren en mağrur ve mütekebbir ruhlar bile O'nun mehâbeti karşısında tir tir titrer
düşünce ve niyetlerinin hilâfına farklı bir hâl alırlardı.
Mağrur Kisra elçilerio mehâbet abidesiyle karşılaştıklarında oldukları yerde kalakalmış ve ne diyeceklerini unutmuşlardı. Aynı zamanda böylesi bir heybet ve ciddiyetin yanında herkesi büyüleyen ve kendine çeken öyle bir yumuşaklığı vardı ki
O'nu yakından tanıyan herkes
O'na
evlât
anne-baba ve bütün sevdiklerinden daha fazla alâka duyar
âdeta O'nun tiryakisi olur ve bir daha da huzurundan ayrılmak istemezdi. O her hâliyle çevresine güven vadeder; söz
tavır ve mimikleriyle her zaman Rabbisinin huzurunda bulunduğunu işaretler; sürekli emniyet soluklar ve herkese demet demet güven dağıtırdı. O
evvel ve âhir emin olarak tanınmıştı; bakışlarında emniyet nümâyândı
sözleri emniyet etrafında döner durur ve huzurunda hep emniyet besteleri duyulurdu.
O'nun umumî davranışlarıyla aklıruhu
hissi
mantığı atbaşıydı ve birbirine müsâvî sayılırdı. Keskin zekâsı; hiç yanıltmayan firaseti; her türlü tereddüde kapalı kararlılığı; azm ü ikdamı; kimseyi aldatmamanın yanında baş döndüren stratejileri; en yaman hâdiseler karşısında dahi asla "pes" etmemesi; musibetlerin yüzüne gülmesi ve belâları iyi okuyup onlardan kitaplar dolusu ibretler çıkarması; şiddet
hiddet ve öfkeye sebebiyet veren münasebetsizlikler karşısında olabildiğine soğukkanlı
olabildiğine temkinli davranması hem O'nun insanüstü karakterini
hem de konumunu ve o konuma göre duruşunu aksettiren hususlardan sadece birkaçıdır. Herkesin telâşa kapılıp paniklediği yerlerde O'nun öyle merdâne bir duruşu vardır ki
o duruş karşısında hezimetler zafere dönüşür
bozgunlar yerlerini taarruza bırakır ve mağlûbiyetin tozu-dumanı içinde başarı stratejileri tüllenirdi.
Aile efradı arasında Oeşi menendi olmayan bir aile reisiydi.. arkadaşları içinde
kardeşçe
yumuşak tavırlarıyla gönüllere girmesini çok iyi bilen mükemmel bir mürşit ve muallimdi.. arkasındakileri hiçbir zaman yanıltmayan ve inkisara uğratmayan eşsiz bir rehberdi.. söz sultanı bir hatip
kalp eri bir rabbânî
muhakeme üstadı bir hâkim; harikulâde bir devlet reisi ve bozgunlardan zafer çıkaran bir erkân-ı harpti. Bu mükemmelliklerin hepsi O'nda zirveye ulaşıyordu ama
bütün bunlara rağmen O
her zaman düz bir insan gibi davranıyor
kendini insanlardan bir insan sayıyor; hakkı olan
halkın da terbiyesinin gereği bulunan büyük payeler isnadından fevkalâde rahatsızlık duyuyor ve çok sevdiği o güzide arkadaşlarına bu konuda yer yer biraz da şiddetli ikazlarda bulunuyordu.
OMİSYONUNUN ENGİNLİĞİNE DENK BİR OKYANUSTU
Fevkalâde asaletnecâbet ve Hak'la münasebetin hâsıl ettiği
herkesin başını döndüren o müthiş mehâbetine rağmen
zıtları bir arada yaşıyor gibi öylesine mütevaziydi ki; az önce arz edilen hususiyetleri görmeyenler O'nu âhâd-ı nastan biri sanırlardı. Arkadaşlarının onca tazim ve saygısını görmezlikten gelerek onlarla aynı zeminde bulunur
aynı sofrada yemek yer; farklılık ve hususiyetlerini bir namus gibi setreder ve yanında bulunanları
tabiatındaki mehâbet
haşmet ve mehâfetle bunaltmamak için yer yer cemâlî tecelli dalga boyundan
ibret
ders ve nükte edalı mülâtefelerle rahatlatır; izzetini tevazu ile süsler; mehâbetini şefkatle tadil eder ve nâsûtî rengini öne çıkararak o şeker-şerbet konumuna ayrı bir halâvet katardı.
