Cennetlikler
Kur'an ve sünnette ifade buyrulduğuna göre

peygamberlerin davetine uyup iman eden ve amel-i salih işleyen kimseler cennete gireceklerdir. Bu kimseler cennetliktir. Esasen Allah'a ve insanlara karşı görevlerini yerine getirmekle insan daha dünyada iken manevî bir huzura kavuşur

maddî refah sağlanır ama tam manasıyla huzur ve kardeşlik cennette gerçekleşir: "Takva sahipleri

elbette cennetlerde ve pınarlardadır. Girin oraya selametle

emin olarak. Biz

o cennetliklerin kalplerindeki kinleri çıkarır atarız. Hepsi kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıya otururlar. Orada kendilerine hiçbir zahmet dokunmaz ve onlar oradan çıkarılacak da değiller." (15/Hıcr

45-48)
Kur'an-ı Kerim namazını eksiksiz kılanların

malından bir kısmını yoksullara ayıranların

ceza-hüküm gününe inananların

Allah'ın gazabından korkanların

ırzlarına sahip olanların

sözlerine ve emanete sadık kalanların

doğru şahitlikte bulunanların cennete gireceklerini bildirmektedir (70/Meâric

23-29

33). Ayrıca Cenab-ı Hakk'ın rızasını dileyerek sabredenlere (13/Ra'd

20-23)

şükredenlere (46/Ahkaf

15-16)

yürekten tevbe edenlere (66/Tahrim

8); Allah yolunda canını feda eden şehidlere (2/Bakara

154) ve Allah'a yönelmiş bir kalple idealize olmuş müslümanlara "Allahın ölçüsünde Allah'a yönelenlere" (50/Kaf

31-34) içinde ebedî kalınacak cennete girecekleri yüce Rabbimiz tarafından müjdelenmiştir.
Cennetliklerin hallerini dile getiren Kur'an ayetlerinden bazılarında şöyle buyrulur:
"İman edip salih amel işleyen kimseleri

Rableri

imanları sebebiyle

ağaçları altından ırmaklar akan

nimeti bol cennetlere hidayet buyurur. Bunların

cennette duaları: 'Allah'ım

seni tesbih ve tenzih ederiz

' sözüdür ve aralarındaki dilekleri de hep selamdır. Dualarının sonu ise; 'bütün hamd

âlemlerin Rabbine mahsustur' gerçeğidir." (10/Yûnus

9-10)
"Kim de O'na bir mü'min olarak salih amel işlemiş olduğu halde varırsa

işte onlara en yüksek dereceler var. Adn cennetleri vardır ki

(ağaçları) altından nehirler akar

orada ebedî kalacaklar. İşte böyle cennetlerde ebedî kalış

küfür ve isyandan temizlenenlerin mükâfatıdır." (20/Tâhâ

75-76)
İmran b. Husayn (r.a.)'dan rivayete göre Hz. Peygamber (s.a.v.) cennet ehlinin çoğunun fakirler olduğunu ifade buyurmuşlardır (S. Buhâri

Tecrid-i Sarih Tercümesi

c. 9

s. 40). Hadis yorumcuları bunu şöyle açıklarlar: Bir çok kötülükleri insana para işletir. Çoğu insan para ve mal yüzünden azar. Onun için

veya maldan mahrum fakirler çoğunluğu oluşturduğundan

bunların cennet ehlinin çoğunluğunu teşkil etmesi de olağandır.
Cennete ilk giren bir cemaatin yüzleri ayın on dördüncü gecesindeki gibi berraktır. Onlardan sonra girenler de en keskin ışık yayan yıldızlar gibidir. Hz. Muhammed ümmetinden yetmiş bin kişi hesap ve azap görmeksizin ilk olarak cennete girecektir (S. Buhâri

Tecrid

c. 4

s. 41-43).
Hadislerden öğrendiğimize göre cennete en son girecek kimseye

bu dünyanın iki misli (diğer rivayette on misli) kadar cennet verilecektir (S. Buhâri

Tecrid

c. 2

s. 845). Çeşitli rivayetlerle sabittir ki

son sözü kelime-i tevhid olan kimsenin mükâfatı cennettir (S. Buhari

Tecrid

c. 4

s. 264-275). Bu durumu hadisçiler şöyle yorumlarlar: Sadece "Lâ ilâhe illâllah" demekle

birinin müslümanlığına hükmedilmez; "Muhammedün Rasülullah" sözünü de eklemesi gerekir. Hatta İslâm dininden başka bütün dinlerden uzak olması icap eder. Bu inançta olan kimse

ehl-i kebâir (büyük günah işleyen) de olsa

günahı kadar cehennemde ceza gördükten sonra cennete girecektir. Nitekim Muaz b. Cebel (r.a.)'ın Hz. Peygamber'den rivayet ettiği şu hadis meseleyi açıklığa kavuşturur: "Hiçbir kimse yoktur ki

kalben tasdik ederek Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed (s.a.s.)'in

