+ Konuyu Cevapla
Toplam 2 sonuçtan 1 ile 2 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Namazın Çekirdekleri

  1. #1
    Yönetici
    Üyelik Tarihi
    21-01-2009
    Mesajlar
    4,713

    Standart Namazın Çekirdekleri

    Namazın Çekirdekleri



    Namazda tesbih tekbir tahmid sübhaneke Fatiha Ta*hiy*yat gibi hususî sûre ve terkiplerin mânâları üzerindeki tefekkür tarzımız nasıl olmalıdır?


    Tekbir (Allahu Ekber) tesbih (Sübhanallah) tahmid (El*ham*dü*lillah) Fatiha ve Tahiyyat gibi hususî cümleler namazın çekirdeği mahiyetindedir. Aynı zamanda bu ifadeler kulluğun da esasatıdır.. ve bunlar mü'minin tefekkür dünyası için de çok önemli unsurlardır. Diğer bir ifadeyle mezkur ifadeler mü'mi*nin tefekkürle dolduktan sonra boşalmasını dillendiren çok mühim cümlelerdir. Ayrıca bu ifadelerden her biri mü'minin kâinattaki hakikatler karşısındaki hayranlığını seslendirirler.

    Şimdi isterseniz icmalî (özet) olarak yaptığımız bu değerlendirmeleri biraz daha açalım:

    "Namaz mü'minin miracıdır." buyrulmuştur. Efendimiz cismiyle ve ruhuyla semalara çıkmış mertebeler üstü zirvelere ulaşmış görmesi gerekli olan şeyleri –Allah'ın lütfuyla– görmüş ve daha sonra da geriye dönüp gelmiştir. Mü'min bu ufku iyi konsantre olursa her zaman hayalinde ruhunda ve zihninde yakalayabilir ve hakikî miracın gölgesinde izafî miracı yaşayabilir.

    Hakikat-i namaza muvaffak olamamış biri olarak bunu aynıyla size intikal ettirmek benim için çok zordur. Ancak dayanağım yaşayanlar; onların hissedip hissettirdikleri çerçevede bir şeyler söylenebileceğini düşünüyorum:

    İnsan bahsini ettiğimiz bu fikrî ve ruhî miracını yaparken tekvînî (kâinata ait) ve enfüsî (insanın iç dünyasıyla alâkalı) âyâtı müşâhede eder. Kur'ân'ın âyetleriyle bunlar arasında münasebetler bulur. Yerde bulunduğu aynı anda başının atmosferi aştığını gidip ta ötelere ulaştığını duyar gibi olur; evet insan az ruhunu dinlese o atmosferi her zaman yakalayabilir.

    Bundan sonra karşınıza Kur'ân'ın âyetlerinin de yardımıyla rengârenk tablolar çıkar ki bu tablolar sizin nefsinize karşı nefsinizden münbais olabileceği gibi kâinattan doğma tablolar da olabilir.. ve siz bu tabloların her birinde ne rengârenk şeylerle karşı karşıya kalırsınız! Aslında topyekün kâinat eşya ve insan vücudunda insanla kâinat arasındaki münasebetlerde öyle bir armoni öyle bir âhenk vardır ki dahası olamaz.

    İşte böyle bir manzara karşısında siz "Buna karışan başka el olamaz bu nizam ve âhengin arkasında sadece Allah var.!" der ve takdis makamında iliklerinize kadar duyarak "Süb*hanallah!" sözleriyle haykırırsınız. Tekbiri alır almaz "Süb*hanekallâhümme ve bihamdik" diyerek hamd ü tesbihi beraber yâd edip "Bize onu duyurduğundan dolayı Sana hamd olsun. Seni tesbih u takdis ve ilan ederiz ki Sen varsın şerikin yok ve Sen münezzeh ve mukaddessin!.." dersiniz.

    Bunlar gönlün sesi ve solukları olarak çevrede tınladıkça insan kendini vecd ü istiğrak zemzemesi içinde sanır.

    Bazen bu derin mülâhazaları kâinatta o baş döndürücü hâdiselerin duyulması takip eder. Bu konuda bir ilim adamı şunları söyler:
    "Şu güneş sisteminin başka bir güneş sistemiyle çarpışması veya güneş sisteminde bir gezegenin başka bir gezegenle vuruşması bir denizde akıp giden bir vapurun başka bir denizde yüzen herhangi bir vapurla çarpışma ihtimali söz konusu olmadığı gibi şu koca kâinatta da öyle müthiş bir âhenk var ki hiçbir gezegen veya gök cismi bir diğeriyle çarpışması kat'iyen bahis mevzuu değildir."
    Evet insan kâinattaki bu muhteşem nizam ve intizam tedbir ve tedviri gördüğünde "Bu ne müthiş ne büyük bir kuvvet eseridir!" demekten kendini alamaz. Arkasından bir kere daha tefekkürle derin bir soluk almak için "Allahu Ekber" der iki büklüm olur. Durumuna göre ve tilâvet ettiği âyetlere bağlı olarak Cenâb-ı Hakk'ın gökten ve yerden indirdiği ve bitirdiği nimetleri düşünür hamd ü senâ hisleriyle köpürür; verilen şeyleri verileceklerin referansı sayar sevinir; duygu ve düşünceleri itibarıyla hep O'na doğru yol alıyor gibi bir ruh hâletiyle gürler ve tilâvet ettiği kelimelerle duyuş ve sezişleri arasında münasebetler kurar ve hislerini namazın münasip bir rüknünde ona uygun "kelimât-ı tayyibe" ile seslendirir ve daha da derinleşerek seyahatini devam ettirir.

