Cennet Kelimesi; Anlam ve Mâhiyeti
Cennet

"örtmek

gizlemek" anlamındaki "cenn" kökünden isim olup "bitki ve ağaçları ile toprağı örten bahçe

yeşillikleri bol

sık dal ve yaprakları ile yeri gölgelendiren bağlık

bahçe" manasına gelir. Peygamberlerin davetine uyarak iman edip dünya ve ahirete ait işleri

kulluk vazifelerini elden geldiği kadar güzel bir şekilde yapan temiz ve müttakî kişiler için hazırlanmış bir huzur ve mutluluk beldesidir. Ahiret hayatında mü'minlerin ebedî saadet ve nimetler yurdu olan yerin bu şekilde adlandırılmasının sebebi

genel görünümüyle dünya bahçelerine benzemesi veya eşsiz nimetlerini insan idrakinden gizlemiş olması şeklinde açıklanmıştır. Çoğulu cinân ve cennât'tır.
Cennetin İsimleri ve Tabakaları
Cennet kelimesi

Kur'an-ı Kerim'de 147 defa geçmektedir. İslâm literatüründe cenneti ifade etmek üzere kullanılan isimleri ve cennet tabakalarını şu şekilde sıralamak mümkündür:
1- Cennet: Ebedî saadet yurdunu ifade etmek üzere Kur'an'da

çeşitli hadislerde ve diğer İslamî eserlerde yer alan isimler içinde en çok kullanılan

içindeki bütün mekân ve imkânları kapsayacak şekilde muhtevası geniş olan bir terimdir. Kur'an'da 147 yerde geçmektedir. İslam literatüründe ebedî saadetle ilgili vaadler

özendirici anlatım ve tasvirler genellikle cennet ismi etrafında yoğunlaşmıştır. Diğer isimler tekil olarak kullanıldığı halde

cennetin çok sayıdaki ayette çoğul şekliyle de (cennât) yer alması

saadet yurdunun belli bir bölgesinin değil; tamamının adı olduğunu gösterir.
2- Cennetü'n-Naîm: 13 ayette geçmektedir. Arapça'da "refah

huzur

mutlu hayat" anlamına gelen nimet kelimesinden daha kapsamlı bir muhtevaya sahip olan naîm

insana mutluluk veren maddî ve manevî bütün güzellikleri ifade etmektedir. Buna göre cennâtü'n-naîm; mutluluklarla dolu cennetler manasına gelir. "Beni cennetü'n-naîmin vârislerinden kıl" (26/Şuarâ

85)
3- Adn cenneti: En belirgin anlamı ile ikamet etme

ikamet edilen yer demek olan adn

11 ayette kullanılmıştır. Adn'in

cennetin belli bir bölümünün adı olduğu veya çoğul şeklinde kullanılışına bakarak onun tamamını ifade eden bir isim olduğu anlaşılır. "Şüphesiz ki

iman edenler ve güzel amel işleyenler yok mu

işte onlar mahlukatın en hayırlısıdır. Onların Rableri katındaki mükâfatı

zemininden ırmaklar akan

içinde devamlı olarak kalacakları Adn cennetleridir. Allah onlardan râzı olmuş

onlar da O'ndan râzı olmuşlardır. Bu

Rabbinden korkan O'na saygı gösterenler içindir." (98/Beyyine

7-8)
4- Firdevs: Özellikle

içinde üzüm bulunan bağ bahçe anlamına gelir. İki ayette geçer. Firdevs

cennetin tamamını ifade eden bir isim olabileceği gibi

onun ortası

en yüksek ve en değerli bölgesinin özel adı da olabilir. "Şüphesiz

iman edip güzel amel işleyenler için barınak olarak Firdevs cennetleri vardır." (18/Kehf

107)
5- Hüsnâ: İyilik yapanlara Allah tarafından daha büyük bir iyilikle karşılık verileceğini

ayrıca buna bir de ilave (ziyade) yapılacağını ifade eden Yunus 26. ayetindeki hüsnâ (daha güzel

daha iyi

en güzel

en iyi) kelimesinin cennet anlamına geldiği müfessirlerin büyük çoğunluğu tarafından kabul edilmiştir. Ayetteki "ziyade"den maksat da

cennette Allah'ı görme şerefine nail olmaktır. "Güzel davrananlara hüsnâ (daha güzel karşılık)

bir de ziyade/fazlası vardır. Onların yüzlerine ne bir toz (kara leke) bulaşır

ne de bir horluk (gelir). İşte onlar cennet ehlidirler. Ve onlar orada ebedî kalacaklardır." (10/Yûnus