Allah'ın kulu ve rasulü olduğuna şehadet etsin de

Allah ona cehennemi haram etmiş olmasın." (S. Buhâri

Tecrid

c. 4

s. 271)
"Lâilâhe illâllah Muhammeddün rasülullah" diyen ve bunun gereğince iman edip salih amel işleyen her insan Allah'ın izniyle mutlaka cennete girecektir. Cennetlikler

hastalık

sakatlık

ihtiyarlık

huysuzluk vs. hallerden uzak olarak yaşayacaklardır.
Modern hayatın içinde bunalmış

özlediği hayatı sadece düşünüp

hayallerinde yaşayabilen bir insanlık var. Modern hayat huzur ve mutluluk vadetmişti. Ama vermediği gibi huzursuzluğu arttırdı. Bugün insanlık acılar içinde kıvranmaktadır. Beton binalar arasında sıkışmış

gürültülü şehir yaşamının ve hayatın yoğunluğunun ortaya çıkardığı stresin

kirli havayı teneffüs etmenin getirdiği birtakım biyolojik rahatsızlıklar

Allah korkusundan uzak yaşayan insanların sahtekârlıkları

çevirdikleri entrikalar ve işledikleri zulümler hayatı cehenneme çevirdi. Tabiattan ve tabiatından bu kadar uzaklaşan insan sanal/yapay şeylerle kendisini avutuyor. Evindeki akvaryumuyla

birkaç saksısıyla

kafesteki kuşuyla ve vazolara koyduğu birkaç plastik veya gerçek çiçekleriyle kendine yapay bir tabiat oluşturmaya çalışıyor. Sinema ve film dünyası yeterli gelmedi; bilgisayar oyunları ve stimülasyonlarla her şey sanallaştı

oyunlaştı. Fakat bütün bunlar

insanın streslerini atmaya

huzurlu olmasına yetmiyor. Artık hafta sonları bir su başında

birkaç ağacın dibinde geçirilen piknik saatleri de tatmin etmemeye başladı. Tabii ardından geriye özlem

yani nostaljik duygular kendini gösterip insanı avutma ve oyalama görevini üstlendi.
Günümüz insanı

bilim-teknoloji derken

bunları putlaştırdı. Ancak Allah'ın huzurunda elde edilebilen "huzur"u teknolojinin sağlayacağı ümidiyle yıllarca koştu. Yolun sonlarına doğru gelmesine rağmen baktı ki ortalarda cennet olmadığı gibi yaşam eskisinden de kötü oldu. İşte bu insanlardan bazıları "acaba cennet geçtiğimiz yollarda idi de biz mi göremedik? Dönüp bir daha bakalım!" dediler. Kısacası nostalji; cenneti dünyada aramanın şaşkınlığıdır. Fakat insanlar kusura bakmasınlar

cenneti dünyada asla bulamayacaklar. Çünkü dünyada cennet yok; Cennet

ölüm ötesi dünyaya ait bir yerdir.
Cennetle ilgili birçok ayetlerde "altından ırmaklar akan cennetler" ifadeleri geçer. Bugün özellikle zengin insanların yaptırdıkları veya satın aldıkları villaların denize nâzır olanlarının ne kadar pahalı ve değerli olduğunu biliyoruz. Niye değerli? Çünkü balkonuna çıkıp oturduğunuz zaman karşınız deniz. Bakanlara serinlik ve ferahlık veriyor. "Defterleri sağdan verilenler

ne mutlu o sağ ehline! Yüklü dalları bükülmüş kiraz (ağaçları)

üstüste dizili meyveleri sarkmış muz ağaçları

yayılıp uzanmış gölgeler

çağlayarak akan su kenarlarında

bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasındadırlar." (56/Vâkıa

27-33) Ne kadar güzel bir tatil yeri! Tatil yapanların oradan hiç ayrılmak istemeyecekleri bir yer. Dünyadaki hemen tüm tatil köyleri ve dinlenme kampları genellikle bir su kenarında ve yeşil bir ortamda tesis edilmişlerdir. Allah da buralara uygun ifadelerle cenneti tasvir etmiş. Fakat oradaki tatil yerleri hem ebedî

hem hakiki

hem de insanların akıllarına bile getiremedikleri nimetlerle dolu.