    Evet namazın içinde çokça zikredilen Sübhanallah El*ham*dülillah ve Allahu Ekber gibi mukaddes kelimeler bir bakıma kulluğun sesi-soluğu miraç hakikatinin farklı fasıllarının işaretleridir.
    Biz Cenâb-ı Hakk'ın karşısında kulluğumuzu icra ederken bütün müşâhede duyuş ve hissedişlerimizi tesbih tahmid tekbir şeklinde dile getiririz. Vermiş olduğu maddî-mânevî cismanî ve ruhanî bütün nimetlerine karşı "Elhamdülillah"; hiçbir şekilde şerikinin bulunmaması karşısında tesbih sadedinde "Sübhanallah"; küçüklüğümüzü teslim O'nun büyüklüğünü ilan sadedinde "Allahu Ekber" diyerek umum rubûbiyetine karşı küllî bir ubûdiyette (kullukta) bulunmaya çalışırız.

    Fatiha sûresi Kur'ân'ın hulâsası ve özüdür. Bütün Kur'ân*da*ki hakikatleri mücmel (özet) olarak Fatiha'da görmek mümkündür. Binaenaleyh biz orada yerinde Cenâb‑ı Hakk'ın azametini görüp dehşete kapılarak "Büyüksün Allahım!" mânâsına "Allahu Ekber!" deriz; yerinde Cennet'in nimetleri içinde yüzüyor gibi olur ve o nimetlere bizi ulaştıracak vesileler içinde bulunduğumuzu hisseder Allah'ın lütfuyla bir mânevî merdivende yükseltildiğimizi görerek –aynı şeyler oruç zekât hac gibi hususlarda da söz konusudur– "Elhamdülillah" deriz. Yerinde "Bütün bunları kâinat ve dünya-ukbâ münasebetini hazırlayan Allah'tır." diyerek yâd ederiz ki câmi bir icmalle bunların hepsi Fâtiha'da mündemiçtir.

    Tahiyyata gelince o daha net olarak bize miracı hatırlatır. Miraç Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) Allah'a olan kulluğu ve tabir-i diğerle kendisinden istenen kulluğu çok geride bırakıp evc-i kemale çıkmasının ifadesidir. Evet Cenâb‑ı Hak Efendimiz'e (sallallâhu aleyhi ve sellem) kulluk adına bir kapı aralamış ve geçiş adabına uygun oradan geçmesini istemiştir. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) hiç kimseye müyesser olmayacak şekilde "İki yay arası kadar hatta daha da yakın..." (Necm sûresi 53/9) ile işaret edilen bir derinlik ve mükemmeliyet içinde o kapıdan geçmiştir.
    İşte miraç Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) peygamberliğinin semeresi değildir; o O'nun kulluğunun neticesidir. Miraç en zor şartlar altında dahi kulluğundan fedakârlıkta bulunmayan Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) insanların kendisine bütün bütün sırtlarını döndüğü sebeplerin bir bir sukut ettiği bir dönemde sırr-ı vahidiyet içinde nur‑u ehadiyetin tecellî etmesinden ibarettir.

    Kureyş'in "Bunlara kız alıp vermeyeceksiniz.. çarşıda pazarda bir şey satmayacaksınız. Her türlü ilişkinizi keseceksiniz.. ta bütün Hâşim oymağı Şi'b-i Ebî Talib'de mahvoluncaya dek…" dedikleri bir uğursuz dönemde yani zâhiren hiçbir esbabın görünmediği anda Allah Teâlâ Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) kalbini taltif etmek ve kırılan onurunu tamir etmek için O'nu özel katına yükseltmişti.
    Bu dönem aynı zamanda onca olumsuzlukların yanında Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) iki büyük musibete maruz kaldığı dönemdi. Bunlardan biri Ebû Talib'in vefatı diğeri biricik zevcesi Haticetü'l-Kübrâ'yı kaybetmesiydi. Cenâb-ı Hak O'nun bu yaralarının tedavisi için "Herkese ve her şeye rağmen bütün dünyalara bedel Ben varım!" diyerek Efendimiz'i miraçla taçlandırmış ve tesliyede bulunmuştur.