O her zaman halimselim ve dengeliydi; kin
nefret ve öfke hislerinin tetiklendiği durumlarda bile fevkalâde mülayim davranır; gayzla köpüren insanların şiddetini
hiddetini tadil eder; en can alıcı hasımlarını bir hamlede yumuşatır ve cephe durumuna getirilmek istendiği yerlerde dahi hemen sıçrayıp hakemlik koltuğuna oturmasını bilirdi. Umumî bir hakkın çiğnenmediği
Allah hakkına saygısızlıkta bulunulmadığı hemen her yerde O
bağışlayıcı ve müsamahalı davranırdı ki siyer-i nebevîde
O'nun afv u safh ve müsamahasını gösteren misallerin yüzlercesini görmek
göstermek mümkündür.
Vade vefada da O'nun eşi-emsali yoktu. Bir kere hulfü'l-vaadde bulunduğubir kere olsun sözünden döndüğü görülmemişti. Ne peygamberliğinden önce ne de nübüvvetle serfiraz kılındıktan sonra -ahd u misak tanımayanlara karşı kararlı tavrı malum- hiç mi hiç sözünden dönmemiş
hilâf-ı vaki beyanda
hatta böyle bir şeyi îmâda dahi bulunmamış
hep bir güven ve vefa abidesi olarak yaşamıştı.
Obütün muhtevası pırıl pırıl öyle bir bilgi havzı ve hazinesiydi ki
ne geçmiş zamanın küllenmiş hâdiselerinden verdiği haberlerinde ne de tarih öncesi farklı milletlerin din
mezhep
kültür
an'ane ve örfleriyle alâkalı ihbarlarında hiçbir itirazla karşılaşmamıştı; karşılaşmazdı da; zira O
Allah'ın elçisiydi ve O'nun bilgi havzına akan o yanıltmayan malumat da hep O'ndan geliyordu. O
ifadelerinde söz kesen bir beyan sultanı
mantığında bir muhakeme abidesi ve düşüncelerinde de misyonunun enginliğine denk bir okyanustu. İfadeleri o kadar kıvrak
beyanı o denli vâzıh
üslûbu öylesine zengin ve rengin idi ki
bazen bir-iki cümle ile muhataplarına dünya kadar hakikatleri birden arz eder
bazen mücelletlere sığmayacak kadar geniş konuları bir solukluk söze sıkıştırır
bazen de tevil ve tefsir üstadlarına yorumlamak üzere ne söz cevherleri ne söz cevherleri emanet ederdi. "Bana cevâmiu'l-kelim verilmiştir" sözleri O'nun işte bu enginliğini işaretlemektedir.
ÖZETLE
1- ) Yüce AllahEfendimiz'e (sallallahu aleyhi ve selem) iç ve dış yapısı itibarıyla öyle bir genişlik bahşetmişti ki
fevkalâde mütevazı olmasının yanında olabildiğine mehîb ve büyüleyiciydi.
2- ) Herkesin telâşa kapılıp paniklediği yerlerde O'nun öyle merdâne bir duruşu vardır kio duruş karşısında hezimetler zafere dönüşür ve mağlûbiyetin tozu-dumanı içinde başarı stratejileri tüllenirdi.
3- ) İfadeleri o kadar kıvraküslûbu öylesine zengin idi ki
bazen bir-iki cümle ile muhataplarına dünya kadar hakikatleri birden arz eder
bazen mücelletlere sığmayacak konuları bir solukluk söze sıkıştırırdı.
M.FETHULLAH GÜLEN