26)
6- Dârüs's-Selâm: Maddî ve manevî âfetlerden

hoşa gitmeyen şeylerden korunmuş olma manasındaki selâm ile dâr/yurt kelimesinden oluşan bu terkip

iki ayette cennetin adı veya tabakası olarak zikredilmiştir. Cennetin esenlik yurdu olduğu şüphesizdir. Gerçek esenliğin ancak cennette bulunabileceği

sonsuz hayatın

ihtiyaç bırakmayan zenginliğin

zillete yer vermeyen şeref ve üstünlüğün

eksiksiz bir sıhhatin sadece orada mevcut olduğu anlaşılır. "Halbuki Allah

Dârü's-Selâm'a çağırıyor ve O

dilediği kimseleri dosdoğru bir yola hidayet buyurur." (10/Yûnus

25)
7- Dârü'l-Mukame: Asıl durulacak yer

ebedî ikamet edilecek yurt manasındaki bu terkip de cennete girenlerin Allah'a hamd ve şükür sırasında bulundukları mekân için kullanacakları bir tabir olmalıdır. "O (Rab) ki lütfuyla bizi Dârü'l-Mukameye / asıl oturulacak yurda (cennete) yerleştirdi. Artık orada bize ne bir yorgunluk dokunacak

ne de orada bize bir usanç gelecektir." (35/Fâtır

35)
8- Cennetü'l-Me'vâ: "İman edip güzel amel işleyenlere gelince

onlar için Me'vâ cennetleri vardır." (32/Secde

19)
Bu isimlerin dışında

"ev

konak

şehir

ülke" anlamlarına gelen "dâr" kelimesi

Kur'an'da dâru'l-huld (ebediyet / sonsuzluk yurdu)

dâru'l-âhire (âhiret yurdu)

âkıbetü'd-dâr

ukbe'd-dâr (dünya yurdunun sonu) terkipleriyle cennet anlamında kullanılmıştır.
Kur'an'da zikredilen bu isimler

cennetin tabakaları olarak da kabul edilmektedir. Bu tabakalardan her birinde

mü'minlerin yaptıkları iyi işler karşılığında girecekleri veya yükselecekleri derece veya mertebeler vardır. Nitekim Müslim'in Ebu Said el-Hudri'den rivayet ettiği hadiste

Allah yolunda cihad edenlerin

cihadları sebebiyle cennette yüz derece yükselecekleri

her derecenin arasının ise

yer ile gök arasındaki mesafe kadar olduğu

Hz. Peygamber tarafından haber verilmektedir (Müslim

İmâre 116). Hadiste sözü edilen dereceler konusunda ise şu ihtimaller öne sürülmüştür. Bu dereceleri zahiriyle anlamak mümkündür. Gerçekten söz konusu derecelerin

zahirinden anlaşıldığı üzere

birbirinden daha yüksek menziller (tabakalar) olması muhtemeldir. Buna karşılık

yükseklikten kasdın

cennetteki nimetlerin çokluğu

insanın veya bir başka yaratığın hiç aklına bile gelmemiş

gönlünden dahi geçmemiş iyiliklerin büyüklüğü veya çokluğu anlamında olması muhtemeldir. Zira Allah Teala'nın mücahide lutfettiği iyilik veya cömertlik türleri birbirinden çok farklıdır

birbirinden üstündür. Buna göre

nimetlerin fazilet (üstünlük) konusundaki farklılıkları uzaklık açısından yer ile gök arasındaki mesafe gibidir.
Buhari'nin bir rivayetinde Hz. Peygamber

Allah yolunda savaşan mücahidler için cennette yüz derece (tabaka) hazırlandığını ve iki derecenin arasının yerle gök arası gibi olduğunu haber vermekte ve sözlerine devamla şöyle buyurmaktadır: "Allah'tan istediğiniz zaman Firdevs'i isteyin. Çünkü Firdevs

cennetin ortası ve cennetin en yükseğidir. Firdevs'ten cennet nehirleri doğar." (Buhâri

Cihad 4)
Bütün bu ayet ve hadislerden cennetin birçok tabakası olduğu anlaşılmaktadır. Bu tabakalardan bazılarının daha yüce ve nimetlerinin daha güzel veya daha efdal olması sebebiyle isimleri bize bildirilmiştir. Firdevs cenneti

mertebece en yüksek olan cennet tabakasıdır.