    O'nun bütün namazları niyazları oruçları ve çileleri; namazın niyazın orucun mânâsını halka anlatmaları anlatıp bütün bunları birer merdiven yapmaları O'nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) miraca yükselmesine vesile olmuştu. Böyle bir şeref Efendimiz'den (sallallâhu aleyhi ve sellem) başka ikinci bir peygambere nasip olmamıştır. Her nebi kendi ruhunda belki perispirisi ile Allah'ın huzuruna çıkmış kurb-u huzura müşerref olarak iltifat görmüştür ama bütün gökleri ve Cennetleri bilemediğimiz keyfiyetleriyle temâşâ ikramı sadece Allah Resûlü'ne müyesser olmuştur.
    İşte bizler de böyle kadri yüce civanmert bir Nebi'nin arkasında bulunmanın mazhariyetiyle namaz sayesinde o miracı duymaya çalışıyoruz.

    Buraya kadar anlatılanlar ne namazın mücmel bir hulâsası ne de onun çekirdeği olan "Sübhanallah" "Elhamdülillah" ve "Allahu Ekber"i kamet-i kıymetlerine göre anlatmaktır. "Herkes kendi seciye ve ka*rakterine göre davranır." (İsrâ sûresi 17/84) âyetinde ifade edildiği gibi herkes hâline göre iş yapar ve hâline göre konuşur. Ben de yıkık dökük ve perişan hâlime göre o en yüce hakikatleri anlatmaya çalıştım. Seyyiatım perde değilse temiz gönüller bu bulanık şeylerin arkasında ger*çekten dupduru olan namaz hakikatini duyabilirler.

    Rabbim "Hammâdûn" ümmetinden olan bizleri Ah*med‑i Mahmud olan Efendimiz'in (aleyhissalâtü vesselâm) ha*dis*lerinin ifadesiyle orada "Livâü'l-Hamd" isimli sancağı altında toplanmak ve hamd etmek; burada "Hamdolsun bizi bu Cennet'e eriştiren Allah'a! Eğer Allah bizi muvaffak kılmasaydı kendiliğimizden biz buna yol bulamazdık."(A'râf sûresi 7/43) âyetini okuyarak ahirette de Livâü'l-Hamd altında toplandığımız zaman "Rabbimizden beklenen buydu. Sultanımıza yakışan da budur!" demek lütfuyla bizleri lütuflandırsın. Dünya ve ukbâda bizi maiyyet-i ilâhiye ile serfiraz eylesin!..

    Fethullah Gülen

  2. #2
    Yönetici
    Üyelik Tarihi
    21-01-2009
    Mesajlar
    4,713

    Standart

    Namazın çekirdekleri...



    Bismillahirrahmanirrahim

    Namazın mânâsı Cenâb-ı Hakkı tesbih ve tâzim ve şükürdür.

    Yani celâline karşı kavlen ve fiilen "SübhanAllah" (Allah her türlü kusur ve noksandan uzaktır) deyip takdîs etmek;
    hem kemâline karşı lâfzen ve amelen "Allahu Ekber" (Allah en büyüktür en yücedir) deyip tâzim etmek;
    hem cemâline karşı kalben ve lisânen ve bedenen "Elhamdulillah" (Ezelden ebede her türlü hamd şükür övgü ve minnet Allah'a mahsustur) deyip şükretmektir.


    Demek tesbih ve tekbir ve hamd namazın çekirdekleri hükmündedirler.


    Ondandır ki namazın harekât ve ezkârında bu üç şey her tarafında bulunuyorlar.


    Hem ondandır ki namazdan sonra namazın mânâsını te'kid ve takviye için şu kelimât-ı mübâreke otuz üç defa tekrar edilir.

    Namazın mânâsı şu mücmel hulâsalarla te'kid edilir. (Sözler s.44-45)




    Bediüzzaman Said Nursi


    SÖZLÜK:
    TESBİH : Allah`ın zâtında sıfatında ve fiillerinde bütün noksanlardan uzak olduğunu ifâde etmek.
    TÂZİM : Hürmet büyük saydığını gösterecek sûrette güzel muâmelede bulunma.
    CELÂL : Sonsuz büyüklük haşmet ululuk yücelik ve haşmet sahibi olan Allah.
    KAVLEN : Sözle sözlü olarak.
    TAKDÎS : Mukaddes bilme. Allah`ı noksan ve kusurlardan pâk ve yüce kabul etmek.
    LÂFZEN : Sözlü olarak.
    AMELEN : Amelce iş itibarıyla.
    EZKÂR : Zikirler Allah`ı anmalar.
    TE`KİD : Kuvvetlendirme.
    MÜCMEL : Kısa öz muhtasar sözü az mânâsı çok.

+ Konuyu Cevapla

Yetkileriniz

  • Konu açma yetkiniz yok.
  • Cevap yazma yetkiniz yok.
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok.
  • Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.